Çözüm ve barış süreci, meclis komisyonun verdiği diğer adı Milli birlik, dayanışma ve kardeşlik projesi bir yıldan fazladır devam ediyor. Ancak verilen sözler dışında, çözüme yönelik somut, net, yasal bir düzenleme henüz yapılmamıştır.
Böyle olduğu için kamuoyunda özelikle Kürt kesiminde sürece güven azdır. Çünkü şimdiye kadar yapılan sadece sözde söylemler oluyor, bu da sözde kalıyor.
Eskilerin dediği gibi "Sözle pilav pişmiyor." Söylemenin en iyi biçimi yapmadır, uygulamadır.
Türkiye'nin en önemli meselesi olan Kürt sorunun çözümü ile ilgili girişimler, sanki yeteri kadar ciddiyetle, kararlılıkla ele alınmıyor, çözüm ve çare üretilmiyor algısı oluşuyor.
Oysa bu mesele Türkiye cumhuriyeti vatandaşı herkesi ilgilendiren hayati yaşamsal bir konudur.
Zira kırk yılı aşkın bir zamandır devam eden çatışmalı ortam, ülkemize büyük can kayıpları, büyük acılar travmalar yaşattı. Maddi manevi büyük bir yıkım getirmiştir.
Uzmanların düşük yoğunluklu savaş dedikleri silahlı çatışmaların sonucunda yüz milyarlarca dolar silahlara harcanmış, böylece, gelir dağılımı bozukluğunun getirdiği yoksulluk artmış ve enflasyon hayat pahalılığı rekor seviyelere ulaşmıştır.
Refaha harcanacak paralar maalesef savaşa harcamıştır. Bundan da emperyalist ülkeler yararlanmıştır.
Eğer ülkede barış sağlanırsa, başka bir tanımla iktidarın terörsuz Türkiye dediği söylemi gerçekleşirse, ekonominin şaha kalkmasına halkın refah düzeyinin yükselmesine neden olacağı açıktır. Çözüm sürecinin başarıya ulaşması, iktidarın terörü bitirmesi için bazı yasal adımlar atması gerekir. Bu da sözle değil yazıyla, tahvitle olur.
Bundan dolayı yazımızın konusuna söz uçar yazı kalır dedik.
Her ne kadar, şimdiye kadar somut bir sonuç olmasa bile, epey bir zamandır, şükür, ölümler yaşanmıyor. Şehit haberleri gelmiyor. Bu çok sevindirici bir durumdur. Büyük bir mutluluktur. Bunun kıymetini bilmeliyiz. Önemli olan artık analar ağlamasın.
Gençlerin doğu ve güneydoğu anadolu bölgesine korkmadan, batı illerine gider gibi askere gidebilmeleri, vicdanlı her insanı çok sevindirir.
Gerçekten istenirse Kürt sorunun çözümü öyle çok zor değildir. Yapılması gereken demokratik siyaset kanallarının açılmasıdır. Tam demokrasinin işlemesidir. MHP genel başkanı Devlet Bahçeli'nin bile PKK kurucu önderi dediği Abdullah Öcalan Kürt sorunun çözümü için gerçek bir demokrasi yeterlidir diyor.
Öcalan 27 Şubat 2025 te yaptığı açıklamada federasyon, özerklik, hatta Kültüralist çözümler bile istemediğini Türkiye kamuoyuna deklare etmiştir. Bu çok önemli bir açıklamaydi. PKK, kurucu önderinin sözünu dinleyerek silah bıraktığını Türkiye ve dünya kamuoyuna duyurdu. Öcalan'ın verdiği bu kararın samimi olduğu taktik degil stratejik bir karar olduğu siyaseti az çok bilen kişiler anlar. Abdullah Öcalan'ın son açıklaması ise PKK yalnız silah bırakması değil, silahı bile düşünmemesi gerektiğini Imrali'ya giden meclis komisyon üyelerine bildirmiştir. Artık bundan sonra barış kapılarının açılması için iktidarın demokratik düzenlenme, yasal çalışmalar yapması gerekir. Devletin bazı kesimlerinin Kürtlerin ayrılma endişeleri duymaları yersizdir, gereksizdir, bir fobidir yani bir korkudur, bunun somut gerçeklikle bir ilgisi yoktur.
Doğrusunu demek gerekirse, bu meseleyi biraz bilen bir kişi olarak diyebilirim, Türkiye Kürtlerinin büyük çoğunluğunun Türkiye'den ayrılma gibi bir niyetlerinin olduğunu sanmıyorum.
Zira, Türkiye Kürtleri Türkiyenin her bölgesine her iline dağılmışlar, oralar yurtları yerleri olmuştur.
Ayrıca, Türkiye Kürtleri evlilik yoluyla Türkiye halkıyla iç içe geçmiştir.
