MUHAMMED ALİ URFALI
Köşe Yazarı
MUHAMMED ALİ URFALI
 

YILMAZ GÜNEY BAKIŞLI DOKTOR

Sağlığımızın sorumlusu olan ve bizi iyileştirmek için gece gündüz demeden fedakârca çalışan bütün doktorlarımıza her zaman minnettarlığımı dile getiriyor, emeklere saygı duyuyorum. Özellikle sağlık çalışanlarına ve doktorlara karşı gösterilen şiddet benim kırmızı çizgimdir; hiçbir gerekçeyle asla kabul edilemeyecek bir davranıştır. Şiddetin her türlüsüne karşı durmak, insani bir sorumluluktur. Ama gel gör ki, mesleğini erdemle yapanların yanında, bu kutsal mesleğin zirvesinde kibir barındıranlar da var. İşte bu yüzden, bu yazının başlığını "Yılmaz Güney bakışlı doktor" koydum. Bilirsiniz, bazı doktorlarımız var ki; sanki karşısındaki insan bir hasta değilmiş gibi, Yılmaz Güney filmlerindeki o sert ve mesafeli bakışlarla hastaya yaklaşırlar. Bununla da kalmazlar; sert davranır, aşağılar, hastanın derdine derman olmak bir yana, adeta köstek olurlar. Nasıl ki doktora yönelen şiddeti reddediyorsak, hastaya karşı uygulanan psikolojik şiddeti, hor görmeyi ve ezmeyi de kabul etmiyoruz.  Kısacası; şiddetin de, vicdansızlığın da tamamına karşıyız. Özellikle bizim Şanlıurfa’da sıkça karşılaştığımız bir tablo var: Köylerimizden, mahallelerimizden gelen, Türkçeyi pek fazla bilmeyen, derdini kendi ana diliyle anlatmaya çalışan yaşlı amcalarımız, teyzelerimiz var. Bu doktorlarımızın o yaşlı insanlara rehberlik etmesi, halden anlaması, yardımcı olması gerekmiyor mu? Evet, kesinlikle gerekiyor. Ama maalesef yardımcı olmuyorlar. Sert bir bakışla, yarı yamalak sözlerle hastayla konuşuluyor. Yaşlı insan söylenenleri tam anlayamayıp "Hocam, ne dedin, anlamadım" diye bir daha sorunca, doktor sanki hastayı parçalayacakmış gibi ses tonunu yükseltiyor. Öyle bir sinir küpüne dönüşüyorlar ki, neredeyse hastayı o odada tokatlayacaklar. Hastalığın verdiği o fiziksel ve ruhsuz acıyla zaten morali sıfırın altında olan, ne yapacağını bilemeyen bir insan, karşısındaki uzmandan bu muameleyi gördüğünde o hastanın hâli nice olur? Derdine derman ararken, derdine dert, yarasına tuz ekilir. İşte bu zihniyetteki, hastayı insan yerine koymayan doktorlar; idare tarafından en ağır biçimde cezalandırılmalı, kınanmalı, siciline işlenmeli ve gerek duyulduğunda bu tür görev yerlerinden uzaklaştırılmalıdır. Çünkü hekimlik, önce insanı anlamak, sonra iyileştirmektir. Bakışlarıyla insanı sindirenler değil; şefkatiyle saranlar bu beyaz önlemi hak eder.
Ekleme Tarihi: 29 Ekim 2026 -Perşembe

YILMAZ GÜNEY BAKIŞLI DOKTOR

Sağlığımızın sorumlusu olan ve bizi iyileştirmek için gece gündüz demeden fedakârca çalışan bütün doktorlarımıza her zaman minnettarlığımı dile getiriyor, emeklere saygı duyuyorum.

Özellikle sağlık çalışanlarına ve doktorlara karşı gösterilen şiddet benim kırmızı çizgimdir; hiçbir gerekçeyle asla kabul edilemeyecek bir davranıştır.

Şiddetin her türlüsüne karşı durmak, insani bir sorumluluktur.

Ama gel gör ki, mesleğini erdemle yapanların yanında, bu kutsal mesleğin zirvesinde kibir barındıranlar da var.

İşte bu yüzden, bu yazının başlığını "Yılmaz Güney bakışlı doktor" koydum.

Bilirsiniz, bazı doktorlarımız var ki; sanki karşısındaki insan bir hasta değilmiş gibi, Yılmaz Güney filmlerindeki o sert ve mesafeli bakışlarla hastaya yaklaşırlar.

Bununla da kalmazlar; sert davranır, aşağılar, hastanın derdine derman olmak bir yana, adeta köstek olurlar.

Nasıl ki doktora yönelen şiddeti reddediyorsak, hastaya karşı uygulanan psikolojik şiddeti, hor görmeyi ve ezmeyi de kabul etmiyoruz. 

Kısacası; şiddetin de, vicdansızlığın da tamamına karşıyız.

Özellikle bizim Şanlıurfa’da sıkça karşılaştığımız bir tablo var: Köylerimizden, mahallelerimizden gelen, Türkçeyi pek fazla bilmeyen, derdini kendi ana diliyle anlatmaya çalışan yaşlı amcalarımız, teyzelerimiz var.

Bu doktorlarımızın o yaşlı insanlara rehberlik etmesi, halden anlaması, yardımcı olması gerekmiyor mu?

Evet, kesinlikle gerekiyor. Ama maalesef yardımcı olmuyorlar.

Sert bir bakışla, yarı yamalak sözlerle hastayla konuşuluyor.

Yaşlı insan söylenenleri tam anlayamayıp "Hocam, ne dedin, anlamadım" diye bir daha sorunca, doktor sanki hastayı parçalayacakmış gibi ses tonunu yükseltiyor.

Öyle bir sinir küpüne dönüşüyorlar ki, neredeyse hastayı o odada tokatlayacaklar.

Hastalığın verdiği o fiziksel ve ruhsuz acıyla zaten morali sıfırın altında olan, ne yapacağını bilemeyen bir insan, karşısındaki uzmandan bu muameleyi gördüğünde o hastanın hâli nice olur? Derdine derman ararken, derdine dert, yarasına tuz ekilir.

İşte bu zihniyetteki, hastayı insan yerine koymayan doktorlar; idare tarafından en ağır biçimde cezalandırılmalı, kınanmalı, siciline işlenmeli ve gerek duyulduğunda bu tür görev yerlerinden uzaklaştırılmalıdır.

Çünkü hekimlik, önce insanı anlamak, sonra iyileştirmektir.

Bakışlarıyla insanı sindirenler değil; şefkatiyle saranlar bu beyaz önlemi hak eder.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.