MUHAMMED ALİ URFALI
Köşe Yazarı
MUHAMMED ALİ URFALI
 

SARSILAN SADECE YER Mİ?

İnsanlık tarihi boyunca ne zaman yeryüzü sarsılsa, ardından derin bir sessizlik ve bu sessizliği takip eden bencil bir hesaplaşma gelir. Depremler, jeolojik fay hatlarının kırılmasıyla meydana gelen birer doğa olayıdır; bu bilimsel bir gerçektir. Ancak insan, sadece maddeden ibaret bir varlık değildir. Olaylara mana yükleyen, yaşananlardan ders çıkaran ve kendi iç dünyasına bakan tek varlıktır. Peki, bir deprem insan için sadece bir jeolojik kriz midir, yoksa kendimize gelmemiz için çalan ilahi ve vicdani bir uyarı mı? Depremler Kul İçin Bir Uyarı mı? Evrende hiçbir şey başıboş ve sebepsiz değildir. Büyük felaketler, insanoğluna ne kadar aciz, kırılgan ve savunmasız olduğunu hatırlatan en sert aynalardır. Kurduğumuz beton binalara, biriktirdiğimiz servetlere, makam ve mevkilere öyle güveniriz ki, altımızdaki toprağın bir an olsun kaymayacağını sanırız. İşte deprem, bu sahte güven hissini birkaç saniyede yerle bir eder. Kul için bir uyarıdır; çünkü insana insani sınırlarını, geçiciliğini ve asıl sığınağın dünya hırsı değil, merhamet ve adalet olduğunu hatırlatır. Bu uyarı; sadece bireysel günahlara değil, kolektif vurdumduymazlığımıza, doğaya karşı küstahlığımıza ve vicdani duyarsızlığımıza çekilen bir ihtardır. Yeryüzünde Tefeci ve Zalim Oldukları İçin mi? Bir felaketin ardından "Sadece zalimler mi cezalandırıldı?" sorusu sıklıkla sorulur. Biliyoruz ki afetler kurunun yanında yaşı da yakar; masum çocuklar, dürüst insanlar da o enkazların altında kalır. Dolayısıyla felaketleri sadece "filanca zümrenin cezası" olarak okumak sığ bir yaklaşım olur. Ancak toplumsal bazda baktığımızda resim netleşir: Yeryüzünde faizle, tefecilikle başkasının emeğini sömüren sistemler; kul hakkı yiyen, malzemeden çalan, insan hayatını hiçe sayan zalim zihniyetler egemen olduğunda, o toplumun harcı zaten çürümüş demektir. Binaları yıkan sadece fay hattı değildir; o binaları yaparken gösterilen açgözlülük, hırs ve rüşvet çarkıdır. Tefecilik ve zulüm, bir toplumun ahlaki fay hatlarını kırar. Toplumsal ahlak çöktüğünde ise, doğanın en ufak bir sarsıntısı büyük yıkımlara dönüşür. Yani felaket, kurduğumuz zulüm ve hırs düzeninin yüzümüze çarpan bir sonucudur. Depremden Sonra Kul Nasıl Kendini Düzeltsin? Enkaz kalkar, toz bulutu dağılır, yaralar sarılmaya çalışılır... Peki ya sonra? Bir felaketten sonra aynı hatalara düşmemek için kul kendine nasıl bir yol çizmelidir? Ahlaki ve İnşai Dürüstlük (Kul Hakkı Bilinci): Kendini düzeltmenin ilk adımı kul hakkına riayet etmektir. Ticarette, inşaatta, işinde ve ilişkilerinde dürüst olmak; çalmamak, kayırmamak ve işi ehline vermektir. Güvenli binalar inşa etmek de bir ibadettir ve kul hakkının en somut halidir. Tefecilikten ve Sömürüden Uzak Durmak: Maddi kazancı insan hayatının üstünde tutan anlayıştan uzaklaşmak gerekir.  Depremler, toprağın altındaki sarsıntılardır; asıl mesele, o sarsıntının vicdanlarımızda ve ahlakımızda yarattığı uyanıştır. Eğer enkaz altından sadece bedenlerimizi değil, gururumuzu, hırsımızı ve zalimliğimizi de çıkarıp atabilirsek; işte o zaman gerçekten doğrulmuş ve düzelmiş oluruz.
Ekleme Tarihi: 25 Eylül 2026 -Cuma

SARSILAN SADECE YER Mİ?

