NECDET ŞANSAL
Köşe Yazarı
NECDET ŞANSAL
 

ABDULLAH ÖCALAN ÇERÇEVE YASAYI DESTEKLİYOR

Geçmişte Türk basınında usta gazetecilerin söyledikleri anlamlı bir deyim vardı, "siyaset sen her şeye, nelere kadirsin" denilirdi. Şimdi ülkemiz de böyle bir gelişme, demeyelim böyle bir olay yaşanıyor.  Bu deyim salt, yalnız bir tarafla ilgili değildir. Ülkenin iki büyük unsuru Türk ve Kürt tarafında bu durum yaşanıyor.  Insan ne diyeceğini bilemiyor. Bence sözün bittiği yerdeyiz. Neden derseniz, iki yıldır, iktidar partileri güya adını demezler se  bile Kürt sorunu endeksli çözüm odaklı bir girişimde bulundular. Bundan dolayi özelikle Kürt vatandaşları arasında büyük bir beklenti, umut oluştu. Nihayet çerçeve yasa dedikleri 12 maddelik bir kanun tasarısı meclise sunulunca, her şey anlaşıldı. Çünkü Kürt sorunun çözümü ile demokratik haklar ile ilgili hiç bir madde yok. Mecazi anlamda dersek dağ fare doğurdu.  Sadece PKK ile ilişkili olan örgüt elemanları ve Avrupa'da sürgünde olan Kürt siyasetçilerine ceza indirimi bir nevi af getirilmesi öngörülüyor. Olayın ilginç yanı, Abdullah Öcalan, Kandil, dağ kadrosu ve Dem partisi bu yasayı büyük bir başarı olarak kabul ediyorlar.  Öcalan cumhuriyetin kurulması kadar önemli olduğunu belirtiyor. El insaf, Ortada bir uzlaşma, antlaşma yoktur.  İktidar partisinin dediklerini Imralı kabul etmiştir. Diğerleri buna biat etmişlerdir.  Çerçeve yasası, aslında iktidarın bir  başarısıdır. Ama ilginçtir, iktidarın başarılı planını, başarılı hamlesini, Türk milliyetçisi diye geçinen İyi Parti ve ulusalcı medya,  nerdeyse ihanet olarak değerlendiriyor. Büyük bir tepki gösteriyor. Ülkede bence  her iki tarafta bir akıl tutulması, yaşanıyor gibi. Buna şartlanma, veya şahsi çıkar yaşanıyor da denilebilir.  Diğer tanım futbol takımı tutar gibi parti tutmak,  partizanlık yapmak tam da budur. İyi Parti ve Zafer Parti ise iktidar partilerini kötüleyerek, seçimlere yönelik, başarılı olmak için propağanda yapıyorlar, izlenimi veriyorlar. Çünkü iktidar Türk milliyetçiliğine aykırı bir yasa yapmamıştır. Ayrıca, yine asıl büyük tutarsızlık, çelişki ise, Öcalan yanlısı partiler ve siyasetçilerde de daha fazla vardır. Zira kendi varoluşlarına aykırı çerçeve yasayı savunmalarıdır. DEM Partinin ise çerçeve yasanın, 1.Maddesinde PKK ve KCK terör örgüttür ibaresini kabul etmeleri ve imzalamalarıdır. Üstelik bunu büyük bir başarı olarak sunuyorlar.  İmralı, Kandil, Dem Parti dışında,  Kürt partileri ve aydınları ise bu yasayı pişmanlık,  teslimiyet  yasası olarak eleştiriyorlar. Abdullah Öcalan'ı, sosyal medyada, bazı yayın organlarında  devlete yardımcı biri olarak suçluyorlar. Silahların durması elbette çok önemlidir. Vicdanı olan herkes bunu ister. Barış ve kardeşçe birlik içerisinde yaşamak elbette çok önemlidir. Zaten PKK dışında olan küçük Kürt partileri çok önceden beri silahlı hareketi istemiyor, sivil demokratik mücadeleyi barışı esas alıyorlardı. Ama PKK  yanlıları bu partileri ajan işbirlikçi olarak suçluyorlardı Konuyla ilgili asıl  önemli olan çerçeve yasada demokrasi ile,  Kürt sorunu çözümü ile ilgili bir kelime dahi yoktur.  