NECDET ŞANSAL
Köşe Yazarı
NECDET ŞANSAL
 

KARDEŞLİK SÖZDE DEĞİL ÖZDE OLUR

Kadim şehir Urfa, malum, tarihi bir kenttir. Çeşitli halklar, bu şehire gelmiş, geçmişlerdir. Birde bu şehrin konumu, tarihte ipekyol denilen, ticaret, aynı zamanda stratejik bir yerdedir. Bir yanı tarihte Kürdistan diye bilinen coğrafya, bir yanı Türkistan cografyasidir. Kürt ve Türklüğü aynı gören, ayrım yapmayan, kardeşliği savunan Türkmen Şair Ahmet Arif'in bir şiirinde dediği gibi: bir yanım çığ tutar kafkas ufkudur.  Bir yanım seccade Acem müküdür Doruklarda buzulların salkımı Ve firari güvercinler şu başlarında  Karaca sürüsü keklik takımı  Yiğitlik inkara gelinmez  Teke tek döğüşte yenilmediler Bin yıldan buranın uşağı. Ünlü şair Arif, hasretinden prangalar eskittim, adlı yazdığı bir tek şiir kitabı, gerçek kardeşlik, özlem, hasret üzerinedir. Konumuzla, yani Urfa ile ilgili bir şiirinde:  Vurun ulan vurun ben kolay ölmem Ocakta küllenmiş közüm Karnımda sözüm var Halden bilene Babam gözlerini verdi Urfa önünde Üç de kardaşını üç nazlı selvi Ömrüne doymamış üç dağ parçası Benim küçük dayım Nazif  Bıyıkları yeni terlemiş  Yakışıklı hafif iyi süvari Vurun ulan kardaş demiş namus günüdür. Kürtler ve Türkler tarih boyunca bu coğrafyayı beraber yurt edinmişlerdir. Ta malazgirtten beri. Daha ötesi 800, 900 lı yıllarda, Selçuklu Türkleri ve Şeddadi Kürtleri döneminde beraber Ruslara, Gürcülere karşı savaşmışlardir. Belki denilir ya, kendi aralarında bile savaşmışlardir. Olabilir, Türk ve Kürt aşiretlerin kendi aralarında bile çok savaştıkları.Olmuştur. Ama bir gerçek vardır: Anadolu coğrafyasını bu her iki halk birlikte yurt edinmişlerdir. Sultan Selim döneminden, çananakale'ye Kurtuluş savaşına kadar, hep kader birliği yapmışlardır. Ama bu son zamanlarda Ak Parti hükümeti döneminde izlenen Rojava ekseni içersinde Yanlış Suriye ve Kürt politikasını tarihsel perspektif ve kardeşlik bağlamında anlamakta güçlük çekiyorum.  Örneğin Suriye'de Işid, benzeri , bir anlamda devamı sayılacak HTŞ  ile ittifak yaparken, kardeş dedikleri Türkiye Kürtlerınin yakın akrabaları olan Suriye Kürtlerine yakınlık göstermiyorlar. Bunun somut örneği, abluka altına alınan Nüfusu 500 bin olan, çocukların soğuktan öldükleri, insanların açlık, susuzluk çektikleri Kobani, Suruç'un yani başında yardım yapmadıkları gibi, yapılacak yardımlar için sınır kapısını açmiyorlar. Tek kelimeyle olacak bir durum değildir. Yazının başlangıcında Tarihi Kent Urfa'dan söz ettik, kardeşlikten söz ettik. Şimdi gelelim Urfa'da  söylenen gerçek kardeşlik iki meselini anlatalım.  Vakti zamanında Urfa'da iki kardeş varmış. Birisi sağlam, Diğeri felçli sakat. Sağlam olan kardeş, felçli olan kardeşini tedavi etmek, iyileştirmek için çok çabalamış, bir sonuç alamamış. En sonunda Urfa'da  Lokman Hekim diye anılan dönemin ünlü hekiminin yanına giderler. Hekim kardeşinin iyileşmesi çok zordur der. Kışın sonu bahardır. Urfa çok yağış almıştır o yıl. Ot, yerde belki bir metre olmuştur. Çeşitli, ren renk çiçekler açmıştır. Şehrin Eyyüp peygamber civarlarında bir tek ev dahi  yoktur. Koyun, deve sahipleri yemyeşil alanlarda çadırlar kurmuşlar. Davarlarını otlatiyorlar. Sağlam kardeş ve sakat kardeş burada bir tanıdığının çadırına misafir olurlar. Bir