MUHAMMED ALİ URFALI
Köşe Yazarı
MUHAMMED ALİ URFALI
 

İSRAFIN ADI: "BİZİM DEĞİL NASIL OLSA!"

Son dönemde nereye baksanız aynı manzara, hangi kuruma gitseniz aynı vurdumduymazlık... Millet olarak dişimizden tırnağımızdan artırıp devlete ödediğimiz her bir kuruş verginin, gözlerimizin önünde nasıl heba edildiğini izlemek artık sadece canımızı yakmıyor, sabrımızı da zorluyor. Devlet dairelerine ve belediyelere girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken şey ne oluyor? İşlerin yavaşlığı mı, yoksa masaların arkasında boş boş oturan, telefonla oynayan, çay sohbetine dalmış kalabalıklar mı? Resmen bir odada iki kişinin rahatlıkla yürütebileceği bir iş için tam sekiz-on kişi istihdam edilmiş durumda.  Liyakat değil, "bir tanıdık vasıtasıyla kapıyı kapağı devlete atma" arzusu yüzünden belediyeler dolup taşıyor. Öyle bir nokta ki, birçok belediyenin bütçesi hizmete veya yatırıma değil, sadece bu şişirilmiş kadroların maaşlarına ancak yetiyor. Hatta durum öyle vahim bir hal aldı ki, maaşını düzenlı alıp bir gün bile işe uğramayan "bankamatik memurları" artık şehir efsanesi değil, hepimizin bildiği acı bir gerçek. Millet kan ter içinde rızkını kazanmaya çalışırken, birilerinin oturduğu yerden tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemesi hangi vicdana, hangi adalete sığar? Sadece insan kaynağı değil, milli servet de göz göre göre heba ediliyor. Hava buz gibi, dışarıda ayaz var; ama bakıyorsunuz kamu binasındaki adam yazlık gömleğiyle oturmuş, klimayı sonuna kadar açmış sıcakta ferahlamaya çalışıyor! Yazın da tam tersi; klimayı kökleyip hırkayla oturanlar... "Nasıl olsa faturayı ben ödemiyorum, devlet ödüyor" mantığı, ne yazık ki kamuda bir akıl tutulmasına dönüşmüş durumda. Sokaklara çıkın, belediye zabıta araçlarına, emniyetin polis arabalarına bakın... Saatlerce yolun sağında ya da bir kavşakta duruyorlar ama motor şakır şakır çalışmaya devam ediyor. Araç durur vaziyetteyken çalıştırılan o motorlar, sadece benzin tüketmiyor; bu memleketin parasını, enerjisini ve geleceğini yakıyor. Sormak istiyorum: Hangi birimiz kendi şahsi arabamızı bir yerde dururken saatlerce çalışır vaziyette bırakıyoruz? Kendi cebimizden çıkınca kuruşun hesabını yaparken, kamu malı olunca bu pervasızlık niyedir? Geçtiğimiz dönemlerde Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından israfı önlemeye yönelik birtakım "Tasarruf Tedbirleri" paketleri açıklandı, genelgeler yayımlandı. Fakat ne yazık ki kağıt üzerindeki bu önlemler, sahadaki o kökleşmiş "devletin malı deniz" zihniyetini yıkmaya yetmedi. Çünkü sorun sadece mevzuat eksikliği değil; sorun, ahlak ve sorumluluk eksikliği. Oysa bizler, "Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz" diyen bir dinin mensuplarıyız. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını gözeten bir medeniyetin mirasıyız. İsrafın haram kılındığı bir inançta, devlet imkanlarını fütursuzca savurmak sadece bir yönetim kusuru değil, aynı zamanda büyük bir vebaldir. Devlet yetkililerinin artık bu durumu sadece tavsiye kararlarıyla değil, çok sıkı denetimler ve ağır yaptırımlarla dizginlemesi şarttır. Kamuda tasarruf, önce o klimaların ayarından, park halindeki arabaların kontağını kapatmaktan ve hak etmeyene maaş vermemekten başlamalıdır. Aksi takdirde, milletin helal kazancından verilen vergiler, bu bitmek bilmeyen israf çarkının içinde eriyip gitmeye devam edecek.
Ekleme Tarihi: 06 Ekim 2026 -Salı

İSRAFIN ADI: "BİZİM DEĞİL NASIL OLSA!"

