MUHAMMED ALİ URFALI
Köşe Yazarı
MUHAMMED ALİ URFALI
 

GÜMÜŞHANE’DE 4 GÜN

Doğu Karadeniz’in yeşille kayanın birleştiği o sert ama mağrur coğrafyasına doğru yola koyulduğumuzda, rotamızın ilk durağı kaçınılmazdı. Gümüşhane’ye giderken Bayburt’a uğramadan geçmek, bu toprağın hikayesine eksik başlamak olurdu. Bayburt Kalesi’nde Bir Ceket Hikayesi Tarihin ve sert rüzgarların dövdüğü Bayburt Kalesi'nin sert rüzgarları ve tarihin izleri arasında zirveye tırmandığımızda, Çoruh Nehri tüm görkemiyle ayaklarımızın altına serildi. Bu muazzam manzara karşısında akıllara tek bir hikaye ve onun süzülüp gelen türküleri düşüyordu: Urfalı Babi ve meşhur ceketi. Hikaye o ki, Urfalı Babi Bayburt'ta askerlik yaptığı yıllarda gönlünü bir güzele kaptırır. Sevdiği kızla buluşacağı günün heyecanıyla cebindeki bütün harçlığı bir cekete yatırır. Şık bir şekilde ceketi sırtına geçirip buluşma yeri olan Bayburt Kalesi’ne kavuşur. Ancak kavuşmanın verdiği o büyük heyecan ve telaşla kaleden ayrılırken ceketini orada unutup gider... Zamanla dilimize dolanan o meşhur ceket hikayesi, De get Bayburt de get Bayburt de get sende nem kaldı Hasan kalasında aman, caketim kaldı O cakettir güzel eder adamı Ergen kızlar alsın benim kadamı işte bu türkü kalenin rüzgarında böyle şekillenir. Biz manzaranın büyüsüne kapılsak da temkinliydik; elbette Urfalı Babi gibi ceketimizi unutmadık ama aklımızın ve gönlümüzün bir parçasını o surlarda bıraktık. Gümüşün Diyarı, Altın Kalpli İnsanlar Kaleden ayrılıp rotayı asıl menzilimize çevirdiğimizde, gümüşün diyarı, altın kalpli insanların memleketi Gümüşhane kucak açtı bize. Dağların arasına gizlenmiş bu kadim şehir, insanının sıcaklığıyla soğuk coğrafyasını anında unutturuyordu. İlk adımda hissedilen o cömert misafirperverlik, seyahatin en güzel rehberi oldu. Gümüşhane’nin zengin mutfak kültürünü sofralara taşıyan usta eller, kentin tescilli lezzetleriyle adeta bir ziyafet sundular. Yörenin simgelerinden olan siron, sarma ve lezzetiyle damak çatlatan ekşili dolma başköşede yerini alırken; mutfağın vazgeçilmez tatlıları pestil ve köme sofraya ayrı bir renk kattı. Hem göze hem de damağa hitap eden bu meşhur yemekler, Gümüşhane’nin köklü yemek mirasını ve Doğu Karadeniz’in özgün lezzet geleneğini tüm güzelliğiyle gözler önüne serdi. Şiran’ın Başkenti: Huzurun ve Kültürün Kalbi Gümüşhane’nin her ilçesi ayrı bir dünya ama Şiran’ın yeri bambaşka. Şiran’ın adeta başkenti sayılan o canlı, samimi sokaklarında yürürken misafirperverliğin en güzel örnekleriyle karşılaştık. Bir çay ocağına oturduğunuzda önünüze konan sıcak bir çay, yanına eklenen içten bir sohbet... Zengin tarihi, köklü kültürü ve Tomara Şelalesi’nin gürül gürül akan sularıyla Şiran, ruhumuzu dinlendiren en özel duraklardan biri oldu. Zigana’dan Hamsiköy’e: Lezzetli Bir Veda 4 günlük serüvenin sonuna yaklaşırken, heybetli Zigana Dağları’na vurduk yolumuzu. Yeni Zigana Tüneli’nin mühendislik harikası tüplerinden geçip Karadeniz’in nemli havasına gözlerimizi açtığımızda, bu rotanın olmazsa olmaz ritüeli bizi bekliyordu: Hamsiköy’e uğramak. Zigana tünelinden geçip Hamsiköy’ün o meşhur sütlacını yemeden bu seyahat bitmezdi. Sisli dağ manzarasına karşı yenen o meşhur fındıklı sütlaç, bu 4 günlük dağ ve tarih yolculuğunun en tatlı son imzası oldu. Ancak damğamızda kalan o tat ne kadar güzel olursa olsun; Gümüşhane’de geçirdiğimiz o müstesna günlerin, altın kalpli insanların bize gösterdiği samimi güler yüzün yeri ayrıydı. Yolculuk bitip dönsek de aklımızı, fikrimizi ve kalbimizin en güzel köşesini Gümüşhane’de bırakıp ayrıldık.
Ekleme Tarihi: 01 Eylül 2026 -Salı

GÜMÜŞHANE’DE 4 GÜN

Doğu Karadeniz’in yeşille kayanın birleştiği o sert ama mağrur coğrafyasına doğru yola koyulduğumuzda, rotamızın ilk durağı kaçınılmazdı.

