NECDET ŞANSAL
Köşe Yazarı
NECDET ŞANSAL
 

21 ŞUBAT DÜNYA ANADİLİ GÜNÜ KUTLU OLSUN

21 Şubat dünya anadil günü UNESCO, birleşmiş milletler eğitim ve kültür örgütü tarafından 1999 yılında Bengaldeş'in başkenti Dakka'da ilan edilmiş ve kutlanmaya başlanmıştır. Dünya dil günün kutlanmasının amacı dünya'da çok sayıda dillerin kaybolması nedeniyle önlem alınması, farkındalık ve duyarlığın geliştirimesinin sağlanması istenmiştir. Diller insanlığın bir kültürel zenginliğidir. Evrensel bir öz ve değerdir. Türkiye halkı dil bakımından homojen, yani aynı türden değil, hetorojen, farklı türdür. Türkçe ve kürtçe dışında çok sayıda başka diller de bulunmaktadır. Osmanlı devleti döneminde farklı dinler, farklı diller kabul edilmiş, red ve inkar edilmemiştir. Ama, aynı topraklar üzerinde Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından 1923 te kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti döneminde, belki dünyada emsali görülmemiş bir biçimde Kürtçe ve ülkemizin diğer dilleri inkar edilmiş, baskıya uğramış, hatta şark islahat kanunu çıkartılarak yasaklanmıştır. Çarşı da pazarda Kürtçe konuşan Kürt vatandaşlarımıza para ve bazen hapis acı cezası verilmiştir. Mizaha neden olan Kürtçe para cezalarından bazıları, Türkçe bilmeyen bir insan fırına gider, kürtçe: nane ki bıde bıla Türki be der. Bunun türkçe'sini verelim: bir ekmek ver Türkçe olsun, der. Tam bir kara mizah veya dram. Vatandaş isteminde bir çaresizlik içerisinde ne diyeceğini bilemiyor, serzenişte bulunuyor. Bunun analizini yaptığımız zaman, ben Türkçe bilmiyorum, bilsem konuşurum, ama dediğiniz olsun demek istediği anlaşılıyor. Bir gün yine Diyarbakır çarşısında halı vakti yerinde bir Kürt vatandaş Kürtçe konuşunca bunu fark eden devlet görevlisi para cezası verir. Bunun üzerine adam bu gün istediğim kadar Kürtçe konuşacağım, istediğiniz ne kadar para ise peşinen size ödemeye hazırım, cevabını verir. Aynı tarihler de Urfa'da daha acı bir olay yaşanır. Urfa'nın Osmanlı devleti döneminden kalma tarihi çarşısı Sipahi pazarında bekçilik yapan Urfa Şeddadi aşiretine mensup Çilo emmi lakaplı kişi bir pazar günü çarşı ve dükkanlar kapalı iken, karne senesi diye anılan dönemde buğdayın çok pahalı, hatta bulunmadığı bir zamanda, yanık bir sesle bir Kürtçe Türkü söyler: heya Kemal sağe nanê gênım yasağe, Türkçesi Mustafa Kemal sağ olduğu müddetçe buğday ekmeği yasaktır, der. Aynı dakikalarda oradan bir komiser, polisler ve bir bekçi geçiyor. Komiser Kürt olan bekçiden bu adam ne türküsü söylüyor, diye sormuş. Bekçi üst satırda belirttiğimiz Türkünün Türkçesini söylemiş. Bunun üzerine kızan, hidetlenen komiser, ekibine derhal bu namusuzu çağırın getirin diye emir verir. Sucsuz; günahsız adamı yakında ki karakola götürürler, deyim yerindeyse iyice bir dayak atarlar. Bununla da yetinmezler mahkemeye verirler. Güya adil yargı, çarşı bekçisinin tutuklar, altı ay hapis cezası verir. cezaevinde mahkum kaldıktan sonra çıkartılır. İşte böyle değerli okurlar, işte Kürt sorunu budur. Kürtçe anadil talebi haklı bir taleptir. Daha neler ne ayrımlar yapıldı kemalist dikta tarafından, bunları yazmaya kitaplar yetmez, kitaplar kabul etmez. Ilkokul'da Türkçe eğitime başlayan Türkçe bilmeyen Kürt çocuklarına çoğu Batı Türkiye'den gelen sözde eğitimciler tarafından dayaklar atılmış, tokat vurulmuştur. Çok sayıda Kürt çocukları bu insanlık ve ahlak dışı uygulamalara maruz kalmıştır. Bunlar 'dan biri ünlü Kürt edebiyatçılardan Musa Anter ve Siverekli hemşerimiz Mehmet Uzun'dır. Bir empati yapsak küçük bir çocuk sözde eğitime, okula başlayacak, sevinçlidir. yeni, yararlı bilgiler edinecek, ama anadilinden başka bir dil bilmediği için Kendisine yabancı bir dili konuşan yabancı bir kişi tarafından, hem de kendi şehrinde, kendi kasabasında? Kendi köyünde dayak atılacak. Olacak bir durum değildir. Tam bir travma'dir. Tabi empati