Bu durum her konuda sosyal ekonomik olarak ta ayrılmaz bir duruma gelmiştir. İstanbul Türk ve Kürt halkının en büyük kenti haline gelmiştir. Bundan dolayı ayrılma denilen durumun maddi somut temeli fazla geçerli değildir.
Kürtlerin yaşadıkları diğer üç ülke Irak, Suriye, Iran'da durum farklıdır.
Zira oralarda Türkiye'de olduğu gibi bir entegrasyon yeteri kadar olmamıştır.
Şunu da ekleyim, bu benim sezgim ve düşüncemdir, eğer Kürtlerin Türkiye'den ayrılma diye bir refarandum yapılsa, bence küçük bir azınlığın dışında Kürt halkının çoğu ayrılma yönünde bir karar vermez.
İşte bu olgunun çok kıymetini bilmek gerek. İlkel milliyetçiliğin aklın ve mantığın önüne geçmemesi halinde sorunlar kolayca çözülür.
Çözüm sürecinin önünde en büyük engelin Kürtlerin yaşadıkları kuzey doğu Suriye'de özerk bölgenin varlığı olduğu anlaşılıyor.
Türk devleti bu yapının ileride ülkenin birliğine zarar verecegi endişesi taşıyor. Bence bu algı ve korku yersizdir. Nitekim Irak Kürt özerk bölgesi Türkiye için bir tehdit değil müttefik haline gelmiştir.
Kürtlerin Rojava dedikleri bölge de, bence akıllıca düşünülür, davranılırsa tehdit değil bir güç olabilir.
Türk yetkileri öteden beri Türk ve Kürt kardeşliğinden söz ederler. Bunun yerine getirilmesi söz ile değil uygulamayla olur.
Suriye Kürt halkını HTŞ'ye El Kaide kokenli Cihatçı Ahmet El Şara'ya tercih etmemekle olur. Türkiye'nin Bölge Kürtlerine sahip çıkmasıyla hamilik yapmasıyla olur.
Sonuçta demek gerekir ki, Türkiye devlet yetkileri bu tarihi çözüm sürecini heba etmemelidir. Duyguyla değil akılla sağ duyu ile hareket etmek tarihi bir önemdedir.
Anasayfa
Yazarlar
NECDET ŞANSAL
Yazı Detayı
Bu yazı 1268+ kez okundu.
SÖZ UÇAR YAZI KALIR
Çözüm ve barış süreci, meclis komisyonun verdiği diğer adı Milli birlik, dayanışma ve kardeşlik projesi bir yıldan fazladır devam ediyor. Ancak verilen sözler dışında, çözüme yönelik somut, net, yasal bir düzenleme henüz yapılmamıştır.
Böyle olduğu için kamuoyunda özelikle Kürt kesiminde sürece güven azdır. Çünkü şimdiye kadar yapılan sadece sözde söylemler oluyor, bu da sözde kalıyor.
Eskilerin dediği gibi "Sözle pilav pişmiyor." Söylemenin en iyi biçimi yapmadır, uygulamadır.
Türkiye'nin en önemli meselesi olan Kürt sorunun çözümü ile ilgili girişimler, sanki yeteri kadar ciddiyetle, kararlılıkla ele alınmıyor, çözüm ve çare üretilmiyor algısı oluşuyor.
Oysa bu mesele Türkiye cumhuriyeti vatandaşı herkesi ilgilendiren hayati yaşamsal bir konudur.
Zira kırk yılı aşkın bir zamandır devam eden çatışmalı ortam, ülkemize büyük can kayıpları, büyük acılar travmalar yaşattı. Maddi manevi büyük bir yıkım getirmiştir.
Uzmanların düşük yoğunluklu savaş dedikleri silahlı çatışmaların sonucunda yüz milyarlarca dolar silahlara harcanmış, böylece, gelir dağılımı bozukluğunun getirdiği yoksulluk artmış ve enflasyon hayat pahalılığı rekor seviyelere ulaşmıştır.
Refaha harcanacak paralar maalesef savaşa harcamıştır. Bundan da emperyalist ülkeler yararlanmıştır.
Eğer ülkede barış sağlanırsa, başka bir tanımla iktidarın terörsuz Türkiye dediği söylemi gerçekleşirse, ekonominin şaha kalkmasına halkın refah düzeyinin yükselmesine neden olacağı açıktır. Çözüm sürecinin başarıya ulaşması, iktidarın terörü bitirmesi için bazı yasal adımlar atması gerekir. Bu da sözle değil yazıyla, tahvitle olur.
Bundan dolayı yazımızın konusuna söz uçar yazı kalır dedik.
