MUHAMMED ALİ URFALI
Köşe Yazarı
MUHAMMED ALİ URFALI
 

AĞIR CEZALAR GELMEDEN ŞİDDET BİTMEZ

Coğrafya kaderdir derler; ama bazen o kaderi kendi ellerimizle kâbusa çevirmekte üstümüze yok. Şanlıurfa’dan yine benzer haberler düşüyor ekranlara: Bitmeyen kavgalar, nesiller boyu devredilen kan davaları ve gencecik insanların toprağa düştüğü anlar... Dün yine Akçakale’de birbirine acımasızca saldıran aileleri, komşuları gördük. Kadınlar bile ellerinde sopa ve taşlarla adeta bir evi linç ettiler. Üstelik jandarmanın gözünün önünde o aileyi paramparça ettiler. Nasıl bir acımasızlık bu, nasıl bir vahşet! Tabii ki sadece Urfa'da değil buna benzer şiddet ve kavgalar tüm Türkiye'de vardır, şahit olduk ve olmaya da devam ediyoruz. Gözü dönmüşlük öyle bir raddeye ulaştı ki, ortamda güvenlik güçlerinin, jandarmanın varlığı bile öfkeyi dizginlemeye yetmiyor. Aşiretler, aileler, komşular... Dün aynı sofrada ekmek paylaşanlar, bugün birbirini gözünü kırpmadan hedefe koyuyor. Yıllardır süregelen bu kıyımın ne dine, ne insanlığa, ne de bölgenin köklü geleneklerine sığar bir yanı var. Ancak bu trajedinin asıl düşündürücü ve acı tarafı, cinayetlerin hemen ardından başlayan o garip "barış piyasası." Önce Kan, Sonra Pazarlık Silahlar çekilip canlar alındıktan, evlere ateş düştükten sonra aniden bir "akıllanma" devresi başlıyor. Birbirine acımasızca kıyanlar, bu kez araya girecek hatırlı kişileri, kanat önderlerini aramaya koyuluyor. Peki, bu barış nasıl sağlanıyor? Ne yazık ki vicdani bir muhasebeyle değil, devasa meblağlarla... "Bizi barıştırın" diye eline çanta alanlar, aracı olanlara milyonlarca lira döküyor. Sonra şatfatlı barış yemekleri düzenleniyor; onlarca, yüzlerce koyun kesiliyor, uzun sofralar kuruluyor, protokol fotoğrafları çekiliyor. Dökülen kanın, giden canların hesabı birkaç milyon lira ve yüzlerce kilo etin arkasına gizlenmeye çalışılıyor. Asıl Soru Şurada: Barış Satın Alınabilir mi? İnsan sormadan edemiyor: Can alırken jandarmayı, kanunu, vicdanı tanımayan bir irade; nasıl oluyor da iş paraya ve gövde gösterisine gelince tıpış tıpış masaya oturabiliyor? Urfa'nın toprağı berekettir; tarihi, kültürü baş tacıdır. Ancak bu topraklara en büyük zararı, gururu adaletin, parayı da vicdanın önüne koyan bu zihniyet veriyor. Silaha harcanan paranın, barışmak için aracılara dökülen milyonların yarısı gençlerin eğitimine, çocukların geleceğine harcansaydı; bugün kavgaların ve kan davalarını değil, Urfa’dan çıkan bilim insanlarını, sanatçıları konuşuyor olurduk. Artık kabul edelim: Can alıp sonra parayla helallik satılan bu çark, gelenek değil, toplumsal bir hastalıktır.  Ve bu hastalık, göstermelik yemeklerle değil, ancak gerçek bir adalet duygusu ve eğitimle iyileşebilir. Ayrıca Adalet Bakanlığı’ndan da bir ricamız var: Türkiye’de adaletli ve huzur içinde yaşamak istiyoruz. Bu kavgaların, cinayetlerin ve yaşanan acıların önüne geçebilmek için saldırganlara ve zorbalara çok daha ağır cezalar verilmelidir. Cezalar caydırıcı ve ağır olursa, bu kavgaların ve cinayetlerin önüne tamamen geçilmiş olacaktır.
Ekleme Tarihi: 03 Ağustos 2026 -Pazartesi

AĞIR CEZALAR GELMEDEN ŞİDDET BİTMEZ

Coğrafya kaderdir derler; ama bazen o kaderi kendi ellerimizle kâbusa çevirmekte üstümüze yok.