İktidar, anayasaya göre, ben yaptım oldu bitti, kimse eleştirmesin, itiraz etmesin diye bir hakkı olmaması gerekir  Herhangi bir yasayı, toplumun bazı kesimleri kabul eder, bazı kesimleri kabul etmez, olabilir. Ancak tartışarak, ortak paydada anlaşma olur. Aslında Abdullah Öcalan'da çelişki yok. Nitekim yakalandıktan sonra ve İmralı pratiginde devlete yardımcı olacağını defalarca belirtmiştir. Kürt meselesini kamufle etmek için, buna bir yığın sol deyimler, demokratik ulus, demokratik kurtuluş Komünel toplum gibi, Dünya ve Türkiye koşullarında geçerli olmayan paradigmalar eklemiştir.  Kürt milli talepleri hakkında konjonktürel davranmış, ısrarlı olmamış, bu önemli konuda, devletin görüşüne yakın taktiksel oyun kurmuştur. Akıl var mantık var, devletin tutsağı olan bir lider ne kadar güçlü olursa olsun, özgür iradesiyle hareket edemez. Devlet istemese Öcalan'ın bir kelimesini dışarıya ulaştırmaz. Abdullah Öcalan Kürt meselesi hakkında öteden beri, ikircikli davranmıştır. Lübnan Beka vadisine  Yanına gelen Türk gazetecilerine PKK Türkiye Partisidir demiştir. Türk devletiyle kontrollü bir savaştan söz etmiştir. Suriye'den çıkıp Avrupa'ya gidince, Kürt meselesi hakkında: "Türkiye'de partileştik, Suriye'de ordulaştık, Avrupa'da devletleşecegiz." demiştir. Ama İmralı sürecinde tüm bunlar unutuldu. Zaten son olarak 2025 yılı Şubat ayında ve 2026 Temmuz ayında açıkladığı devletten hiç bir şey istemediğini, her şeyi ortaya koydu, Kültüralist yani kürtlere kültürel haklar bile istemediğini söylemiş ve tekrar etmiştir. Yanlış anlaşılmasın, elbette her iki halk kardeşçe eşit yaşamalıdır. Ama bunun gereği silahlı savaş yap, sonra bir şey isteme, işte bu sorunlu ve şüpheli bir durumdur. Kimse kusura bakmasın,  samimi bir görüş belirtiyorum, hakaret etme yoktur ve doğru değildir. Kürt grupların hala Öcalan'ın peşinden gitmeleri onu sorgulamamaları, olacak, anlaşılır bir durum değildir. Sosyal psikoloji olarak incelenmelidir. Demokrasi ve demokratik siyaset  anlayışı doğruyu bulmak için eleştirel düşüncedir. Aksi halde buna, Şeyh mürid benzetmesi demek mümkün olacak. Demokratik siyaset ve ilkeler sözle değil uygulamayla olur.  En önemlisi eleştiri ve özeleştiri yapmakla, kabul etmekle olur. Bireysel ve toplumsal gelişmenin pusulası budur. Ama ne yazık ki İmralı ve Kandil tarafları istisnalar hariç yapıcı eleştirilere bile çok hevesli değiller. Kürt toplumu gerçek demokrasi ve demokratik siyaset ve gelişmek istiyorsa olumlu eleştrileri kabul etmelidir.  Birbirlerini ihanetçi olarak suçlamamalıdır. Kürtler arasında birlik olmalıdır, bu çok Önemlidir. Böyle olursa devlet için de iyi olur, karşısında parçalı bir muhalefet değil, ciddi bir muhatap bulur.
