Toplum olarak değerlerimizi nerede kaybettiğimizi anlamak için bazen uzun araştırmalara gerek kalmıyor; tek bir "kız isteme" merasimine şahit olmak yetiyor.
Geçenlerde kulaklarıma inanamadığım, "yok artık" dedirten bir olaya tanıklık ettim.
Aileler bir araya gelmiş, bir yuvanın ilk harcı atılacak sanıyorsunuz.
Ama ortaya çıkan tablo bir yuva kurma heyecanı değil, resmen soğuk ve kuyu gibi derin bir pazarlıktı.
Kız babasının ağzından dökülen şu cümleler salondaki herkesin üzerine buz gibi serpildi: "Benim kızım kör müdür, topal mıdır; bu kadar az para olur mu, niye kızımı ucuza vereyim?"
İnsan sormadan edemiyor: Evlat ne zamandan beri fiyat biçilip "pahalıya" ya da "ucuza" satılan bir meta haline geldi?
İstekler listesi uzayıp gittikçe şaşkınlığımız katlandı. 1 milyona yakın "açlık arası" (başlık parası), gramı ve markası tek tek sıralanmış bir sayfa dolusu altın, yetmedi belirli markaların en üst model eşyaları... Yuva kurmak üzere yola çıkan iki gencin geleceği, daha siftah yapılmadan devasa bir borç batağına sürüklendi.
Babalık, evladının mutluluğuna ve rızasına hami olmak demektir; onun hayatı ve geleceği üzerinden çıkar sağlamak değil.
Bir babanın, evladını adeta bir pazarlık konusu yapıp başlık parası adı altında maddi menfaat temin etmesi, zaten evladının üzerindeki manevi babalık hakkını zedeler.
Maddi hırslar uğruna kızının geleceğini bir ticarete dönüştüren biri, aldığı o parayla belki cüzdanını doldurur ama evladının gözündeki ve gönlündeki o kutsal "baba" makamının hakkını çoktan kaybetmiş olur.
Oysa mensubu olmakla övündüğümüz İslam dini, evlilik hususunda son derece net ve sadedir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Nikâhın en hayırlısı, külfetsiz ve kolay olanıdır" buyurarak bize ölçüyü asırlar öncesinden vermiştir. Dinimiz evliliği zorlaştırmayı değil, kolaylaştırmayı; maddiyatı değil, ahlakı ve sevgiyi öncelemeyi emreder.
Evliliği bir ticaret sözleşmesine, evlatları ise bir pazarlık konusuna dönüştürdüğümüz sürece gençlerin belini bükmeye, mutlu yuvaların önüne kendi ellerimizle taş koymaya devam ederiz.
Artık silkip kendimize gelme zamanı. Zorlaştırmayın, kolaylaştırın; çünkü kurulan şey bir pazar tezgahı değil, kutsal bir yuvadır.