2024 yılı 1 Ekim TBMM meclis açılışında MHP genel başkanı Devlet Bahçeli'nin hiç beklenmeyen bir şekilde DEM parti sıralarını ziyaret ederek, Kürt sorununa tahmini Rojava eksenli taktiksel olarak bir adım atıldı.
Sonra bunun adına Terörsüz Türkiye, Kürt siyasi çevrelerinin barış ve çözüm süreci dediği süreç başlatıldı. Anlaşıldıği kadarıyla bu durum son aşamaya geldi.
Bu hafta herhalde netlik kazanacaktır. 22 aydır devam eden bu projeye yönelik şimdiye kadar devlet olumlu somut adımlar atmadı.
Oysa Kürt siyasi ve silahlı hareketi başta İmralı hükümlüsü Abdullah Öcalan olmak üzere her türlü kolaylığı göstermiş, hatta barış için taviz vermişlerdir denilebilir. Yanlış anlaşılmasın.
Elbette vicdanı insafı olan herkes barışı ister barışı savunur. Ama önemli olan her iki taraftan binlerce insanın ölümüne öldürülmesine neden olan bu kirli savaşın tekrar başlamaması için onurlu ve kalıcı bir barışın sağlanmasıdır.
PKK'nin kurucusu Abdullah Öcalan 27 Şubat 2025 yılında yine hiç beklenmeyen bir biçimde ne federasyon, ne özerklik, hatta kendi deyimiyle Kültüralist çözüm, yani kültürel özerklik dahi istemediğini belirti.
Elbette buna herkes şaşırdı. İnsanlarda, Öcalan acaba devletle bir işbirliği mi yaptı diye şüpheler oluştu.
Çünkü Öcalan PKK'yı kurduğu zaman bağımsız bir kürdistan hedefliyordu. Duvarlara kahrolsun sömürgecilik diye yazılıyordu. Böylesine radikal bir hedeften görünürde hiç bir şey istememe kolay anlaşılır bir durum değildir. Öcalan'ın bu beklenmeyen açıklamasından sonra çok geçmeden PKK 1 Mart tarihinde artık silahları biraktıklarını açıkladı. 11 Temmuz 2025 te ise bir grup PKK militanı medya önünde tören düzenlenerek silahlarını yaktılar. Bu sembolik gösteri değil tarihi bir karardı.
Nihayet bu yıl 2026 yılının Temmuz ayında yine önemli gelişmeler yaşandı. Medyascope internet sitesi yöneticisi deneyimli gazeteci Ruşen çakır olasıdır devlet tarafından Kandile gönderildi. Orada 17 Temmuz da PKK merkez komite üyesi Duran Kalkanla sanırım sürecin devamı ile ilgili bir röportaj yaptı. Bir saat civarında yapılan söyleşide, Kalkan önemli açıklamalar da bulundu. Öcalan gibi demokrasi demokratik siyaset vurgusu yaptı. Kürt olmadığını Türk ve Türkmen olduğunu söyledi. PKK kurucularından olan Kalkan daha o dönemde Öcalan'ın asıl fikrinin demokrasi ve demokratik Türkiye olduğunu söyledi. Yoksa, kendisinin bir Kürt örgütü olarak bilinen bu örgüte bir Türk olarak katılamayacağını söyledi. Türkiyenin birliğini savunduğunu belirtti. Bence, Çakır, Kalkana bir Türk olarak neden bir Kürt örgütü olan PKK'ye katıldın sorusunu sorması gerekirdi. Öyle olmadı kalkan, zihinlerde olan soruyu kendisi dürüstçe söyledi.
Bu söyleşiden üç gün sonra Öcalan, kendisini ziyaret eden Dem Parti çözüm heyetine, 27 Şubat ruhuna sadık kaldığını bir devlet söylemi olan Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz olmaz demecini verdi. Bu önemli gelişmelerden sonra TBMM başkanı Numan Kurtulmuş siyasi partilerle görüştü. Çerçeve yasa dedikleri yasanın çıkarılması için meclisi milletvekillerini göreve çağırdı.