akşam saglam kardeş,kara bir deveden süt içmesi için bir tas süt sağar. kardeşinin yanına kor. Kendisi uyur. Felçli  kardeş uyumamıştır. Öteden bir siyah yılan gelir sütu içer kusar, içer kusar. Bunu gören felçli der, en iyisi ben bu zehirli sütü içeyim, ben de bu azaptan kurtulayim, kardeşim de  bu eziyetten kurtulsun der. Ölmek için bu zehirli sütü içer. Ama megerse bu zehirli süt bir ilaç imiş. Sütü içtikten bir saat sonra ayağa kalkar, yürümeye başlar. Kardeşini uyandırır,  kardeşi bunu görünce bayram ederler.   Urfa'ya gelirler. Lokman Hekim lakaplı hekime hani kardeşin iyileşmez demiştin bak iyileşti, deyince onlar daha demeden, hekim ben de bunun çaresini biliyordum. Ama kara deve hadi neyse, ama  nereden kara bir yilan gelecek o sütü içecek kusacak. Çaresi oydu. Hekim bunu deyince kardeşler hayret ederler. Ilahi bir tecelli olmuştur derler. Diğer bir mesel: yine vakti zamanında Urfa'da iki kardeş varmış. Birisi evli birisi bekardir. Arazileri ortaktır. Bir sene  buğday harmanı yaparlar. eşit şekilde Ikiye bölerler. Bekar kardeş der, abim evlidir, çocukları vardır. Gece kendi harmanından evli kardeşinin harmanına katar.  Herhalde bir gece sonra bu defa evli kardeş, kardeşim bekardir, . evlenmesi için paraya  ihtiyacı vardır. Harmanın yarısını  kardeşinin harmanına katar.  Bunun üzerine ertesi yıl öyle bir mahsul kaldîrirlar ki zengin olurlar. Bekar kardeş evlenir. Hatta Urfa'da kardeşler camisi diye anılan camiyi yaparlar. Ol caminin hikayesi veya serancami budur diyebiliriz. İşte böyle değerli okurlar. Genel anlamda, siyasal, sosyal gerçek kardeşlik böyledir. Sözde değil  özde olur. İşte kıssadan hisse.
Ekleme Tarihi: 04 Şubat 2026 -Çarşamba

KARDEŞLİK SÖZDE DEĞİL ÖZDE OLUR

Kadim şehir Urfa, malum, tarihi bir kenttir. Çeşitli halklar, bu şehire gelmiş, geçmişlerdir. Birde bu şehrin konumu, tarihte ipekyol denilen, ticaret, aynı zamanda stratejik bir yerdedir.
Bir yanı tarihte Kürdistan diye bilinen coğrafya, bir yanı Türkistan cografyasidir.
Kürt ve Türklüğü aynı gören, ayrım yapmayan, kardeşliği savunan Türkmen Şair Ahmet Arif'in bir şiirinde dediği gibi:
bir yanım çığ tutar kafkas ufkudur. 
Bir yanım seccade Acem müküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Ve firari güvercinler şu başlarında 
Karaca sürüsü keklik takımı 
Yiğitlik inkara gelinmez 
Teke tek döğüşte yenilmediler
Bin yıldan buranın uşağı.
Ünlü şair Arif, hasretinden prangalar eskittim, adlı yazdığı bir tek şiir kitabı, gerçek kardeşlik, özlem, hasret üzerinedir.
Konumuzla, yani Urfa ile ilgili bir şiirinde: 
Vurun ulan vurun ben kolay ölmem
Ocakta küllenmiş közüm
Karnımda sözüm var
Halden bilene
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını üç nazlı selvi
Ömrüne doymamış üç dağ parçası
Benim küçük dayım Nazif 
Bıyıkları yeni terlemiş 
Yakışıklı hafif iyi süvari
Vurun ulan kardaş demiş namus günüdür.
Kürtler ve Türkler tarih boyunca bu coğrafyayı beraber yurt edinmişlerdir. Ta malazgirtten beri. Daha ötesi 800, 900 lı yıllarda, Selçuklu Türkleri ve Şeddadi Kürtleri döneminde beraber Ruslara, Gürcülere karşı savaşmışlardir.
Belki denilir ya, kendi aralarında bile savaşmışlardir. Olabilir, Türk ve Kürt aşiretlerin kendi aralarında bile çok savaştıkları.Olmuştur.
