Ortadoğu’da dengelerin altüst olduğu, masum sivillerin üzerine yağdırılan bombaların ve yaşanan insanlık dramlarının gölgesinde siyasi ikbal hesaplarının yapıldığı bir dönemden geçiyoruz.
İsrail iç siyasetindeki seçim tartışmaları ve Washington hattındaki diplomasinin dili, uluslararası sistemin ne denli büyük bir çifte standart üzerine kurulduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, Trump’a hitaben sosyal medyadan paylaştığı teşekkür mesajında öne çıkan şu cümle, mevcut küresel düzenin özeti niteliğinde: "Birlikte, İran rejiminin nükleer silahlara sahip olmasına asla izin vermeyeceğiz."
Açıkça sorulması gereken soru şudur: Dünyaya güvenlik ve adalet dersi vermeye kalkan bu güçlerin kendisinde kaç adet nükleer silah var?
Rakamlarla Küresel Nükleer Cephanelik
Uluslararası bağımsız kuruluşların (Amerikan Bilim İnsanları Federasyonu - FAS ve SIPRI) verilerine göre küresel envanterdeki durum şöyle:
Amerika Birleşik Devletleri: Yaklaşık 3.700 aktif/askeri kullanıma hazır ve toplamda 5.000’in üzerinde nükleer harp başlığına sahiptir.
İsrail: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimlerini reddeden ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na (NPT) taraf olmayan İsrail’in gayriresmî ama küresel ölçekte kabul gören envanterinde 90 ile 200 arası nükleer harp başlığı bulunduğu tahmin edilmektedir.
Binlerce nükleer bombayı elinde tutan bir dünya gücü ile bölgede gayriresmî nükleer tekele sahip tek devlet yan yana gelip, henüz nükleer silaha sahip olduğu bile doğrulanamamış bir diğer ülkeye karşı "güvenlik" söylemi üretmektedir.
Sadece Kendisine Mühak, Başkasına Yasak Düzen
Bu tablo, uluslararası siyasette uzun süredir uygulanan "Bize serbest, size yasak" mantığının somut bir tezahürüdür:
Uluslararası Denetim Eksikliği: İsrail’in Dimona Nükleer Santrali ve cephaneliği hiçbir uluslararası denetime tabi tutulmazken, bölgedeki diğer ülkeler yaptırımlarla ve askeri müdahale tehditleriyle baskı altında tutulmaktadır.
Güç Dengesizliği ve Mantık Çelişkisi: Kendi elinde binlerce kitle imha silahı bulunduran güçlerin, bölgedeki aktörleri "nükleer tehdit" olarak nitelendirmesi ciddi bir retorik çelişkisi doğurmaktadır.
Bölgesel Gerilim: Ortadoğu’da adil bir silahsızlanma süreci yerine, tek taraflı bir askeri üstünlük politikası izlenmesi, bölgedeki barış ve istikrar umutlarını derinden sarsmaktadır.
Eğer dünyada gerçek bir nükleer silahsızlanma ve bölgesel barış arzulanıyorsa, kuralların ve sınırlamaların sadece belirli ülkeler için değil, istisnasız tüm aktörler için geçerli olması kaçınılmazdır.
Aksi takdirde, "nükleer tehdit" söylemleri barışı korumak için değil, güç dengesini tek taraflı korumak için kullanılan bir araç olmaktan öteye geçemeyecektir.