Soykırımcı ve çocuk katili Netanyahu’nun son dönemdeki hırçınlığı, askerî veya stratejik bir gücün değil; köşeye sıkışmış bir siyasetçinin panik çığlığıdır.
İsrail iç siyasetinde eriyen anket rakamları, hakkında devam eden yolsuzluk davaları ve adalet önünde hesap verme korkusu, Netanyahu’yu içerideki ateşi dışarıya taşımaya zorluyor.
Canlı yayınlarda Türkiye’yi doğrudan hedef alıp "Türkiye gibi yeni rakiplerin ortaya çıkmasını engellemek zorundayız" ifadelerini kullanması, tam da bu çaresizliğin dışa vurumudur.
Ancak ortada gözden kaçırılmaması gereken çıplak bir gerçek var: Netanyahu sadece bölgesel barışı değil, doğrudan ateşle oynayarak kendi geleceğini de yakıyor.
Türkiye, Doğu Akdeniz’den Kafkaslar’a, Orta Doğu’dan Balkanlar’a kadar bölgesel dengelerin ana eksenini oluşturan, köklü devlet aklına ve ciddi bir askerî caydırıcılığa sahip bir güçtür.
Sandık korkusuyla ve iktidar koltuğunu birkaç ay daha uzatabilmek kaygısıyla Türkiye gibi bir ülkeyi sözde tehditlerle hedef almak, akıl sınırlarını zorlayan bir basiretsizliktir.
Gazze’de binden fazla çocuğun, kadının ve masum sivillin kanı üzerine kurulan bir siyasi kariyer, dışarıda suni düşmanlar yaratarak meşrulaştırılamaz.
Suriye’deki işgal politikalarını savunurken Türkiye’nin bölgesel etkinliğini kısıtlamaktan bahsetmek, bölge gerçeklerinden tamamen kopulduğunun kanıtıdır.
Netanyahu’nun anlamadığı veya görmezden geldiği husus şudur: İç siyasetteki erimeyi dışarıda gerilimi tırmandırarak örtbas etme taktiği artık son kullanma tarihini doldurmuştur.
Türkiye’yi hedef göstererek İsrail kamuoyundaki koltuk sallantısını durduramazsınız.
Ateşle oynayanlar, günün sonunda o ateşin ilk önce kendi iktidarlarını kül edeceğini öğrenmek zorunda kalırlar.
Gazze kasabı, soykırımcı Netanyahu ve iktidar hırsının arkasına saklananlar bilmelidir ki; tarih, masumların kanı üzerine inşa edilmek istenen hiçbir rejimi cezasız bırakmamıştır. Gazze'de işlenen insanlık suçları ve çiğnenen tüm uluslararası hukuk normları, dosya dosya adalet makamlarının önüne gelmektedir. Siyasi manevralar veya yapay gerilimler; Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Adalet Divanı önünde verilecek hesabı yalnızca geciktirebilir, asla engellemez.
Koltuğunu korumak adına tüm bölgeyi ateşe sürmekten çekinmeyen bu anlayış için yargılanacağı ve tarih önünde mahkûm olacağı o gün her geçen dakika daha da yaklaşmaktadır.
Ateşle oynayanların koltuk sevdası son bulurken, insanlığa karşı işlenen suçların hesabı da elbet bağımsız yargı önünde sorulacaktır.