Ama bir gerçek vardır: Anadolu coğrafyasını bu her iki halk birlikte yurt edinmişlerdir. Sultan Selim döneminden, çananakale'ye Kurtuluş savaşına kadar, hep kader birliği yapmışlardır.
Ama bu son zamanlarda Ak Parti hükümeti döneminde izlenen Rojava ekseni içersinde Yanlış Suriye ve Kürt politikasını tarihsel perspektif ve kardeşlik bağlamında anlamakta güçlük çekiyorum. 
Örneğin Suriye'de Işid, benzeri , bir anlamda devamı sayılacak HTŞ  ile ittifak yaparken, kardeş dedikleri Türkiye Kürtlerınin yakın akrabaları olan Suriye Kürtlerine yakınlık göstermiyorlar.
Bunun somut örneği, abluka altına alınan Nüfusu 500 bin olan, çocukların soğuktan öldükleri, insanların açlık, susuzluk çektikleri Kobani, Suruç'un yani başında yardım yapmadıkları gibi, yapılacak yardımlar için sınır kapısını açmiyorlar. Tek kelimeyle olacak bir durum değildir.
Yazının başlangıcında Tarihi Kent Urfa'dan söz ettik, kardeşlikten söz ettik.
Şimdi gelelim Urfa'da  söylenen gerçek kardeşlik iki meselini anlatalım. 
Vakti zamanında Urfa'da iki kardeş varmış. Birisi sağlam, Diğeri felçli sakat. Sağlam olan kardeş, felçli olan kardeşini tedavi etmek, iyileştirmek için çok çabalamış, bir sonuç alamamış. En sonunda Urfa'da  Lokman Hekim diye anılan dönemin ünlü hekiminin yanına giderler. Hekim kardeşinin iyileşmesi çok zordur der. Kışın sonu bahardır. Urfa çok yağış almıştır o yıl. Ot, yerde belki bir metre olmuştur. Çeşitli, ren renk çiçekler açmıştır. Şehrin Eyyüp peygamber civarlarında bir tek ev dahi  yoktur. Koyun, deve sahipleri yemyeşil alanlarda çadırlar kurmuşlar. Davarlarını otlatiyorlar. Sağlam kardeş ve sakat kardeş burada bir tanıdığının çadırına misafir olurlar. Bir akşam saglam kardeş,kara bir deveden süt içmesi için bir tas süt sağar. kardeşinin yanına kor. Kendisi uyur.
Felçli  kardeş uyumamıştır. Öteden bir siyah yılan gelir sütu içer kusar, içer kusar. Bunu gören felçli der, en iyisi ben bu zehirli sütü içeyim, ben de bu azaptan kurtulayim, kardeşim de  bu eziyetten kurtulsun der. Ölmek için bu zehirli sütü içer. Ama megerse bu zehirli süt bir ilaç imiş. Sütü içtikten bir saat sonra ayağa kalkar, yürümeye başlar.
Kardeşini uyandırır,  kardeşi bunu görünce bayram ederler. 
 Urfa'ya gelirler. Lokman Hekim lakaplı hekime hani kardeşin iyileşmez demiştin bak iyileşti, deyince onlar daha demeden, hekim ben de bunun çaresini biliyordum. Ama kara deve hadi neyse, ama  nereden kara bir yilan gelecek o sütü içecek kusacak. Çaresi oydu. Hekim bunu deyince kardeşler hayret ederler. Ilahi bir tecelli olmuştur derler.
Diğer bir mesel: yine vakti zamanında Urfa'da iki kardeş varmış. Birisi evli birisi bekardir. Arazileri ortaktır. Bir sene  buğday harmanı yaparlar. eşit şekilde Ikiye bölerler. Bekar kardeş der, abim evlidir, çocukları vardır. Gece kendi harmanından evli kardeşinin harmanına katar.  Herhalde bir gece sonra bu defa evli kardeş, kardeşim bekardir, . evlenmesi için paraya  ihtiyacı vardır. Harmanın yarısını  kardeşinin harmanına katar. 
Bunun üzerine ertesi yıl öyle bir mahsul kaldîrirlar ki zengin olurlar. Bekar kardeş evlenir. Hatta Urfa'da kardeşler camisi diye anılan camiyi yaparlar. Ol caminin hikayesi veya serancami budur diyebiliriz.
İşte böyle değerli okurlar. Genel anlamda, siyasal, sosyal gerçek kardeşlik böyledir. Sözde değil  özde olur. İşte kıssadan hisse.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.