NECDET ŞANSAL
Köşe Yazarı
NECDET ŞANSAL
 

TÜRKIYE VE SURIYE'DE KÜRT SILAHLI HAREKETİNİN TASFIYESİ

Herşey Türkiye Büyük Meclisinin 2024 yılı 1. Ekim günü, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin DEM parti grubunu ziyaretiyle başladı.  Türk devletinin kurmayları tarafından çok ustaca hazırlanmış plan, Suriye ve Türkiye'de Kürt hareketini tasfiye etmek  amaçliydi. Kabul etmek ve takdir etmek gerekir ki bu strateji başarıya ulaştı. Kürt silahlı hareketi Tasfiye oldu. Haydi hayırlısı.  Demek oluyor ki bir millet kolay devlet olmuyor. Binlerce yıllık devlet geleneği olan Türk devleti ve milleti bazı kazanımları, başarıları, reklam yapmadan yapıyor. Açıkça demek gerekir ki, sözde,  özgürlük mücadelesi veren bir halkın önemli kesimleri ve önderleri kimse de kabahat bulmasın. Hele Türk devletini sürekli suçlamasın. Zira kendi içlerinde bir konsensüs birlik yok. Aslında Kürt halkı siyasi yönden genel olarak yeniye uyum sağlamıyor, liderlerini sorgulamiyor. Suriye ve Türkiye'de asimilasyon sürecinin adı demokratik entegrasyon süreci olmuştur. Çünkü her iki ülkenin Kürt savaşçıları ve komutanları PKK  lideri Öcalan'ın muhtemelen, devlet yetkilerile bir antlaşma yaparak, Bahçeli'nin jestine karşılık verdi. Öyle anlaşılıyor Öcalan  talimatıyla Suriye'de özerklikten vazgeçiliyor. Zaten PYD unsurlarının Abdullah Öcalan'a bağlığı bilinen bir gerçek.  Nitekim SDG sorumlusu Ilham Ahmet yıllar önce 2019 da bir Avrupa medya organı ile  yaptığı söyleşide Suriye'de demokrasi dışında hic bir bir şey istemediğini açıklamıştı.  Zaten sonuç olarak Rojava denilen Kürt bölgesinde tüm ağır silahlar Suriye lideri İşid kökenli Ahmet El Şara hükümetine,  teslim etmişlerdir. Bundan sonra Suriye'de sivil demokratik mücadele vereceklerini açıkladılar. SDG komutanı genaral lakaplı Mazlum Abdi, Şaran'ın danışmanı oldu. Nereden nereye gelindi, hayret doğrusu. Üstelik PKK ve DEM partinin yöneticileri bunu başarı olarak halka sunuyorlar. Insan ne diyeceğini.bilemiyor. sanırım siyasi olarak bir akıl tutulması yaşanıyor. Bundan önce kendi kendime artık Kürt hareketiyle ilgili bir şey yazmayacağım demiştim. Ama olmuyor, açık bir başarısızlığı hala Kürt halkına başarı olarak sunmalarına itiraz etmek mecburiyetinde kaldım. Burada ünlü Türk şairi Can Yücel'in kızıyorum şiirini anımsıyorum.  Ha, burada kimse yanlış anlamasın, bizim gibi demokratik insancıl düşünen bireyler asla silahtan yana olamazlar. Mutlaka barıştan taraf olurlar. Taktik değil, stratejik ve felsefi olarak halkların kardeşliğinden yana olurlar.  Suriye Kürt senaryosu aynı şekilde Türkiye'de uygulandı.12 maddelik adına çerçeve yasa denilen yasada bir tek Kürt ve demokrasi vurgusu yoktur. Bunu da  aynı çevreler ironik bir biçimde büyük bir başarı olarak halka anlatıyorlar. Aslında bu yasa teslim olmak anlamına gelen af yasasıdır. Zaten, Bahçeli'nin dediği gibi PKK kurucu önderi Abdullah Öcalan 27 Şubat 2025 yılında İmralı'da yaptığı açıklamada " Ne bağımsızlık, ne federasyon, ne özerklik, ne Kültüralist çözümler istemiyorum." dediğini Türkiye kamuoyuna açıklamıştı. Demek kurucu önderlik boşuna denilmemiştir. Kültüralist hak bile istemiyorum ne demek? bunun kültürel haklar demek olan Kürt kimliği ve anadilde eğitim dahi istemiyorum anlamına geleceğini biraz aklı olan herkes anlar.  