NECDET ŞANSAL
Köşe Yazarı
NECDET ŞANSAL
 

ÇÖZÜM SÜRECİ BİTTİ BİTECEK GİBİ DEVAM EDİYOR

Kötümser biri değilim. Aksine belki saf denilecek kadar iyimserim. Umut'a önem veren bir kişiyim. Umutsuz insan yaşayamaz. İsterdik, yazıya çözüm süreci bitti bitecek diyeceğimize çözüm süreci oldu olacak demiş olsaydık. Bizde böyle bir algı ve sezgi olmuşsa, umarız yanılmış olalım. Demokrasi ve kardeşlik projesinin gerçekleşmesini, ırkçı ve kardeş savaşından beslenenler dışında, zannederim halkın çoğu canı gönülden ister. Ama maalesef üzülerek belirtmek isterim,  şimdilik çözüme yönelik ortada gayet ciddi bir irade  görünmüyor. Kimse kusura bakmasın, sanki havanda su dövülüyor denilen bir kısır döngü izlenimi var. Zira, Türkiye'nin en önemli meselesi Kürt sorunun çözümüne ilişkin, bir yılı aşkın süredir yapılan ciddi açıklamalara rağmen, çözüme odaklı irade, somut, belirgin şekilde henüz ortaya çıkmadı.  Bu süre zarfında MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli'nin işaret ettiği PKK kurucu önderi Abdullah Öcalan ile görüşmeler sonucu bir grup PKK militanı silahlarını bıraktılar.  Sonra, bilindiği gibi, çözüm süreci ile ilgili mecliste, milli birlik demokrasi kardeşlik projesi adı altında, meclis başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında bir komisyon kuruldu. Ama, olayın garip yönü muhatap olan halkın adı, Kürt kelimesi çözüm komisyonuna verilmedi. Ayrıca böylesi çok önemli mesele'de görev yapan komisyonun yasa ile görev yapması gerekirken, bu işlem yapılmadı.  Komisyon yaklaşık üç aydır görev yapıyor. Verilen bilgiye göre, komisyon görevini tamamladıktan sonra, hazırladıkları raporlar ve özelikle öneriler, meclis komisyonlarına gönderilecek, tasarılar oradan meclis genel kuruluna havale edilecek. Milletvekillerin oylarına sunulacak, kabul veya red edilecektir.  Süreç böyle işleyecek. Ancak üstte belirttiğimiz üzre yasal düzenleme yapılmadığı için, istenirse çözüm komisyonu ve kararları iptal edilebilir.  Süreç çok yavaş işllediği kadar, belirsizlik, deyim yerindeyse sürecin ruhuna, özüne uygun adımlar atılmıyor. Hatta sabote eden, uygulamalar yapıliyor. Örneğin: iktidar,  Avrupa insan hakları mahkemesinin, Edirne cezaevinde tutuklu bulunan HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği berat, tahliye kararlarına uymuyor, buna itiraz ediyor. Oysa, Türkiye Avrupa insan hakları sözleşmesine imza atmış, oradan çıkan kararlara uyacağını belirmiştir.  Nitekim anayasanın 90. Maddesi bunu teyit etmiştir. Yani dış hukuk kararları bir üst mahkeme gibi iç yargının üzerinde belirleyicidir denilir.  Buna rağmen  anayasal kurallar bile yokuşa sürülüyor. Bundan dolayı insan, bu nasıl kardeşlik, demokrasi çözüm projesi demek zorunda kalıyor.  