Gelinen son aşamada anlaşılan, Öcalan ile devlet bir mütebakat üzerinde fikir birliğine varmışlar. Zaten Öcalan ve Kalkan'ın açıklamaları taktik değil stratejik ve ideolojik olduğu anlaşılıyor. Çünkü Öcalan, Lübnan Beka vadisinde iken yanına gelen deyim yerindeyse bir düzine Türk gazeteciden biri, çok deneyimli mesleğinin erbabı, merhum gazeteci Mehmet Ali Birand'a PKK bir Türkiye partisidir diye manşetlk bir demeç veya bilgi vermişti. PKK'ye yakın Özgür Halk dergisi nitekim bu önemli deyimi manşetten vermişti. Abdullah Öcalan yine yanına gelen Türk gazetecilerine, savaş diye nitelediği silahlı kalkışmanın kontrolden çıkmaması gerektiğini söylemiştir. Öcalan böyle deyince bu savaş, akla acaba kontrolü bir savaşmı sorusunu getiriyordu. Başka bir şüphe Öcalan kendisi bir dönem Mit'te Milli İstihbarat Örgütünde çalıştığını yazdığı bazı kitaplarda dürüstçe söylemiştir. Gerekçe olarak ben onları kullandım, onlar beni kullanmadı demiştir. En önemlisi Abdullah Öcalan yakalandığında Türkiye'ye hizmet edeceğini, annesinin Türk olduğunu söylemiştir. Tüm bunları bir araya getirdiğimizde, Abdullah Öcalan'ın Beka vadisinde yaptığı açıklamalarla, İmralı açıklamaları çelişki tezat teşkil etmiyor. Ama yine akla şu soru geliyor madem böyle bir amaç ve niyet vardı, neden silahlı hareket başlatıldı. Bu sorunun cevabı herhalde vardır. Olan olmuştur. Geçmişe çok takılmamak gerekir.
Şimdi önemli ve değerli olan, tekrar eski kardeş kavgasına dönülmemesi, yapılan çalışmaların sekteye uğramaması başarıya ulaşmamıştır
.22 aydır bu uğursuz savaş durmuş, gençler hayatlarının baharında kara toprağa düşmüyor.
Bunun kiymetini ve değerini bilmek gerekir.
Bundan sonra görev devlete düşüyor. Abdullah Öcalan baskısız serbest siyasi çalışmalar yapmalı. Kürt siyasi tutsakları serbest bırakılmalı. Avrupa'da bulunan Kürt siyasetçiler yurda dönmelidir.Türk devleti Kürtler kurucu unsurdur diyor. Bunun gereği ise Kürt halkına bir statü verilmesidir. Kürtçe anadilde zorunlu eğitim gibi kültürel çalışmalar yapılmalıdır. Önce mecliste, akıl dışı, sosyolojik gerçeklik dışı, bilinmeyen dil garabetine son verilmelidir. Umarız ve dileriz artık siyasi barış sağlanır. Barış erdemdir ve kutsaldır.
Anasayfa
Yazarlar
NECDET ŞANSAL
Yazı Detayı
Bu yazı 484 kez okundu.
TERÖRSÜZ TÜRKIYE PROJESİ SONA YAKLAŞİYOR
2024 yılı 1 Ekim TBMM meclis açılışında MHP genel başkanı Devlet Bahçeli'nin hiç beklenmeyen bir şekilde DEM parti sıralarını ziyaret ederek, Kürt sorununa tahmini Rojava eksenli taktiksel olarak bir adım atıldı.
Sonra bunun adına Terörsüz Türkiye, Kürt siyasi çevrelerinin barış ve çözüm süreci dediği süreç başlatıldı. Anlaşıldıği kadarıyla bu durum son aşamaya geldi.
Bu hafta herhalde netlik kazanacaktır. 22 aydır devam eden bu projeye yönelik şimdiye kadar devlet olumlu somut adımlar atmadı.
Oysa Kürt siyasi ve silahlı hareketi başta İmralı hükümlüsü Abdullah Öcalan olmak üzere her türlü kolaylığı göstermiş, hatta barış için taviz vermişlerdir denilebilir. Yanlış anlaşılmasın.
Elbette vicdanı insafı olan herkes barışı ister barışı savunur. Ama önemli olan her iki taraftan binlerce insanın ölümüne öldürülmesine neden olan bu kirli savaşın tekrar başlamaması için onurlu ve kalıcı bir barışın sağlanmasıdır.
PKK'nin kurucusu Abdullah Öcalan 27 Şubat 2025 yılında yine hiç beklenmeyen bir biçimde ne federasyon, ne özerklik, hatta kendi deyimiyle Kültüralist çözüm, yani kültürel özerklik dahi istemediğini belirti.
Elbette buna herkes şaşırdı. İnsanlarda, Öcalan acaba devletle bir işbirliği mi yaptı diye şüpheler oluştu.
Çünkü Öcalan PKK'yı kurduğu zaman bağımsız bir kürdistan hedefliyordu. Duvarlara kahrolsun sömürgecilik diye yazılıyordu. Böylesine radikal bir hedeften görünürde hiç bir şey istememe kolay anlaşılır bir durum değildir. Öcalan'ın bu beklenmeyen açıklamasından sonra çok geçmeden PKK 1 Mart tarihinde artık silahları biraktıklarını açıkladı. 11 Temmuz 2025 te ise bir grup PKK militanı medya önünde tören düzenlenerek silahlarını yaktılar. Bu sembolik gösteri değil tarihi bir karardı.