Her ne kadar, şimdiye kadar somut bir sonuç olmasa bile, epey bir zamandır, şükür, ölümler yaşanmıyor. Şehit haberleri gelmiyor. Bu çok sevindirici bir durumdur. Büyük bir mutluluktur. Bunun kıymetini bilmeliyiz. Önemli olan artık analar ağlamasın.
Gençlerin doğu ve güneydoğu anadolu bölgesine korkmadan, batı illerine gider gibi askere gidebilmeleri, vicdanlı her insanı çok sevindirir.
Gerçekten istenirse Kürt sorunun çözümü öyle çok zor değildir. Yapılması gereken demokratik siyaset kanallarının açılmasıdır. Tam demokrasinin işlemesidir. MHP genel başkanı Devlet Bahçeli'nin bile PKK kurucu önderi dediği Abdullah Öcalan Kürt sorunun çözümü için gerçek bir demokrasi yeterlidir diyor.
Öcalan 27 Şubat 2025 te yaptığı açıklamada federasyon, özerklik, hatta Kültüralist çözümler bile istemediğini Türkiye kamuoyuna deklare etmiştir. Bu çok önemli bir açıklamaydi. PKK, kurucu önderinin sözünu dinleyerek silah bıraktığını Türkiye ve dünya kamuoyuna duyurdu. Öcalan'ın verdiği bu kararın samimi olduğu taktik degil stratejik bir karar olduğu siyaseti az çok bilen kişiler anlar. Abdullah Öcalan'ın son açıklaması ise PKK yalnız silah bırakması değil, silahı bile düşünmemesi gerektiğini Imrali'ya giden meclis komisyon üyelerine bildirmiştir. Artık bundan sonra barış kapılarının açılması için iktidarın demokratik düzenlenme, yasal çalışmalar yapması gerekir. Devletin bazı kesimlerinin Kürtlerin ayrılma endişeleri duymaları yersizdir, gereksizdir, bir fobidir yani bir korkudur, bunun somut gerçeklikle bir ilgisi yoktur.
Doğrusunu demek gerekirse, bu meseleyi biraz bilen bir kişi olarak diyebilirim, Türkiye Kürtlerinin büyük çoğunluğunun Türkiye'den ayrılma gibi bir niyetlerinin olduğunu sanmıyorum.
Zira, Türkiye Kürtleri Türkiyenin her bölgesine her iline dağılmışlar, oralar yurtları yerleri olmuştur.
Ayrıca, Türkiye Kürtleri evlilik yoluyla Türkiye halkıyla iç içe geçmiştir.
Bu durum her konuda sosyal ekonomik olarak ta ayrılmaz bir duruma gelmiştir. İstanbul Türk ve Kürt halkının en büyük kenti haline gelmiştir. Bundan dolayı ayrılma denilen durumun maddi somut temeli fazla geçerli değildir.
Kürtlerin yaşadıkları diğer üç ülke Irak, Suriye, Iran'da durum farklıdır.
Zira oralarda Türkiye'de olduğu gibi bir entegrasyon yeteri kadar olmamıştır.
Şunu da ekleyim, bu benim sezgim ve düşüncemdir, eğer Kürtlerin Türkiye'den ayrılma diye bir refarandum yapılsa, bence küçük bir azınlığın dışında Kürt halkının çoğu ayrılma yönünde bir karar vermez.
İşte bu olgunun çok kıymetini bilmek gerek. İlkel milliyetçiliğin aklın ve mantığın önüne geçmemesi halinde sorunlar kolayca çözülür.
Çözüm sürecinin önünde en büyük engelin Kürtlerin yaşadıkları kuzey doğu Suriye'de özerk bölgenin varlığı olduğu anlaşılıyor.
Türk devleti bu yapının ileride ülkenin birliğine zarar verecegi endişesi taşıyor. Bence bu algı ve korku yersizdir. Nitekim Irak Kürt özerk bölgesi Türkiye için bir tehdit değil müttefik haline gelmiştir.
Kürtlerin Rojava dedikleri bölge de, bence akıllıca düşünülür, davranılırsa tehdit değil bir güç olabilir.
Türk yetkileri öteden beri Türk ve Kürt kardeşliğinden söz ederler. Bunun yerine getirilmesi söz ile değil uygulamayla olur.
Suriye Kürt halkını HTŞ'ye El Kaide kokenli Cihatçı Ahmet El Şara'ya tercih etmemekle olur. Türkiye'nin Bölge Kürtlerine sahip çıkmasıyla hamilik yapmasıyla olur.
Sonuçta demek gerekir ki, Türkiye devlet yetkileri bu tarihi çözüm sürecini heba etmemelidir. Duyguyla değil akılla sağ duyu ile hareket etmek tarihi bir önemdedir.
Ekleme
Tarihi: 16 Aralık 2025 -Salı
SÖZ UÇAR YAZI KALIR
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.