Son dönemde nereye baksanız aynı manzara, hangi kuruma gitseniz aynı vurdumduymazlık... Millet olarak dişimizden tırnağımızdan artırıp devlete ödediğimiz her bir kuruş verginin, gözlerimizin önünde nasıl heba edildiğini izlemek artık sadece canımızı yakmıyor, sabrımızı da zorluyor.

Devlet dairelerine ve belediyelere girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken şey ne oluyor? İşlerin yavaşlığı mı, yoksa masaların arkasında boş boş oturan, telefonla oynayan, çay sohbetine dalmış kalabalıklar mı? Resmen bir odada iki kişinin rahatlıkla yürütebileceği bir iş için tam sekiz-on kişi istihdam edilmiş durumda. 

Liyakat değil, "bir tanıdık vasıtasıyla kapıyı kapağı devlete atma" arzusu yüzünden belediyeler dolup taşıyor.
Öyle bir nokta ki, birçok belediyenin bütçesi hizmete veya yatırıma değil, sadece bu şişirilmiş kadroların maaşlarına ancak yetiyor.

Hatta durum öyle vahim bir hal aldı ki, maaşını düzenlı alıp bir gün bile işe uğramayan "bankamatik memurları" artık şehir efsanesi değil, hepimizin bildiği acı bir gerçek.
Millet kan ter içinde rızkını kazanmaya çalışırken, birilerinin oturduğu yerden tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemesi hangi vicdana, hangi adalete sığar?

Sadece insan kaynağı değil, milli servet de göz göre göre heba ediliyor. Hava buz gibi, dışarıda ayaz var; ama bakıyorsunuz kamu binasındaki adam yazlık gömleğiyle oturmuş, klimayı sonuna kadar açmış sıcakta ferahlamaya çalışıyor! Yazın da tam tersi; klimayı kökleyip hırkayla oturanlar... "Nasıl olsa faturayı ben ödemiyorum, devlet ödüyor" mantığı, ne yazık ki kamuda bir akıl tutulmasına dönüşmüş durumda.

Sokaklara çıkın, belediye zabıta araçlarına, emniyetin polis arabalarına bakın... Saatlerce yolun sağında ya da bir kavşakta duruyorlar ama motor şakır şakır çalışmaya devam ediyor.
Araç durur vaziyetteyken çalıştırılan o motorlar, sadece benzin tüketmiyor; bu memleketin parasını, enerjisini ve geleceğini yakıyor.

Sormak istiyorum: Hangi birimiz kendi şahsi arabamızı bir yerde dururken saatlerce çalışır vaziyette bırakıyoruz? Kendi cebimizden çıkınca kuruşun hesabını yaparken, kamu malı olunca bu pervasızlık niyedir?

Geçtiğimiz dönemlerde Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından israfı önlemeye yönelik birtakım "Tasarruf Tedbirleri" paketleri açıklandı, genelgeler yayımlandı.
Fakat ne yazık ki kağıt üzerindeki bu önlemler, sahadaki o kökleşmiş "devletin malı deniz" zihniyetini yıkmaya yetmedi.

Çünkü sorun sadece mevzuat eksikliği değil; sorun, ahlak ve sorumluluk eksikliği.

Oysa bizler, "Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz" diyen bir dinin mensuplarıyız.
Tüyü bitmemiş yetimin hakkını gözeten bir medeniyetin mirasıyız.
İsrafın haram kılındığı bir inançta, devlet imkanlarını fütursuzca savurmak sadece bir yönetim kusuru değil, aynı zamanda büyük bir vebaldir.

Devlet yetkililerinin artık bu durumu sadece tavsiye kararlarıyla değil, çok sıkı denetimler ve ağır yaptırımlarla dizginlemesi şarttır.

Kamuda tasarruf, önce o klimaların ayarından, park halindeki arabaların kontağını kapatmaktan ve hak etmeyene maaş vermemekten başlamalıdır.
Aksi takdirde, milletin helal kazancından verilen vergiler, bu bitmek bilmeyen israf çarkının içinde eriyip gitmeye devam edecek.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.