Tüm bu tavizlere rağmen şeyhin kerameti kendinden menkul, inanmak, buna nasıl bir anlam verilmelidir. Muhatap olanlar düşünseler sorgulasalar yalın gerçekler ortaya çıkar. Önemli olan klasik deyimle aklını kiraya vermemek olmalıdır. Inanç ve gerçekler aynı değildir. Bir siyasal kurum,  bir siyasi kişi eleştiri ve özeleştiri'yi kabul etmelidir. Bu ilkeyi suç saymak, hakaret olarak algılamak, eğitimsizlik, kör bir tarafgirlik veya çıkara yönelik değilse, Sovyet devrimci Lenin'nin dediği gibi bir çocukluk hastalığıdır. İnsanın kızdığı şey aldatmaktır. Esasen Türkiye gibi tarihsel olarak yüzlerce yıl bir Arada yaşamış, kız alıp vermiş iki halk olan Türk ve Kürt halkı arasında devletle savaşa girmek, fikrime göre yanlıştı, bir oyundu, tuzaktır. Şimdi değil daha 40- 50 yıl evvel demokratik siyasi mücadele vermek gerekirdi. Çünkü  büyük bedeller ödendi. Türk ve Kürt anaları ağladı.  Şimdi ise, PKK ve DEM parti çevreleri çerçeve yasayı başarı olarak sunuyorlar. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu 12 madde de Kürt haklarıyla ile ilgili, demokrasi ile ilgili tek bir madde yoktur. Bu yasayı büyük bir başarı olarak sunmaya, ancak pes demek doğru oluyor. Kürt meselesi bu kadar ölümlerden  sonra demokrasi ile çözülecektir. Beyler, paşalar daha evvel aklınız neredeydi. Neyse, ne diyelim zararın neresinden dönülürse iyidir. Iki yıldır silahların durması, elleri öpülecek  annelerin ağlamaması şüphesiz çok değerlidir. Burada önemli  bir açıklama yapmak isterim. PKK savaşı bir çok etkenle birlikte insanlık dışı Diyarbakır cezaevi işkenceleri sonucu olmuştur. Gençlere dağın yolunu gösteren veya buna neden olan, sözde devlet yetkilileri  yargılanmalıdır. Zira Türk ve Kürt halkından binlerce insanın ölümlerine  neden olmuşlardır. Bu ülke de adalet tecelli edecekse bu kirli savaşı yaptıranlar, azm ettirenler hesap vermelidir. Sonuç olarak Kürt meselesi yalnız demokratik siyaset, demokratik toplum gibi sonra gelmesi gereken bir mesele değil, öncelikle kültürel bir meseledir. Kürt kimliğini resmi olarak tanımadır. Anadilde eğitimdir. Kültüralist çözüm dahi istemiyorun demek ve bazı halk kesimlerinin buna inanması gerçeklere aykırıdır.
Ekleme Tarihi: 07 Eylül 2026 -Pazartesi

TÜRKIYE VE SURIYE'DE KÜRT SILAHLI HAREKETİNİN TASFIYESİ

Herşey Türkiye Büyük Meclisinin 2024 yılı 1. Ekim günü, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin DEM parti grubunu ziyaretiyle başladı.  Türk devletinin kurmayları tarafından çok ustaca hazırlanmış plan, Suriye ve Türkiye'de Kürt hareketini tasfiye etmek  amaçliydi.
Kabul etmek ve takdir etmek gerekir ki bu strateji başarıya ulaştı. Kürt silahlı hareketi Tasfiye oldu. Haydi hayırlısı.
 Demek oluyor ki bir millet kolay devlet olmuyor. Binlerce yıllık devlet geleneği olan Türk devleti ve milleti bazı kazanımları, başarıları, reklam yapmadan yapıyor.
Açıkça demek gerekir ki, sözde,  özgürlük mücadelesi veren bir halkın önemli kesimleri ve önderleri kimse de kabahat bulmasın. Hele Türk devletini sürekli suçlamasın. Zira kendi içlerinde bir konsensüs birlik yok. Aslında Kürt halkı siyasi yönden genel olarak yeniye uyum sağlamıyor, liderlerini sorgulamiyor.
Suriye ve Türkiye'de asimilasyon sürecinin adı demokratik entegrasyon süreci olmuştur. Çünkü her iki ülkenin Kürt savaşçıları ve komutanları PKK  lideri Öcalan'ın muhtemelen, devlet yetkilerile bir antlaşma yaparak, Bahçeli'nin jestine karşılık verdi. Öyle anlaşılıyor Öcalan  talimatıyla Suriye'de özerklikten vazgeçiliyor. Zaten PYD unsurlarının Abdullah Öcalan'a bağlığı bilinen bir gerçek. 
Nitekim SDG sorumlusu Ilham Ahmet yıllar önce 2019 da bir Avrupa medya organı ile  yaptığı söyleşide Suriye'de demokrasi dışında hic bir bir şey istemediğini açıklamıştı. 