Üstelik AK Parti AKP grub başkanı Abdullah Güler süreç ile ilgili yaptığı son açıklamada; çözüm sürecini yakından ilgilendiren, af ile ilgili bir soruya verdiği bir yanıtta gündemizde genel af yoktur açıklamasında bulundu. Belki en önemlisi, demokrasi ve kardeşlik projesi başkanı, çocuğu kaybedilmiş bir annenin kendi anadili olan Kürtçe konuşmasına izin vermiyor. Olacak ve anlaşılacak bir durum ve mantık değildir. Adı konulmasa da, hem Kürt sorununu çözeceğim diyeceksiniz, hem de bunun için kurulan komisyon da Kürtçe konuşamazsın denilmesi. Demek bilinmeyen dil efsanesi devam ediyor, aşılmiyor.Tam bir ironi, kara mizah örneği bir durum. Anlaşılan, demokrasi ve kardeşlik projesi, AKP ve MHP partileri arasında taktik olarak ortaya atılmış bir proje olduğu, bunda amaç, Kuzey doğu Suriye halklarının, Suriye merkezi hükümetinden ayrılmalarını önlemek için olduğu seziliyor. Ezcümle, bence,  proje, Suriye'de PYD parti ve askeri güçleri olarak, Suriye Colani önderliğinde  Cihatçı HTŞ güçlerine katılırsa, biz de Türk iktidarı olarak, Türkiye'de bazı Kürt, sosyal kültürel haklarını kabul ederiz planıdır. Çözüm sürecinin şimdiye kadar başarılı olmamasının en önemli nedenin, Öcalan üzerinden yürütülen Suriye projesinin işler hale gelmemesidir. Çelişkili olan durum? Türkiye'de demokrasi kuralları geniş anlamda uygulanacak denilirken, Suriye'de bundan teğet geçilmesidir. Kürt sorunu nasıl Türkiye'de demokrasi ile çözülürse, aynı şekilde Suriye'de demokratik bir sistemle çözülür. Aksi bir yönelimle çözüm mümkün olmaz.  Sonuç olarak Kürt sorunu gerçekten çözülmek isteniyorsa, soruna taktik değil, stratejik yaklaşılmalıdır. Bu yazı yazılırken, meclis başkanı Numan Kurtulmuş'un Diyarbakır gezisi olumlu umut verici geçmiştir denilebilir. Ancak, konuya ilkesel yaklaşılmalıdır. Ankara'da başka, Diyarbakır'da başka konuşmakla çözüm olmaz.  Sorunun muhataplarının ortak bir paydada buluşmaları gereklidir. Bu da yasal ve anayasal düzenlemeler yapılmasıyla, uygulamakla mümkün olacaktır.
Ekleme Tarihi: 20 Ekim 2025 -Pazartesi

ÇÖZÜM SÜRECİ BİTTİ BİTECEK GİBİ DEVAM EDİYOR

Kötümser biri değilim. Aksine belki saf denilecek kadar iyimserim. Umut'a önem veren bir kişiyim. Umutsuz insan yaşayamaz.
İsterdik, yazıya çözüm süreci bitti bitecek diyeceğimize çözüm süreci oldu olacak demiş olsaydık. Bizde böyle bir algı ve sezgi olmuşsa, umarız yanılmış olalım. Demokrasi ve kardeşlik projesinin gerçekleşmesini, ırkçı ve kardeş savaşından beslenenler dışında, zannederim halkın çoğu canı gönülden ister. Ama maalesef üzülerek belirtmek isterim,  şimdilik çözüme yönelik ortada gayet ciddi bir irade  görünmüyor. Kimse kusura bakmasın, sanki havanda su dövülüyor denilen bir kısır döngü izlenimi var. Zira, Türkiye'nin en önemli meselesi Kürt sorunun çözümüne ilişkin, bir yılı aşkın süredir yapılan ciddi açıklamalara rağmen, çözüme odaklı irade, somut, belirgin şekilde henüz ortaya çıkmadı. 
Bu süre zarfında MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli'nin işaret ettiği PKK kurucu önderi Abdullah Öcalan ile görüşmeler sonucu bir grup PKK militanı silahlarını bıraktılar. 
Sonra, bilindiği gibi, çözüm süreci ile ilgili mecliste, milli birlik demokrasi kardeşlik projesi adı altında, meclis başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında bir komisyon kuruldu. Ama, olayın garip yönü muhatap olan halkın adı, Kürt kelimesi çözüm komisyonuna verilmedi.
Ayrıca böylesi çok önemli mesele'de görev yapan komisyonun yasa ile görev yapması gerekirken, bu işlem yapılmadı.