Nihayet bu yıl 2026 yılının Temmuz ayında yine önemli gelişmeler yaşandı. Medyascope internet sitesi yöneticisi deneyimli gazeteci Ruşen çakır olasıdır devlet tarafından Kandile gönderildi. Orada 17 Temmuz da PKK merkez komite üyesi Duran Kalkanla sanırım sürecin devamı ile ilgili bir röportaj yaptı. Bir saat civarında yapılan söyleşide, Kalkan önemli açıklamalar da bulundu. Öcalan gibi demokrasi demokratik siyaset vurgusu yaptı. Kürt olmadığını Türk ve Türkmen olduğunu söyledi. PKK kurucularından olan Kalkan daha o dönemde Öcalan'ın asıl fikrinin demokrasi ve demokratik Türkiye olduğunu söyledi. Yoksa, kendisinin bir Kürt örgütü olarak bilinen bu örgüte bir Türk olarak katılamayacağını söyledi. Türkiyenin birliğini savunduğunu belirtti. Bence, Çakır, Kalkana bir Türk olarak neden bir Kürt örgütü olan PKK'ye katıldın sorusunu sorması gerekirdi. Öyle olmadı kalkan, zihinlerde olan soruyu kendisi dürüstçe söyledi.
Bu söyleşiden üç gün sonra Öcalan, kendisini ziyaret eden Dem Parti çözüm heyetine, 27 Şubat ruhuna sadık kaldığını bir devlet söylemi olan Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz olmaz demecini verdi. Bu önemli gelişmelerden sonra TBMM başkanı Numan Kurtulmuş siyasi partilerle görüştü. Çerçeve yasa dedikleri yasanın çıkarılması için meclisi milletvekillerini göreve çağırdı.
Gelinen son aşamada anlaşılan, Öcalan ile devlet bir mütebakat üzerinde fikir birliğine varmışlar. Zaten Öcalan ve Kalkan'ın açıklamaları taktik değil stratejik ve ideolojik olduğu anlaşılıyor. Çünkü Öcalan, Lübnan Beka vadisinde iken yanına gelen deyim yerindeyse bir düzine Türk gazeteciden biri, çok deneyimli mesleğinin erbabı, merhum gazeteci Mehmet Ali Birand'a PKK bir Türkiye partisidir diye manşetlk bir demeç veya bilgi vermişti. PKK'ye yakın Özgür Halk dergisi nitekim bu önemli deyimi manşetten vermişti. Abdullah Öcalan yine yanına gelen Türk gazetecilerine, savaş diye nitelediği silahlı kalkışmanın kontrolden çıkmaması gerektiğini söylemiştir. Öcalan böyle deyince bu savaş, akla acaba kontrolü bir savaşmı sorusunu getiriyordu. Başka bir şüphe Öcalan kendisi bir dönem Mit'te Milli İstihbarat Örgütünde çalıştığını yazdığı bazı kitaplarda dürüstçe söylemiştir. Gerekçe olarak ben onları kullandım, onlar beni kullanmadı demiştir. En önemlisi Abdullah Öcalan yakalandığında Türkiye'ye hizmet edeceğini, annesinin Türk olduğunu söylemiştir. Tüm bunları bir araya getirdiğimizde, Abdullah Öcalan'ın Beka vadisinde yaptığı açıklamalarla, İmralı açıklamaları çelişki tezat teşkil etmiyor. Ama yine akla şu soru geliyor madem böyle bir amaç ve niyet vardı, neden silahlı hareket başlatıldı. Bu sorunun cevabı herhalde vardır. Olan olmuştur. Geçmişe çok takılmamak gerekir.
Şimdi önemli ve değerli olan, tekrar eski kardeş kavgasına dönülmemesi, yapılan çalışmaların sekteye uğramaması başarıya ulaşmamıştır
.22 aydır bu uğursuz savaş durmuş, gençler hayatlarının baharında kara toprağa düşmüyor.
Bunun kiymetini ve değerini bilmek gerekir.
Bundan sonra görev devlete düşüyor. Abdullah Öcalan baskısız serbest siyasi çalışmalar yapmalı. Kürt siyasi tutsakları serbest bırakılmalı. Avrupa'da bulunan Kürt siyasetçiler yurda dönmelidir.Türk devleti Kürtler kurucu unsurdur diyor. Bunun gereği ise Kürt halkına bir statü verilmesidir. Kürtçe anadilde zorunlu eğitim gibi kültürel çalışmalar yapılmalıdır. Önce mecliste, akıl dışı, sosyolojik gerçeklik dışı, bilinmeyen dil garabetine son verilmelidir. Umarız ve dileriz artık siyasi barış sağlanır. Barış erdemdir ve kutsaldır.
Ekleme
Tarihi: 27 Temmuz 2026 -Pazartesi
TERÖRSÜZ TÜRKIYE PROJESİ SONA YAKLAŞİYOR
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.