Zaten sonuç olarak Rojava denilen Kürt bölgesinde tüm ağır silahlar Suriye lideri İşid kökenli Ahmet El Şara hükümetine,  teslim etmişlerdir. Bundan sonra Suriye'de sivil demokratik mücadele vereceklerini açıkladılar. SDG komutanı genaral lakaplı Mazlum Abdi, Şaran'ın danışmanı oldu. Nereden nereye gelindi, hayret doğrusu. Üstelik PKK ve DEM partinin yöneticileri bunu başarı olarak halka sunuyorlar. Insan ne diyeceğini.bilemiyor. sanırım siyasi olarak bir akıl tutulması yaşanıyor.
Bundan önce kendi kendime artık Kürt hareketiyle ilgili bir şey yazmayacağım demiştim. Ama olmuyor, açık bir başarısızlığı hala Kürt halkına başarı olarak sunmalarına itiraz etmek mecburiyetinde kaldım. Burada ünlü Türk şairi Can Yücel'in kızıyorum şiirini anımsıyorum. 
Ha, burada kimse yanlış anlamasın, bizim gibi demokratik insancıl düşünen bireyler asla silahtan yana olamazlar. Mutlaka barıştan taraf olurlar. Taktik değil, stratejik ve felsefi olarak halkların kardeşliğinden yana olurlar. 
Suriye Kürt senaryosu aynı şekilde Türkiye'de uygulandı.12 maddelik adına çerçeve yasa denilen yasada bir tek Kürt ve demokrasi vurgusu yoktur. Bunu da  aynı çevreler ironik bir biçimde büyük bir başarı olarak halka anlatıyorlar. Aslında bu yasa teslim olmak anlamına gelen af yasasıdır. Zaten, Bahçeli'nin dediği gibi PKK kurucu önderi Abdullah Öcalan 27 Şubat 2025 yılında İmralı'da yaptığı açıklamada " Ne bağımsızlık, ne federasyon, ne özerklik, ne Kültüralist çözümler istemiyorum." dediğini Türkiye kamuoyuna açıklamıştı. Demek kurucu önderlik boşuna denilmemiştir. Kültüralist hak bile istemiyorum ne demek? bunun kültürel haklar demek olan Kürt kimliği ve anadilde eğitim dahi istemiyorum anlamına geleceğini biraz aklı olan herkes anlar. 
Tüm bu tavizlere rağmen şeyhin kerameti kendinden menkul, inanmak, buna nasıl bir anlam verilmelidir. Muhatap olanlar düşünseler sorgulasalar yalın gerçekler ortaya çıkar. Önemli olan klasik deyimle aklını kiraya vermemek olmalıdır. Inanç ve gerçekler aynı değildir. Bir siyasal kurum,  bir siyasi kişi eleştiri ve özeleştiri'yi kabul etmelidir. Bu ilkeyi suç saymak, hakaret olarak algılamak, eğitimsizlik, kör bir tarafgirlik veya çıkara yönelik değilse, Sovyet devrimci Lenin'nin dediği gibi bir çocukluk hastalığıdır.
İnsanın kızdığı şey aldatmaktır. Esasen Türkiye gibi tarihsel olarak yüzlerce yıl bir Arada yaşamış, kız alıp vermiş iki halk olan Türk ve Kürt halkı arasında devletle savaşa girmek, fikrime göre yanlıştı, bir oyundu, tuzaktır. Şimdi değil daha 40- 50 yıl evvel demokratik siyasi mücadele vermek gerekirdi.
Çünkü  büyük bedeller ödendi. Türk ve Kürt anaları ağladı. 
Şimdi ise, PKK ve DEM parti çevreleri çerçeve yasayı başarı olarak sunuyorlar. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu 12 madde de Kürt haklarıyla ile ilgili, demokrasi ile ilgili tek bir madde yoktur. Bu yasayı büyük bir başarı olarak sunmaya, ancak pes demek doğru oluyor.
Kürt meselesi bu kadar ölümlerden  sonra demokrasi ile çözülecektir. Beyler, paşalar daha evvel aklınız neredeydi. Neyse, ne diyelim zararın neresinden dönülürse iyidir.
Iki yıldır silahların durması, elleri öpülecek  annelerin ağlamaması şüphesiz çok değerlidir.
Burada önemli  bir açıklama yapmak isterim. PKK savaşı bir çok etkenle birlikte insanlık dışı Diyarbakır cezaevi işkenceleri sonucu olmuştur.
Gençlere dağın yolunu gösteren veya buna neden olan, sözde devlet yetkilileri  yargılanmalıdır.
Zira Türk ve Kürt halkından binlerce insanın ölümlerine  neden olmuşlardır. Bu ülke de adalet tecelli edecekse bu kirli savaşı yaptıranlar, azm ettirenler hesap vermelidir.
Sonuç olarak Kürt meselesi yalnız demokratik siyaset, demokratik toplum gibi sonra gelmesi gereken bir mesele değil, öncelikle kültürel bir meseledir. Kürt kimliğini resmi olarak tanımadır. Anadilde eğitimdir. Kültüralist çözüm dahi istemiyorun demek ve bazı halk kesimlerinin buna inanması gerçeklere aykırıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.