Ekleme Tarihi: 10 Ağustos 2026 -Pazartesi

ABDULLAH ÖCALAN ÇERÇEVE YASAYI DESTEKLİYOR

Geçmişte Türk basınında usta gazetecilerin söyledikleri anlamlı bir deyim vardı, "siyaset sen her şeye, nelere kadirsin" denilirdi. Şimdi ülkemiz de böyle bir gelişme, demeyelim böyle bir olay yaşanıyor.
 Bu deyim salt, yalnız bir tarafla ilgili değildir. Ülkenin iki büyük unsuru Türk ve Kürt tarafında bu durum yaşanıyor. 
Insan ne diyeceğini bilemiyor. Bence sözün bittiği yerdeyiz. Neden derseniz, iki yıldır, iktidar partileri güya adını demezler se  bile Kürt sorunu endeksli çözüm odaklı bir girişimde bulundular. Bundan dolayi özelikle Kürt vatandaşları arasında büyük bir beklenti, umut oluştu. Nihayet çerçeve yasa dedikleri 12 maddelik bir kanun tasarısı meclise sunulunca, her şey anlaşıldı. Çünkü Kürt sorunun çözümü ile demokratik haklar ile ilgili hiç bir madde yok. Mecazi anlamda dersek dağ fare doğurdu.
 Sadece PKK ile ilişkili olan örgüt elemanları ve Avrupa'da sürgünde olan Kürt siyasetçilerine ceza indirimi bir nevi af getirilmesi öngörülüyor. Olayın ilginç yanı, Abdullah Öcalan, Kandil, dağ kadrosu ve Dem partisi bu yasayı büyük bir başarı olarak kabul ediyorlar. 
Öcalan cumhuriyetin kurulması kadar önemli olduğunu belirtiyor. El insaf,
Ortada bir uzlaşma, antlaşma yoktur.  İktidar partisinin dediklerini Imralı kabul etmiştir. Diğerleri buna biat etmişlerdir.
 Çerçeve yasası, aslında iktidarın bir  başarısıdır. Ama ilginçtir, iktidarın başarılı planını, başarılı hamlesini, Türk milliyetçisi diye geçinen İyi Parti ve ulusalcı medya,  nerdeyse ihanet olarak değerlendiriyor. Büyük bir tepki gösteriyor. Ülkede bence  her iki tarafta bir akıl tutulması, yaşanıyor gibi. Buna şartlanma, veya şahsi çıkar yaşanıyor da denilebilir.  Diğer tanım futbol takımı tutar gibi parti tutmak,  partizanlık yapmak tam da budur.
İyi Parti ve Zafer Parti ise iktidar partilerini kötüleyerek, seçimlere yönelik, başarılı olmak için propağanda yapıyorlar, izlenimi veriyorlar. Çünkü iktidar Türk milliyetçiliğine aykırı bir yasa yapmamıştır.
Ayrıca, yine asıl büyük tutarsızlık, çelişki ise, Öcalan yanlısı partiler ve siyasetçilerde de daha fazla vardır. Zira kendi varoluşlarına aykırı çerçeve yasayı savunmalarıdır. DEM Partinin ise çerçeve yasanın, 1.Maddesinde PKK ve KCK terör örgüttür ibaresini kabul etmeleri ve imzalamalarıdır. Üstelik bunu büyük bir başarı olarak sunuyorlar.
 İmralı, Kandil, Dem Parti dışında,  Kürt partileri ve aydınları ise bu yasayı pişmanlık,  teslimiyet  yasası olarak eleştiriyorlar.
Abdullah Öcalan'ı, sosyal medyada, bazı yayın organlarında  devlete yardımcı biri olarak suçluyorlar.
