NECDET ŞANSAL
Köşe Yazarı
NECDET ŞANSAL
 

ABDULLAH ÖCALAN NEREDEN NEREYE GELDİ

Kürtçe adı, Partiya Karkeran Kürdistan PKK. Türkçe, Kürdistan İşçi Partisi KİP. Abdullah Öcalan ve bir grup arkadaşı tarafından ilegal olarak 27 Kasım 1978 yılında Diyarbakır Lice ilçesinin Fis köyünde tüzüğü okunarak kuruldu. Tezleri: Doğu ve Güneydoğu illeri için, Kürdistan deyimi kullanılarak, Kürdistan bir sömürgedir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye tarafından parçalanmış ve paylaşılmıştır denilmiştir. Sömürgeci olarak kabul ettikleri bu ülkelere karşı silahlı mücaadele vererek bağımsız Kürdistan devletini amaçladılar. Bu silahlı hareketten ilk nasibini alanlar ise silahlı Kürt örgütleri oldu. PKK kendileri dışında hiç bir Kürt örgütünü kabul etmiyordu. Daha doğrusu yaşama şansı vermiyordu. Sonra, Şanlıurfa ilçeleri Hilvan'da Süleymanlar kabilesine, Siverek ilçesinde Bucak aşiretine karşı silahlı mücadele verdiler. Her iki taraftan yüzlerce insan öldürüldü. Abdullah Öcalan 12 Eylül Askeri darbesinden önce Suriye'ye geçtı. Lübnan Beka vadisinde ilk etapta yüzlerce militandan oluşan bir kamp kurdu. Bu sayı sonra binlerce kişiye ulaştı. 12 Eylül Askeri darbesinden sonra yüzlerce PKK sempatizanı ve militanları yakalanarak Diyarbakır askeri cezaevine konuldu. Çoğu gençlerden oluşan, bu insanlar dünya tarihinde görülmemiş veya çok az görülmüş işkencelere maruz kaldı. Böylece adeta bir plan ve sistem içerisinde bu cezaevinden çıkacak gençlere dağın yolu gösterildi. Öyle de oldu, 5 nolu diye adlandırılan cezaevi değil, işkence ocağından tahliye edilenler dağa çıktılar. PKK devlete karşı ilk ciddi eylemini 15 Ağustos 1984 yılında, Eruh Şemdinli ilçelerine baskın düzenleyerek yaptı. Neler oluyor diye herkes şaşırmıştı. Öcalan, Suriye baas rejimi devlet başkanı Hafız Esat denetiminde olan Beka vadisinde Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi yönetmeye başlamıştı. Çok kanlı catışmalar oluyor, binlerce insan ölüyordu. Ünlü Türk gazetecileri, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Fatih Altaylı, daha birçok gazeteci Abdullah Öcalan ile röportajlar yapıyordu. Bu arada Öcaĺan'ı gazeteci olarak, Milli İstihbarat Örgütü MİT ile ilişkisi olduğu öne sürülen İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek te ziyaret etmişti. İlginçtir, Öcalan gazetecilere verdiği demeçlerde bağımsız Kürdistan lafını hiç söylemiyordu. Birand ile yaptığı bir röportajda PKK bir Türkiye partisidir demişti. Bu demeci, ayrıca, PKK örgütüne yakın olan Özgür Halk dergisinin kapağında büyük harflerle çıkmıştı. Öcalan, Galatasaray taraftarı olduğunu söylemiş, bu sayede Kürt tarafında çok sayıda Galatasaray taraftarı olmuştu. Orada diğer dikkat çeken taraf, Öcalan'ın bir Türk gazeteciye verdiği demeçte biz kontrollü bir savaş veriyoruz, savaş kontrolümüzden çıkmasın sözleri oldukça düşündürücü olmuştu. Yıllar yılları takip etti.1993 yılında bir ateşkes ilan edildi. Bu çok sevindirici bir gelişmeydi. Halkta bir sevgi umut oluştu. Zannedildi artık ölümler olmayacaktı. Ama bu dilek ve istek ne acıdır kana bulandı, 33 Türk askeri hemde sivil bir sekilde şehit edildi. Bunu her iki taraftan az buçuk vicdanı olan hiç kimse kabul etmezdi. Nitekim Öcalan yaptığı açıklamada bu katliamı kınadı. Kendilerinin yapmadığını söyledi. Ne yazık ki bu kirli savaşta, kandan beslenen savaş baronları sürekli sahne aldı. Öcalan nihayet Suriye'den çıkartıldı. Avrupa'ya gitmek zorunda kaldı. Orada yine önemli bir vurguda bulundu. Ülkede partileştik. Suriye'de ordulaştık. Avrupa'da devletleşeceğiz dedi. Kenya'da ABD tarafından yakalanıp