yapmak, haksızlık kime yapılırsa yapılsın, kabul etmeyen, vicdanlı, adil olmak, her insana nasip olmayan insani bir erdemdir. İşte Kürt sorunu nedir, bu ülkede Kürt sorunu yoktur diyenlere, bunlar biraz cevap olmalı. PKK bundan dolayı ortaya çıktı. PKK tüm bu haksızlıkların, Diyarbakır cezaevinde düşmana, esirlere bile yapılmayan, insanlık ve ahlak dışı işkencelerin sonucudur. Demokratik, yasal alanların kapatılması sonucudur. Ünlü Alman filozof Heidegger, dil bir insanın evidir, onurudur, namusudur der. Tabi hangi dil olursa olsun. Yeter ki bir dil asimilasyona ugramasın. Insanlığın bir kültürel zenginliği olarak kalsın. Oysa ülkemiz Türkiye'de milyonlarca insanın konuştuğu Kürtçe TBMM Türkiye büyük millet meclisinde zabıtlarına bilinmeyen bir dil olarak geçiyor. En büyük kara mizah trajedi kültürel anlamda budur. Halbuki dünya dil bilimcilerin araştırmalarına göre Kürtçe Kurmanci, kırmançki (Zazaki) Sorani, Lorani, Gorani lehçeleri ile birlikte kelime zenginliği bakımından dünyanın sekizinci büyük bir dilidir. Her dil dinimiz bakımından Rum suresi ayet 22 de kutsaldır, Allah'ın ayetlerindendir denilir. Bir insan, bir müslüman olarak bunu kabul etmeliyiz. Ünlü Türk şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca "Türkçem benim ses bayrağın der" ırkçı derecesine varmadan her Türk, Kürt vatandaş demokratik bir biçimde böyle bir özgürlüğe sahip olmalıdır. Kürtçe anadil'de eğitim yapılmalıdır. Bunun için anayasanın 66 maddesinde Türkiye cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türk'dır, ibatesinin yerine Türkiye cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan her kes Türkiye cumhuriyeti vatandaşıdir şeklinde değiştirilmesi gerekir. Bunun için yeni demokratik bir anayasanın yapılması lazımdır. Dil yasağı bir dili kabul etmemek, kültürel asimilasyon, insan hakları ihlali demektir. Hiç bir ayrım yapmadan 21 Şubat dünya anadili günü kutlu olsun.
Ekleme Tarihi: 23 Şubat 2026 -Pazartesi

21 ŞUBAT DÜNYA ANADİLİ GÜNÜ KUTLU OLSUN

21 Şubat dünya anadil günü UNESCO, birleşmiş milletler eğitim ve kültür örgütü tarafından 1999 yılında Bengaldeş'in başkenti Dakka'da ilan edilmiş ve kutlanmaya başlanmıştır. Dünya dil günün kutlanmasının amacı dünya'da çok sayıda dillerin kaybolması nedeniyle önlem alınması, farkındalık ve duyarlığın geliştirimesinin sağlanması istenmiştir. Diller insanlığın bir kültürel zenginliğidir. Evrensel bir öz ve değerdir. Türkiye halkı dil bakımından homojen, yani aynı türden değil, hetorojen, farklı türdür. Türkçe ve kürtçe dışında çok sayıda başka diller de bulunmaktadır. Osmanlı devleti döneminde farklı dinler, farklı diller kabul edilmiş, red ve inkar edilmemiştir. Ama, aynı topraklar üzerinde Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından 1923 te kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti döneminde, belki dünyada emsali görülmemiş bir biçimde Kürtçe ve ülkemizin diğer dilleri inkar edilmiş, baskıya uğramış, hatta şark islahat kanunu çıkartılarak yasaklanmıştır. Çarşı da pazarda Kürtçe konuşan Kürt vatandaşlarımıza para ve bazen hapis acı cezası verilmiştir. Mizaha neden olan Kürtçe para cezalarından bazıları, Türkçe bilmeyen bir insan fırına gider, kürtçe: nane ki bıde bıla Türki be der. Bunun türkçe'sini verelim: bir ekmek ver Türkçe olsun, der. Tam bir kara mizah veya dram. Vatandaş isteminde bir çaresizlik içerisinde ne diyeceğini bilemiyor, serzenişte bulunuyor. Bunun analizini yaptığımız zaman, ben Türkçe bilmiyorum, bilsem konuşurum, ama dediğiniz olsun demek istediği anlaşılıyor. Bir gün yine Diyarbakır çarşısında halı vakti yerinde bir Kürt vatandaş Kürtçe konuşunca bunu fark eden devlet görevlisi para cezası verir. Bunun üzerine adam bu gün istediğim kadar Kürtçe konuşacağım, istediğiniz ne kadar para ise peşinen size ödemeye hazırım, cevabını verir. Aynı tarihler de Urfa'da daha acı bir olay