Silahların durması elbette çok önemlidir. Vicdanı olan herkes bunu ister. Barış ve kardeşçe birlik içerisinde yaşamak elbette çok önemlidir. Zaten PKK dışında olan küçük Kürt partileri çok önceden beri silahlı hareketi istemiyor, sivil demokratik mücadeleyi barışı esas alıyorlardı. Ama PKK  yanlıları bu partileri ajan işbirlikçi olarak suçluyorlardı
Konuyla ilgili asıl  önemli olan çerçeve yasada demokrasi ile,  Kürt sorunu çözümü ile ilgili bir kelime dahi yoktur.
 İktidar, anayasaya göre, ben yaptım oldu bitti, kimse eleştirmesin, itiraz etmesin diye bir hakkı olmaması gerekir  Herhangi bir yasayı, toplumun bazı kesimleri kabul eder, bazı kesimleri kabul etmez, olabilir. Ancak tartışarak, ortak paydada anlaşma olur.
Aslında Abdullah Öcalan'da çelişki yok. Nitekim yakalandıktan sonra ve İmralı pratiginde devlete yardımcı olacağını defalarca belirtmiştir. Kürt meselesini kamufle etmek için, buna bir yığın sol deyimler, demokratik ulus, demokratik kurtuluş Komünel toplum gibi, Dünya ve Türkiye koşullarında geçerli olmayan paradigmalar eklemiştir.
 Kürt milli talepleri hakkında konjonktürel davranmış, ısrarlı olmamış, bu önemli konuda, devletin görüşüne yakın taktiksel oyun kurmuştur.
Akıl var mantık var, devletin tutsağı olan bir lider ne kadar güçlü olursa olsun, özgür iradesiyle hareket edemez. Devlet istemese Öcalan'ın bir kelimesini dışarıya ulaştırmaz. Abdullah Öcalan Kürt meselesi hakkında öteden beri, ikircikli davranmıştır. Lübnan Beka vadisine  Yanına gelen Türk gazetecilerine PKK Türkiye Partisidir demiştir. Türk devletiyle kontrollü bir savaştan söz etmiştir. Suriye'den çıkıp Avrupa'ya gidince, Kürt meselesi hakkında: "Türkiye'de partileştik, Suriye'de ordulaştık, Avrupa'da devletleşecegiz." demiştir. Ama İmralı sürecinde tüm bunlar unutuldu.
Zaten son olarak 2025 yılı Şubat ayında ve 2026 Temmuz ayında açıkladığı devletten hiç bir şey istemediğini, her şeyi ortaya koydu, Kültüralist yani kürtlere kültürel haklar bile istemediğini söylemiş ve tekrar etmiştir. Yanlış anlaşılmasın, elbette her iki halk kardeşçe eşit yaşamalıdır. Ama bunun gereği silahlı savaş yap, sonra bir şey isteme, işte bu sorunlu ve şüpheli bir durumdur.
Kimse kusura bakmasın,  samimi bir görüş belirtiyorum, hakaret etme yoktur ve doğru değildir. Kürt grupların hala Öcalan'ın peşinden gitmeleri onu sorgulamamaları, olacak, anlaşılır bir durum değildir. Sosyal psikoloji olarak incelenmelidir. Demokrasi ve demokratik siyaset  anlayışı doğruyu bulmak için eleştirel düşüncedir. Aksi halde buna, Şeyh mürid benzetmesi demek mümkün olacak.
Demokratik siyaset ve ilkeler sözle değil uygulamayla olur.  En önemlisi eleştiri ve özeleştiri yapmakla, kabul etmekle olur.
Bireysel ve toplumsal gelişmenin pusulası budur.
Ama ne yazık ki İmralı ve Kandil tarafları istisnalar hariç yapıcı eleştirilere bile çok hevesli değiller. Kürt toplumu gerçek demokrasi ve demokratik siyaset ve gelişmek istiyorsa olumlu eleştrileri kabul etmelidir. 
Birbirlerini ihanetçi olarak suçlamamalıdır. Kürtler arasında birlik olmalıdır, bu çok Önemlidir. Böyle olursa devlet için de iyi olur, karşısında parçalı bir muhalefet değil, ciddi bir muhatap bulur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.