Türkiye'ye teslim edildi. Bu kez daha uçakta iken hiç kimsenin beklemeyeceği bir şekilde, Türkiye'ye yararlı olacağını hizmet edeceğini belirtti. Söylemleri tutarsızdı. Ama önemli bir siyasi ideoloğ ve stratejik bir ufku oldugu belliydi. Kadınlara ve kadın haklarına özel önem verdi. Hatta bunu PKK bir kadın partisidir bile demeye getirdi. Kadın hakları için, erkeği öldürmek projesi önemli ve çarpıcıdır. Yazdığı onlarca kitapta felsefesinde en çok durduğu konu, demokratik cumhuriyet. Demokratik özerklik ve konfederalizmdir. Sürekli ulus devlete karşı olduğunu söyler. Olayın düşündürücü tarafı ise ulus devleti Kürtler için talep etmezken, Türk Ulus devleti hakkında bir görüş sunmadığı hakkında bir bilgi vardır. Bundan dolayi bir bölüm Kürt aydını ve halktan kişiler de Öcaĺan'ı eleştirenler vardır. Her neyse yaklaşık son 40 yılda çok acı durumlar yaşandı. Ancak hayat devam ediyor. Şimdi bir barış ve çözüm süreci oluştu. Öcalan 27 Şubat açıklamasında Kürtler için, kendi deyimi olan Kültüralist haklar bile istemediğini, sadece demokratik cumhuriyet ve demokratik siyaset kanallarının açılmasını istiyor. Artık, savaştan çıkarı olan çok küçük bir grubun dışında, halkın çoğunluğu bu devasa sorunun barışçı bir şekilde çözümünü istiyor. En önemlisi bu savaşı başlatan irade, artık bu kirli savaş bitsin demek istiyor. Ancak yeter ki, Rojava denilen Kuzeydoğu Suriye Kürt bölgesi savaşa bahane, barışa engel olmasın. Çünkü Rojava'da Türkiye'de olduğu gibi tam demokrasi olmadan Kürt sorunu çözülemez. Ancak İşid kökenli El kaide unsurlu HTŞ Colani önderligi ile dinsel ve etnik kimliklerin birlikte yaşaması çok zor görünüyor. Bazı aktörler tarafından böyle bir zorlama emrivaki yapılırsa, sonucun kaos olma olasıdır. Bu da istenmeyen bir durum olur.
Ekleme Tarihi: 28 Aralık 2025 -Pazar

ABDULLAH ÖCALAN NEREDEN NEREYE GELDİ

Kürtçe adı, Partiya Karkeran Kürdistan PKK. Türkçe, Kürdistan İşçi Partisi KİP. Abdullah Öcalan ve bir grup arkadaşı tarafından ilegal olarak 27 Kasım 1978 yılında Diyarbakır Lice ilçesinin Fis köyünde tüzüğü okunarak kuruldu. Tezleri: Doğu ve Güneydoğu illeri için, Kürdistan deyimi kullanılarak, Kürdistan bir sömürgedir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye tarafından parçalanmış ve paylaşılmıştır denilmiştir. Sömürgeci olarak kabul ettikleri bu ülkelere karşı silahlı mücaadele vererek bağımsız Kürdistan devletini amaçladılar. Bu silahlı hareketten ilk nasibini alanlar ise silahlı Kürt örgütleri oldu. PKK kendileri dışında hiç bir Kürt örgütünü kabul etmiyordu. Daha doğrusu yaşama şansı vermiyordu. Sonra, Şanlıurfa ilçeleri Hilvan'da Süleymanlar kabilesine, Siverek ilçesinde Bucak aşiretine karşı silahlı mücadele verdiler. Her iki taraftan yüzlerce insan öldürüldü. Abdullah Öcalan 12 Eylül Askeri darbesinden önce Suriye'ye geçtı. Lübnan Beka vadisinde ilk etapta yüzlerce militandan oluşan bir kamp kurdu. Bu sayı sonra binlerce kişiye ulaştı. 12 Eylül Askeri darbesinden sonra yüzlerce PKK sempatizanı ve militanları yakalanarak Diyarbakır askeri cezaevine konuldu. Çoğu gençlerden oluşan, bu insanlar dünya tarihinde görülmemiş veya çok az görülmüş işkencelere maruz kaldı. Böylece adeta bir plan ve sistem içerisinde bu cezaevinden çıkacak gençlere dağın yolu gösterildi. Öyle de oldu, 5 nolu diye adlandırılan cezaevi değil, işkence ocağından tahliye edilenler dağa çıktılar. PKK devlete karşı ilk ciddi eylemini 15 Ağustos 1984 yılında, Eruh Şemdinli ilçelerine baskın düzenleyerek yaptı. Neler oluyor diye herkes şaşırmıştı. Öcalan, Suriye baas rejimi devlet başkanı Hafız Esat denetiminde olan