İnsanlık tarihi boyunca ne zaman yeryüzü sarsılsa, ardından derin bir sessizlik ve bu sessizliği takip eden bencil bir hesaplaşma gelir.

Depremler, jeolojik fay hatlarının kırılmasıyla meydana gelen birer doğa olayıdır; bu bilimsel bir gerçektir.
Ancak insan, sadece maddeden ibaret bir varlık değildir.
Olaylara mana yükleyen, yaşananlardan ders çıkaran ve kendi iç dünyasına bakan tek varlıktır.

Peki, bir deprem insan için sadece bir jeolojik kriz midir, yoksa kendimize gelmemiz için çalan ilahi ve vicdani bir uyarı mı?
Depremler Kul İçin Bir Uyarı mı?
Evrende hiçbir şey başıboş ve sebepsiz değildir.
Büyük felaketler, insanoğluna ne kadar aciz, kırılgan ve savunmasız olduğunu hatırlatan en sert aynalardır.

Kurduğumuz beton binalara, biriktirdiğimiz servetlere, makam ve mevkilere öyle güveniriz ki, altımızdaki toprağın bir an olsun kaymayacağını sanırız.

İşte deprem, bu sahte güven hissini birkaç saniyede yerle bir eder.
Kul için bir uyarıdır; çünkü insana insani sınırlarını, geçiciliğini ve asıl sığınağın dünya hırsı değil, merhamet ve adalet olduğunu hatırlatır.
Bu uyarı; sadece bireysel günahlara değil, kolektif vurdumduymazlığımıza, doğaya karşı küstahlığımıza ve vicdani duyarsızlığımıza çekilen bir ihtardır.

Yeryüzünde Tefeci ve Zalim Oldukları İçin mi?
Bir felaketin ardından "Sadece zalimler mi cezalandırıldı?" sorusu sıklıkla sorulur.
Biliyoruz ki afetler kurunun yanında yaşı da yakar; masum çocuklar, dürüst insanlar da o enkazların altında kalır.
Dolayısıyla felaketleri sadece "filanca zümrenin cezası" olarak okumak sığ bir yaklaşım olur.
Ancak toplumsal bazda baktığımızda resim netleşir: Yeryüzünde faizle, tefecilikle başkasının emeğini sömüren sistemler; kul hakkı yiyen, malzemeden çalan, insan hayatını hiçe sayan zalim zihniyetler egemen olduğunda, o toplumun harcı zaten çürümüş demektir.

Binaları yıkan sadece fay hattı değildir; o binaları yaparken gösterilen açgözlülük, hırs ve rüşvet çarkıdır. Tefecilik ve zulüm, bir toplumun ahlaki fay hatlarını kırar.

Toplumsal ahlak çöktüğünde ise, doğanın en ufak bir sarsıntısı büyük yıkımlara dönüşür. Yani felaket, kurduğumuz zulüm ve hırs düzeninin yüzümüze çarpan bir sonucudur.

Depremden Sonra Kul Nasıl Kendini Düzeltsin?
Enkaz kalkar, toz bulutu dağılır, yaralar sarılmaya çalışılır... Peki ya sonra? Bir felaketten sonra aynı hatalara düşmemek için kul kendine nasıl bir yol çizmelidir?

Ahlaki ve İnşai Dürüstlük (Kul Hakkı Bilinci): Kendini düzeltmenin ilk adımı kul hakkına riayet etmektir.
Ticarette, inşaatta, işinde ve ilişkilerinde dürüst olmak; çalmamak, kayırmamak ve işi ehline vermektir.
Güvenli binalar inşa etmek de bir ibadettir ve kul hakkının en somut halidir.

Tefecilikten ve Sömürüden Uzak Durmak: Maddi kazancı insan hayatının üstünde tutan anlayıştan uzaklaşmak gerekir. 

Depremler, toprağın altındaki sarsıntılardır; asıl mesele, o sarsıntının vicdanlarımızda ve ahlakımızda yarattığı uyanıştır. Eğer enkaz altından sadece bedenlerimizi değil, gururumuzu, hırsımızı ve zalimliğimizi de çıkarıp atabilirsek; işte o zaman gerçekten doğrulmuş ve düzelmiş oluruz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.