Gazze’de akan her damla kanda payı olanların bugün dönüp bize "barış" dersi vermeye çalışması, tarihin şahit olduğu en büyük riyakârlıktır.
Yıllardır işgalin, bombaların ve yıkımın sponsoru olan ABD’nin şimdi masumiyet maskesi takıp diplomatik şovlar yapması kimseyi kandıramaz.
Diplomatik masalara süslü cümlelerle oturanlar, Gazze’nin üzerine yağan bombaların menşeini unutmamızı bekliyor.
Yıllardır Orta Doğu’yu ateş çemberine çeviren bir aklın, bugün çıkıp "tarihi anlaşma" nidaları atması tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.
"Güç yetiremesen de Halihazırda gözünü İran’a dikmiş, orayı işgal etmeye çalışırken hangi cüretle barıştan bahsedebiliyorsun?"
Gazze Savaşı körükleyen ve bu noktaya getiren zaten sensin ABD Şimdi kalkmış barıştan, anlaşmadan bahsediyorsun.
Dün Asya’yı, son yıllarda ise Orta Doğu’yu ateş çemberine çeviren ABD ve onun bugün başındaki isim olan Trump’ın silah bırakılsın" çağrısı güvenilir olmaktan çok uzaktır.
Bu sözlerin perde arkasındaki asıl mesaj nettir: Direnç göstermeyin, silahı bırakın ve Gazze’yi İsrail’e kendi ellerinizle teslim edin.”
Diyelim ki Trump haklı çıktı ve Gazze silah bırakarak sözde bir barışa razı oldu...
Peki ya İsrail’in katlettiği o masum çocuklar, kadınlar ve yaşlılar ne olacak? O masumların dökülen kanının hesabını kim verecek? Yerle bir edilen, harabeye dönüştürülen koskoca bir şehrin, yok edilen hayatların hakkını kim ödeyecek?
Bırakın şehri yeniden inşa etmeyi, yıkılan umutların ve katledilen canların hesabını vermeden hangi barıştan söz edebilirsiniz.
Geçmişin hesabını vermeden geleceğe barış adı altında ipotek koyamazsınız.
Bir halkın var olma mücadelesini ve ödediği ağır bedelleri yok sayarak masa başında çizilen haritalar, o topraklara huzur değil ancak yeni öfkeler tohumlar.
Zira adaletle taçlanmayan hiçbir süreç, gerçek bir barış değil; yalnızca ertelenmiş bir felakettir.