Gıda güvenliği ve ticari ahlak, toplum sağlığı ile doğrudan alakalı en kritik meselelerin başında geliyor.
Ne yazık ki son dönemde karşılaştığımız tablolar, konunun vahametini gözler önüne seriyor.
Piyasada “dana eti” etiketiyle satılan sucukların içinden tavuk ve sakatat eti çıkıyor.
Tarihi geçmiş, kokmuş etlerin gamsızca insanlara yedirilmeye çalışıldığına şahit oluyoruz.
Benzer bir vurdumduymazlık lokanta ve tatlıcılarda da hakim.
İşletmelerin salonları pırıl pırıl, vitrinleri alımlı olabilir; fakat kapalı kapılar ardındaki mutfaklarda hijyenden eser yok.
Yemeklerin hangi şartlarda hazırlandığı, içinde ne tür et ve malzemelerin kullanıldığı meçhul.
Mutfaklardaki bu denetimsizlik ve ilgisizlik, doğrudan toplum sağlığıyla oynamaktır.
Üstelik bu durum sadece hijyen ve hileli gıdayla da sınırlı değil. Fiyatlar alabildiğine fahiş! Müşterinin cebindeki son kuruşa kadar göz diken, insafsız bir kâr hırsı hüküm sürüyor.
Lokantalardan marketlere kadar birçok ticari işletmede, maliyetin katbekat üzerinde satış yapılması ve fırsatçılık kabul edilebilir bir durum değildir.
Bu mesele, ertelenemez ve geçiştirilemez derecede hayati bir konudur.
Buradan yetkililere açıkça çağrıda bulunuyoruz:
Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı, sahada çok daha sıkı ve titiz bir denetim mekanizmasını derhal devreye sokmalıdır.
İşletmelerin alış faturaları ile satış fiyatları birebir karşılaştırılmalı; fahiş fiyat artışları ve usulsüzlükler tek tek tespit edilmelidir.
Halkın sağlığıyla ve cebiyle oynayanlara göz açtırılmamalı; ağır para cezalarının yanı sıra, gerektiğinde bu tür işletmelerin ruhsatları iptal edilerek süresiz kapatma cezası uygulanmalıdır.
Vatandaşın hakkını ve sağlığını korumak, devletin en temel görevlerindendir.
Bu kuralsızlığa ve vicdansızlığa artık bir dur denmelidir.