Ne yaptığı belli değil; anlam veremiyoruz. Bir günü bir gününü tutmayan, sürekli keskin zikzaklar çizen açıklamaları karşısında, dünya kamuoyu olarak kelimenin tam anlamıyla şaşkına dönmüş durumdayız.
Sabah saatlerinde barış güvercini uçurup diplomasi rüzgarları estirirken, akşamına savaş tamtamları çalarak Hürmüz Boğazı'nı vurmaktan bahseden bir liderin mantığını çözmek imkansız hale geliyor.
Evet ABD Başkanı Donald Trump’dan behsediyoruz.
Trump; dış politika söylemleri, dünyayı bir gün umutlandıran, ertesi gün dehşete düşüren keskin dönüşlerle dolu.
Dün Fox News ekranlarında "İran'la çok iyi görüşmeler yürütüyoruz" diyerek ılımlı bir diplomasi mesajı veren Trump, hemen ertesi gün Hürmüz Boğazı üzerinden İran’ı en sert dille tehdit edebiliyor: “Hürmüz Boğazı çok yakında açılacak, yoksa İran'ı çok sert vururuz.”
Bu tehdit ve kararlarına bakılırsa üçüncü dünya savaşının kapıda olduğunu düşünüyoruz. Ancak bir de bakmışız ki İran'dan olumlu cevaplar alıyoruz. İran barışmak istiyor ve U dönüşü yapıyor. Söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmuyor.
Bu tablo tam bir çelişki abidesi.
Ne dediği, ne yapmak istediği belli olmayan bir lider portresi çiziyor.
Ancak Trump’ın bu öngörülemez tavrını stratejik bir kafa karışıklığı olarak okumak resmi eksik görmektir.
Trump’ın asıl derdi ne İran’a askeri bir operasyon düzenleyip yeni bir bölgesel savaş başlatmak, ne de küresel seyrüsefer hürriyetini samimiyetle savunmak.
Masadaki asıl ajanda her zamanki gibi finansal ve ekonomik hesaplardan oluşuyor.
Washington yönetimi için Orta Doğu'daki krizler, petrol fiyatlarını manipüle etmenin, Amerikan savunma sanayiine yeni pazar alanları açmanın ve oy deposu olarak gördüğü iç kamuoyuna "güçlü lider" imajı pazarlamanın bir aracı.
Bir gün diplomasi kartını oynayıp piyasaları rahatlatırken, ertesi gün askeri tehdit savurarak enerji koridorlarını baskı altında tutmak tam bir gayrimenkul tüccarı taktiği.
Trump ne yaptığını bilmiyor gibi görünebilir; ancak ticaret kökenli bir siyasetçinin dilinde savaş ve barış kelimeleri diplomatik birer hedef değil, pazarlık masasında fiyat artırmaya yarayan ham hamlelerden ibarettir. Dünyanın bu tüccar diplomasisine ne kadar tolerans göstereceği ise belirsizliğini koruyor.