yaşanır. Urfa'nın Osmanlı devleti döneminden kalma tarihi çarşısı Sipahi pazarında bekçilik yapan Urfa Şeddadi aşiretine mensup Çilo emmi lakaplı kişi bir pazar günü çarşı ve dükkanlar kapalı iken, karne senesi diye anılan dönemde buğdayın çok pahalı, hatta bulunmadığı bir zamanda, yanık bir sesle bir Kürtçe Türkü söyler: heya Kemal sağe nanê gênım yasağe, Türkçesi Mustafa Kemal sağ olduğu müddetçe buğday ekmeği yasaktır, der. Aynı dakikalarda oradan bir komiser, polisler ve bir bekçi geçiyor. Komiser Kürt olan bekçiden bu adam ne türküsü söylüyor, diye sormuş. Bekçi üst satırda belirttiğimiz Türkünün Türkçesini söylemiş. Bunun üzerine kızan, hidetlenen komiser, ekibine derhal bu namusuzu çağırın getirin diye emir verir. Sucsuz; günahsız adamı yakında ki karakola götürürler, deyim yerindeyse iyice bir dayak atarlar. Bununla da yetinmezler mahkemeye verirler. Güya adil yargı, çarşı bekçisinin tutuklar, altı ay hapis cezası verir. cezaevinde mahkum kaldıktan sonra çıkartılır. İşte böyle değerli okurlar, işte Kürt sorunu budur. Kürtçe anadil talebi haklı bir taleptir. Daha neler ne ayrımlar yapıldı kemalist dikta tarafından, bunları yazmaya kitaplar yetmez, kitaplar kabul etmez. Ilkokul'da Türkçe eğitime başlayan Türkçe bilmeyen Kürt çocuklarına çoğu Batı Türkiye'den gelen sözde eğitimciler tarafından dayaklar atılmış, tokat vurulmuştur. Çok sayıda Kürt çocukları bu insanlık ve ahlak dışı uygulamalara maruz kalmıştır. Bunlar 'dan biri ünlü Kürt edebiyatçılardan Musa Anter ve Siverekli hemşerimiz Mehmet Uzun'dır. Bir empati yapsak küçük bir çocuk sözde eğitime, okula başlayacak, sevinçlidir. yeni, yararlı bilgiler edinecek, ama anadilinden başka bir dil bilmediği için Kendisine yabancı bir dili konuşan yabancı bir kişi tarafından, hem de kendi şehrinde, kendi kasabasında? Kendi köyünde dayak atılacak. Olacak bir durum değildir. Tam bir travma'dir. Tabi empati yapmak, haksızlık kime yapılırsa yapılsın, kabul etmeyen, vicdanlı, adil olmak, her insana nasip olmayan insani bir erdemdir. İşte Kürt sorunu nedir, bu ülkede Kürt sorunu yoktur diyenlere, bunlar biraz cevap olmalı. PKK bundan dolayı ortaya çıktı. PKK tüm bu haksızlıkların, Diyarbakır cezaevinde düşmana, esirlere bile yapılmayan, insanlık ve ahlak dışı işkencelerin sonucudur. Demokratik, yasal alanların kapatılması sonucudur. Ünlü Alman filozof Heidegger, dil bir insanın evidir, onurudur, namusudur der. Tabi hangi dil olursa olsun. Yeter ki bir dil asimilasyona ugramasın. Insanlığın bir kültürel zenginliği olarak kalsın. Oysa ülkemiz Türkiye'de milyonlarca insanın konuştuğu Kürtçe TBMM Türkiye büyük millet meclisinde zabıtlarına bilinmeyen bir dil olarak geçiyor. En büyük kara mizah trajedi kültürel anlamda budur. Halbuki dünya dil bilimcilerin araştırmalarına göre Kürtçe Kurmanci, kırmançki (Zazaki) Sorani, Lorani, Gorani lehçeleri ile birlikte kelime zenginliği bakımından dünyanın sekizinci büyük bir dilidir. Her dil dinimiz bakımından Rum suresi ayet 22 de kutsaldır, Allah'ın ayetlerindendir denilir. Bir insan, bir müslüman olarak bunu kabul etmeliyiz. Ünlü Türk şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca "Türkçem benim ses bayrağın der" ırkçı derecesine varmadan her Türk, Kürt vatandaş demokratik bir biçimde böyle bir özgürlüğe sahip olmalıdır. Kürtçe anadil'de eğitim yapılmalıdır. Bunun için anayasanın 66 maddesinde Türkiye cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türk'dır, ibatesinin yerine Türkiye cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan her kes Türkiye cumhuriyeti vatandaşıdir şeklinde değiştirilmesi gerekir. Bunun için yeni demokratik bir anayasanın yapılması lazımdır. Dil yasağı bir dili kabul etmemek, kültürel asimilasyon, insan hakları ihlali demektir. Hiç bir ayrım yapmadan 21 Şubat dünya anadili günü kutlu olsun.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.