Gümüşhane’ye giderken Bayburt’a uğramadan geçmek, bu toprağın hikayesine eksik başlamak olurdu.

Bayburt Kalesi’nde Bir Ceket Hikayesi
Tarihin ve sert rüzgarların dövdüğü Bayburt Kalesi'nin sert rüzgarları ve tarihin izleri arasında zirveye tırmandığımızda, Çoruh Nehri tüm görkemiyle ayaklarımızın altına serildi.
Bu muazzam manzara karşısında akıllara tek bir hikaye ve onun süzülüp gelen türküleri düşüyordu: Urfalı Babi ve meşhur ceketi.
Hikaye o ki, Urfalı Babi Bayburt'ta askerlik yaptığı yıllarda gönlünü bir güzele kaptırır. Sevdiği kızla buluşacağı günün heyecanıyla cebindeki bütün harçlığı bir cekete yatırır.
Şık bir şekilde ceketi sırtına geçirip buluşma yeri olan Bayburt Kalesi’ne kavuşur.
Ancak kavuşmanın verdiği o büyük heyecan ve telaşla kaleden ayrılırken ceketini orada unutup gider...
Zamanla dilimize dolanan o meşhur ceket hikayesi, De get Bayburt de get Bayburt de get sende nem kaldı Hasan kalasında aman, caketim kaldı O cakettir güzel eder adamı Ergen kızlar alsın benim kadamı
işte bu türkü kalenin rüzgarında böyle şekillenir.
Biz manzaranın büyüsüne kapılsak da temkinliydik; elbette Urfalı Babi gibi ceketimizi unutmadık ama aklımızın ve gönlümüzün bir parçasını o surlarda bıraktık.

Gümüşün Diyarı, Altın Kalpli İnsanlar
Kaleden ayrılıp rotayı asıl menzilimize çevirdiğimizde, gümüşün diyarı, altın kalpli insanların memleketi Gümüşhane kucak açtı bize.
Dağların arasına gizlenmiş bu kadim şehir, insanının sıcaklığıyla soğuk coğrafyasını anında unutturuyordu.
İlk adımda hissedilen o cömert misafirperverlik, seyahatin en güzel rehberi oldu.
Gümüşhane’nin zengin mutfak kültürünü sofralara taşıyan usta eller, kentin tescilli lezzetleriyle adeta bir ziyafet sundular.
Yörenin simgelerinden olan siron, sarma ve lezzetiyle damak çatlatan ekşili dolma başköşede yerini alırken; mutfağın vazgeçilmez tatlıları pestil ve köme sofraya ayrı bir renk kattı.
Hem göze hem de damağa hitap eden bu meşhur yemekler, Gümüşhane’nin köklü yemek mirasını ve Doğu Karadeniz’in özgün lezzet geleneğini tüm güzelliğiyle gözler önüne serdi.

Şiran’ın Başkenti: Huzurun ve Kültürün Kalbi
Gümüşhane’nin her ilçesi ayrı bir dünya ama Şiran’ın yeri bambaşka.
Şiran’ın adeta başkenti sayılan o canlı, samimi sokaklarında yürürken misafirperverliğin en güzel örnekleriyle karşılaştık.
Bir çay ocağına oturduğunuzda önünüze konan sıcak bir çay, yanına eklenen içten bir sohbet... Zengin tarihi, köklü kültürü ve Tomara Şelalesi’nin gürül gürül akan sularıyla Şiran, ruhumuzu dinlendiren en özel duraklardan biri oldu.

Zigana’dan Hamsiköy’e: Lezzetli Bir Veda
4 günlük serüvenin sonuna yaklaşırken, heybetli Zigana Dağları’na vurduk yolumuzu. Yeni Zigana Tüneli’nin mühendislik harikası tüplerinden geçip Karadeniz’in nemli havasına gözlerimizi açtığımızda, bu rotanın olmazsa olmaz ritüeli bizi bekliyordu: Hamsiköy’e uğramak.
Zigana tünelinden geçip Hamsiköy’ün o meşhur sütlacını yemeden bu seyahat bitmezdi.
Sisli dağ manzarasına karşı yenen o meşhur fındıklı sütlaç, bu 4 günlük dağ ve tarih yolculuğunun en tatlı son imzası oldu. Ancak damğamızda kalan o tat ne kadar güzel olursa olsun; Gümüşhane’de geçirdiğimiz o müstesna günlerin, altın kalpli insanların bize gösterdiği samimi güler yüzün yeri ayrıydı. Yolculuk bitip dönsek de aklımızı, fikrimizi ve kalbimizin en güzel köşesini Gümüşhane’de bırakıp ayrıldık.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.