Beka vadisinde Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi yönetmeye başlamıştı. Çok kanlı catışmalar oluyor, binlerce insan ölüyordu. Ünlü Türk gazetecileri, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Fatih Altaylı, daha birçok gazeteci Abdullah Öcalan ile röportajlar yapıyordu. Bu arada Öcaĺan'ı gazeteci olarak, Milli İstihbarat Örgütü MİT ile ilişkisi olduğu öne sürülen İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek te ziyaret etmişti. İlginçtir, Öcalan gazetecilere verdiği demeçlerde bağımsız Kürdistan lafını hiç söylemiyordu. Birand ile yaptığı bir röportajda PKK bir Türkiye partisidir demişti. Bu demeci, ayrıca, PKK örgütüne yakın olan Özgür Halk dergisinin kapağında büyük harflerle çıkmıştı. Öcalan, Galatasaray taraftarı olduğunu söylemiş, bu sayede Kürt tarafında çok sayıda Galatasaray taraftarı olmuştu. Orada diğer dikkat çeken taraf, Öcalan'ın bir Türk gazeteciye verdiği demeçte biz kontrollü bir savaş veriyoruz, savaş kontrolümüzden çıkmasın sözleri oldukça düşündürücü olmuştu. Yıllar yılları takip etti.1993 yılında bir ateşkes ilan edildi. Bu çok sevindirici bir gelişmeydi. Halkta bir sevgi umut oluştu. Zannedildi artık ölümler olmayacaktı. Ama bu dilek ve istek ne acıdır kana bulandı, 33 Türk askeri hemde sivil bir sekilde şehit edildi. Bunu her iki taraftan az buçuk vicdanı olan hiç kimse kabul etmezdi. Nitekim Öcalan yaptığı açıklamada bu katliamı kınadı. Kendilerinin yapmadığını söyledi. Ne yazık ki bu kirli savaşta, kandan beslenen savaş baronları sürekli sahne aldı. Öcalan nihayet Suriye'den çıkartıldı. Avrupa'ya gitmek zorunda kaldı. Orada yine önemli bir vurguda bulundu. Ülkede partileştik. Suriye'de ordulaştık. Avrupa'da devletleşeceğiz dedi. Kenya'da ABD tarafından yakalanıp Türkiye'ye teslim edildi. Bu kez daha uçakta iken hiç kimsenin beklemeyeceği bir şekilde, Türkiye'ye yararlı olacağını hizmet edeceğini belirtti. Söylemleri tutarsızdı. Ama önemli bir siyasi ideoloğ ve stratejik bir ufku oldugu belliydi. Kadınlara ve kadın haklarına özel önem verdi. Hatta bunu PKK bir kadın partisidir bile demeye getirdi. Kadın hakları için, erkeği öldürmek projesi önemli ve çarpıcıdır. Yazdığı onlarca kitapta felsefesinde en çok durduğu konu, demokratik cumhuriyet. Demokratik özerklik ve konfederalizmdir. Sürekli ulus devlete karşı olduğunu söyler. Olayın düşündürücü tarafı ise ulus devleti Kürtler için talep etmezken, Türk Ulus devleti hakkında bir görüş sunmadığı hakkında bir bilgi vardır. Bundan dolayi bir bölüm Kürt aydını ve halktan kişiler de Öcaĺan'ı eleştirenler vardır. Her neyse yaklaşık son 40 yılda çok acı durumlar yaşandı. Ancak hayat devam ediyor. Şimdi bir barış ve çözüm süreci oluştu. Öcalan 27 Şubat açıklamasında Kürtler için, kendi deyimi olan Kültüralist haklar bile istemediğini, sadece demokratik cumhuriyet ve demokratik siyaset kanallarının açılmasını istiyor. Artık, savaştan çıkarı olan çok küçük bir grubun dışında, halkın çoğunluğu bu devasa sorunun barışçı bir şekilde çözümünü istiyor. En önemlisi bu savaşı başlatan irade, artık bu kirli savaş bitsin demek istiyor. Ancak yeter ki, Rojava denilen Kuzeydoğu Suriye Kürt bölgesi savaşa bahane, barışa engel olmasın. Çünkü Rojava'da Türkiye'de olduğu gibi tam demokrasi olmadan Kürt sorunu çözülemez. Ancak İşid kökenli El kaide unsurlu HTŞ Colani önderligi ile dinsel ve etnik kimliklerin birlikte yaşaması çok zor görünüyor. Bazı aktörler tarafından böyle bir zorlama emrivaki yapılırsa, sonucun kaos olma olasıdır. Bu da istenmeyen bir durum olur.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.