İsrail siyasetinin en uzun soluklu ve en pragmatik aktörlerinden biri olan Binyamin Netanyahu için —basındaki tabirle "çocuk katili çanlar belki de daha önce hiç bu kadar yüksek sesle çalmamıştı.
Siyasi kariyeri boyunca defalarca sandıktan zaferle çıkmayı, koalisyon krizlerini kıl payı atlatmayı ve koltuğunu korumayı başaran "Bibi", bu kez çok daha dar bir koridora sıkışmış durumda.
Son kamuoyu araştırmaları ve kamuoyu göstergeleri, Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi ve aşırı sağcı koalisyon ortaklarının ciddi bir kan kaybı yaşadığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Gazze’de aylardır süren katliamlara, uluslararası toplumdan yükselen tepkilere ve Tel Aviv sokaklarını dolduran rehin yakınlarının protestolarına rağmen somut bir "zafer" elde edilememiş olması, hükümete olan güveni yerle bir etti.
İsrail'in 27 Ekim'de seçime gitmesi beklenirken, sandıktan çıkabilecek olası sonuçlar Netanyahu’nun iktidara veda etme ihtimalinin her geçen gün arttığına işaret ediyor.
Ancak burada soğukkanlı bir siyasi analiz yapmak gerekiyor:
İsrail’de hükümetin veya başbakanın değişmesi, devletin temel politikalarında köklü bir zihniyet değişimini beraberinde getirir mi?
Cevap ne yazık ki olumsuz.
İsrail siyasetinde muhalefetin veya alternatif isimlerin söylemlerine bakıldığında, Filistin meselesine yaklaşımda Netanyahu yönetimiyle özde kilit bir ayrışma görülmüyor. İşgal politikası, güvenlik merkezli doktrin ve Filistin halkının meşru haklarını görmezden gelen devlet aklı, İsrail’de tek bir siyasi figüre bağlı değil; sistemin kendi omurgasını oluşturuyor.
Dolayısıyla Netanyahu’nun gitmesi, politikaların bir gecede insani veya adil bir zemine oturacağı anlamına gelmiyor.
Yine de Gazze’de binlerce masum çocuğun ve sivilin hayatını kaybetmesine sebep olan, savaşı kendi siyasi istikbalini uzatmanın bir aracı olarak gören bir figürün sahneden çekilmesi, küresel vicdan açısından kritik bir eşiktir.
Netanyahu’nun koltuğunu kaybetmesi ve adalet önünde hesap vereceği günlerin yaklaşması; hem bölgedeki çatışma dinamiğinin seyri hem de insanlık onuru adına göz ardı edilemeyecek bir gelişme olacaktır.
Sandık yaklaştıkça manevra alanı daralan bir lider ve arkasında bıraktığı ağır yıkım... Gelecek seçimler İsrail'in stratejik çizgisini kökten değiştirmese de, en azından bu dönemin ana aktörünün siyasi ömrünü tamamlaması adına önemli bir dönüm noktası olabilir.