 Komisyon yaklaşık üç aydır görev yapıyor. Verilen bilgiye göre, komisyon görevini tamamladıktan sonra, hazırladıkları raporlar ve özelikle öneriler, meclis komisyonlarına gönderilecek, tasarılar oradan meclis genel kuruluna havale edilecek.
Milletvekillerin oylarına sunulacak, kabul veya red edilecektir.  Süreç böyle işleyecek. Ancak üstte belirttiğimiz üzre yasal düzenleme yapılmadığı için, istenirse çözüm komisyonu ve kararları iptal edilebilir. 
Süreç çok yavaş işllediği kadar, belirsizlik, deyim yerindeyse sürecin ruhuna, özüne uygun adımlar atılmıyor. Hatta sabote eden, uygulamalar yapıliyor.
Örneğin: iktidar,  Avrupa insan hakları mahkemesinin, Edirne cezaevinde tutuklu bulunan HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği berat, tahliye kararlarına uymuyor, buna itiraz ediyor.
Oysa, Türkiye Avrupa insan hakları sözleşmesine imza atmış, oradan çıkan kararlara uyacağını belirmiştir.
 Nitekim anayasanın 90. Maddesi bunu teyit etmiştir. Yani dış hukuk kararları bir üst mahkeme gibi iç yargının üzerinde belirleyicidir denilir. 
Buna rağmen  anayasal kurallar bile yokuşa sürülüyor.
Bundan dolayı insan, bu nasıl kardeşlik, demokrasi çözüm projesi demek zorunda kalıyor. 
Üstelik AK Parti AKP grub başkanı Abdullah Güler süreç ile ilgili yaptığı son açıklamada; çözüm sürecini yakından ilgilendiren, af ile ilgili bir soruya verdiği bir yanıtta gündemizde genel af yoktur açıklamasında bulundu. Belki en önemlisi, demokrasi ve kardeşlik projesi başkanı, çocuğu kaybedilmiş bir annenin kendi anadili olan Kürtçe konuşmasına izin vermiyor. Olacak ve anlaşılacak bir durum ve mantık değildir.
Adı konulmasa da, hem Kürt sorununu çözeceğim diyeceksiniz, hem de bunun için kurulan komisyon da Kürtçe konuşamazsın denilmesi. Demek bilinmeyen dil efsanesi devam ediyor, aşılmiyor.Tam bir ironi, kara mizah örneği bir durum. Anlaşılan, demokrasi ve kardeşlik projesi, AKP ve MHP partileri arasında taktik olarak ortaya atılmış bir proje olduğu,
bunda amaç, Kuzey doğu Suriye halklarının, Suriye merkezi hükümetinden ayrılmalarını önlemek için olduğu seziliyor.
Ezcümle, bence,  proje, Suriye'de PYD parti ve askeri güçleri olarak, Suriye Colani önderliğinde  Cihatçı HTŞ güçlerine katılırsa, biz de Türk iktidarı olarak, Türkiye'de bazı Kürt, sosyal kültürel haklarını kabul ederiz planıdır.
Çözüm sürecinin şimdiye kadar başarılı olmamasının en önemli nedenin, Öcalan üzerinden yürütülen Suriye projesinin işler hale gelmemesidir.
Çelişkili olan durum? Türkiye'de demokrasi kuralları geniş anlamda uygulanacak denilirken, Suriye'de bundan teğet geçilmesidir. Kürt sorunu nasıl Türkiye'de demokrasi ile çözülürse, aynı şekilde Suriye'de demokratik bir sistemle çözülür. Aksi bir yönelimle çözüm mümkün olmaz. 
Sonuç olarak Kürt sorunu gerçekten çözülmek isteniyorsa, soruna taktik değil, stratejik yaklaşılmalıdır. Bu yazı yazılırken, meclis başkanı Numan Kurtulmuş'un Diyarbakır gezisi olumlu umut verici geçmiştir denilebilir.
Ancak, konuya ilkesel yaklaşılmalıdır. Ankara'da başka, Diyarbakır'da başka konuşmakla çözüm olmaz. 
Sorunun muhataplarının ortak bir paydada buluşmaları gereklidir. Bu da yasal ve anayasal düzenlemeler yapılmasıyla, uygulamakla mümkün olacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.