Bir kadına "Prenses gibisin" dediğinizde "Evet, öyleyim" yanıtını alırsınız; yanındaki başka bir kadına söylediğinizde ise "Ben zaten prensesim" der.
Şüphesiz ki tüm kadınlar, değer bakımından gözümüzde birer prenses konumundadır. Ancak gerçek anlamda prenses olmak o kadar kolay değildir; çünkü prenseslik; giyimiyle, kuşamıyla, konuşmasıyla ve sergilediği davranışlarla belirgin bir farklılık gerektirir.
Bunun en net örneğini İngiltere Kraliyet Ailesi'nde görürüz.
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’i hiçbir zaman iddialı ya da açık bir kıyafetle göremezsiniz; çünkü o her zaman ölçülü ve kapalı giyinmeyi tercih etmiştir.
Prenses Kate de bu kraliyet geleneğini aynı asaletle sürdürmektedir.
Peki, prensesler neden her zaman kapalı ve ölçülü giyinir?
Çünkü kadının zarafeti vücudunu sergilemekte değil, kendini saklamayı bilmesindedir.
Asıl mesele; gizlenmek, kendini muhafaza etmek ve sınır koyabilmektir.
Unutulmamalıdır ki değerli olan hiçbir şey açıkta durmaz:
Inciler kabuğunda,
Mücevherler kutusunda,
Hazineler ise çelik kasaların arkasında saklanır.
Asalet de benzer şekilde ölçülü bir örtüyle korunur.
Ayet ve hadis-i şeriflerde de ifade edildiği üzere; kadınlar lütuf gereği güzel ve çekici yaratılmıştır, bu sebeple korunmaları öğütlenmiştir.
Gerçek güzellik, geçici arzuları tahrik etmek için değil, kalplerde derin ve kalıcı bir saygı uyandırmak içindir.
Kapalı giyinmek saklanmak değil, sahip olunan eşsiz hazineyi korumaktır.
Prensesler sadece süslenmek için değil, temsil ettikleri değeri taşımak için giyinirler. Çok iyi bilirler ki teşhir dikkat çeker; fakat edep ve haya hayranlık uyandırır.
Örtünmeyi bir zorunluluk değil, bir asalet duruşu olarak gören bu anlayış, zarafetin gerçek ölçüsüdür.
Prensesler duruşları ve ölçülü giyimleriyle ön plandadır.
Şimdi kendisini "prenses" olarak gören tüm kadınlara soruyoruz: Siz nasıl giyiniyorsunuz?