Bir anlık dikkatsizlik, saliselerle ölçülen bir gecikme ve ardından gelen o sarsıcı ses: Bir trafik kazası.
Direksiyon başındaki herkesin hayatında en az bir kez yaşayabileceği bu durum, aslında kaza anından ziyade hemen sonrasında verdiklerimizle sınavımızı ortaya koyar.
Ne yazık ki günümüz trafiğinde sıkça tanık olduğumuz hazin bir tablo var: Araçtan iner inmez, haklı mı haksız mı olduğuna bakmaksızın ses tonunu yükselten, karşı tarafı bastırmaya çalışan, hatta işi saldırganlığa kadar götüren insanlar... Kendini kaybetmiş bu profil, sadece kaportaya vurulan bir hasarı değil, toplumsal nezaketi ve vicdanı da ezip geçiyor.
Oysa bir metal yığını için değer mi insan kırmaya, bir kalp kırmaya?
Halbuki meseleye bambaşka bir pencereden bakmak mümkün. "Çok şükür cana bir şey gelmedi, geçmiş olsun; kusur bendedir, özür dilerim" diyerek söze başlamak, tüm o gergin havayı bir anda dağıtır.
Bir "geçmiş olsun" cümlesi, çıkabilecek pek çok tartışmanın ve büyüyebilecek kavgaların önüne set çeker.
Karşı tarafa insan olduğunu, canın maldan kıymetli olduğunu hatırlatır.
Şunu kabullenmek gerekir: İyi araba kullanmak tek başına bir marifet değildir.
Gerçek sürüş ustalığı; gaz pedallarına basmakta değil, trafikte sergilenen olgunlukta gizlidir.
Trafik; sabır ister, anlayış ister, birbirimize göstereceğimiz temel saygıyı ister.
Hepsinden önemlisi, beklenmedik bir kaza anında o soğukkanlılığı ve sakinliği koruyabilmeyi gerektirir.
Arabanın hasarı tamir edilir, kaportası boyanır, parçası değişir.
Ancak öfkeyle söylenen sözlerin, sergilenen nezaketsizliğin ve kırılan kalplerin telafisi her zaman mümkün olmaz.
Yollarda arabalarımızdan önce insanlığımızı sürmeyi öğrendiğimiz gün, trafikteki en büyük kazayı da önlemiş olacağız.