Orta Doğu’nun kanayan yarası Filistin’de insanlık vicdanını yaralayan sahneler her geçen gün daha da ağırlaşıyor.
Orta Doğu’da ABD’nin stratejik ve askeri bir ileri karakolu gibi hareket eden İsrail, Filistin topraklarındaki yıkımı her geçen gün daha da derinleştiriyor.
Sadece askeri hedefleri değil; sivil altyapıyı, okulları, hastaneleri ve yaşam alanlarını kasten hedef alan bu sistematik anlayış, Filistin halkının coğrafyadaki varlığını adeta haritadan silmeyi amaçlıyor.
Dünya bu yıkıma seyirci kaldıkça, bir coğrafyanın geleceği gözlerimizin önünde yok edilmeye devam ediyor.
Bölgeden gelen son haberler, baskı ve kısıtlamaların artık günlük yaşamın her alanını tamamen felç ettiğini gösteriyor.
Sadece askeri bir çatışmayla değil, doğrudan halkın temel yaşam hakkını, geleceğini ve inancını hedef alan sistemli bir kuşatmayla karşı karşıyayız.
İnsani Yardımlara Geçit Yok
Sivil halkın en temel ihtiyacı olan gıda, tıbbi malzeme ve temiz su gibi hayati yardımlar dahi sınır kapılarında engelleniyor.
Tonlarca insani yardım malzemesi geçiş izni beklerken, bölgedeki açlık ve kriz boyutları her geçen gün derinleşiyor.
İnsani koridorların kapatılması, uluslararası hukukun ve en temel insan haklarının açık bir ihlalidir.
Eğitim Yuvaları Target Alınıyor
Bir toplumun geleceğini yok etmenin en kestirme yolu, onun eğitimini elinden almaktır. Bugün Filistin’de öğrenciler, silahların gölgesinde ve işgal altındaki eğitim kurumlarının uzağında kalıyor.
Okullar ya kullanılamaz hale getiriliyor ya da güvenlik gerekçeleriyle kapatılıyor.
Sıralarında olması gereken çocuklar, eğitim hakkından mahrum bırakılarak karanlık bir geleceğe sürüklüyor.
İbadet Özgürlüğüne Doğrudan Müdahale
Baskının vardığı bir diğer acı nokta ise inanç özgürlüğünün kısıtlanması.
Başta Mescid-i Aksa olmak üzere bölgedeki birçok camiye erişim engelleniyor; barışçıl bir şekilde ibadet etmek isteyen vatandaşlar engellerle, barikatlarla ve güvenlik güçleriyle karşı karşıya kalıyor.
İnsanların en kutsal mekanlarında dua etme hakkının elinden alınması, toplumsal vicdanda derin yaralar açıyor.
Tüm bu başlıklar tek bir gerçeğe işaret ediyor: Filistin’de yaşananlar sadece bir coğrafyanın değil, bütün insanlığın imtihanıdır.
Dünyanın bu sessizliği ve engellemeler karşısındaki eylemsizliği, yaşanan insani dramı her geçen gün daha da derinleştirmektedir.
Yaşam hakkının, eğitimin ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alınması için uluslararası toplumun artık somut adımlar atması kaçınılmaz bir zorunluluktur.