Şanlıurfa’dan yine benzer haberler düşüyor ekranlara: Bitmeyen kavgalar, nesiller boyu devredilen kan davaları ve gencecik insanların toprağa düştüğü anlar...

Dün yine Akçakale’de birbirine acımasızca saldıran aileleri, komşuları gördük.
Kadınlar bile ellerinde sopa ve taşlarla adeta bir evi linç ettiler.
Üstelik jandarmanın gözünün önünde o aileyi paramparça ettiler.
Nasıl bir acımasızlık bu, nasıl bir vahşet!
Tabii ki sadece Urfa'da değil buna benzer şiddet ve kavgalar tüm Türkiye'de vardır, şahit olduk ve olmaya da devam ediyoruz.

Gözü dönmüşlük öyle bir raddeye ulaştı ki, ortamda güvenlik güçlerinin, jandarmanın varlığı bile öfkeyi dizginlemeye yetmiyor. Aşiretler, aileler, komşular...
Dün aynı sofrada ekmek paylaşanlar, bugün birbirini gözünü kırpmadan hedefe koyuyor. Yıllardır süregelen bu kıyımın ne dine, ne insanlığa, ne de bölgenin köklü geleneklerine sığar bir yanı var.
Ancak bu trajedinin asıl düşündürücü ve acı tarafı, cinayetlerin hemen ardından başlayan o garip "barış piyasası."

Önce Kan, Sonra Pazarlık
Silahlar çekilip canlar alındıktan, evlere ateş düştükten sonra aniden bir "akıllanma" devresi başlıyor.
Birbirine acımasızca kıyanlar, bu kez araya girecek hatırlı kişileri, kanat önderlerini aramaya koyuluyor.

Peki, bu barış nasıl sağlanıyor?
Ne yazık ki vicdani bir muhasebeyle değil, devasa meblağlarla...
"Bizi barıştırın" diye eline çanta alanlar, aracı olanlara milyonlarca lira döküyor.
Sonra şatfatlı barış yemekleri düzenleniyor; onlarca, yüzlerce koyun kesiliyor, uzun sofralar kuruluyor, protokol fotoğrafları çekiliyor. Dökülen kanın, giden canların hesabı birkaç milyon lira ve yüzlerce kilo etin arkasına gizlenmeye çalışılıyor.

Asıl Soru Şurada: Barış Satın Alınabilir mi?
İnsan sormadan edemiyor:
Can alırken jandarmayı, kanunu, vicdanı tanımayan bir irade; nasıl oluyor da iş paraya ve gövde gösterisine gelince tıpış tıpış masaya oturabiliyor?

Urfa'nın toprağı berekettir; tarihi, kültürü baş tacıdır. Ancak bu topraklara en büyük zararı, gururu adaletin, parayı da vicdanın önüne koyan bu zihniyet veriyor.
Silaha harcanan paranın, barışmak için aracılara dökülen milyonların yarısı gençlerin eğitimine, çocukların geleceğine harcansaydı; bugün kavgaların ve kan davalarını değil, Urfa’dan çıkan bilim insanlarını, sanatçıları konuşuyor olurduk.

Artık kabul edelim: Can alıp sonra parayla helallik satılan bu çark, gelenek değil, toplumsal bir hastalıktır. 
Ve bu hastalık, göstermelik yemeklerle değil, ancak gerçek bir adalet duygusu ve eğitimle iyileşebilir.

Ayrıca Adalet Bakanlığı’ndan da bir ricamız var: Türkiye’de adaletli ve huzur içinde yaşamak istiyoruz.
Bu kavgaların, cinayetlerin ve yaşanan acıların önüne geçebilmek için saldırganlara ve zorbalara çok daha ağır cezalar verilmelidir. Cezalar caydırıcı ve ağır olursa, bu kavgaların ve cinayetlerin önüne tamamen geçilmiş olacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.