MUHAMMED ALİ URFALI
Köşe Yazarı
MUHAMMED ALİ URFALI
 

HER ŞEYİN BAŞI: EDEB-İ KELAM

İnsan, hayat yolculuğuna çıkarken yanına pek çok şey alır: Bilgi, makam, servet, şöhret… Ancak yolun sonunda insanı insan kılan, fırtınalı denizlerde limana sağ salim ulaştıran en büyük kılavuz edebdir. Edeb, sadece bir terbiye ya da toplum içinde nasıl davranılacağını belirleyen bir kurallar silsilesi değildir. Edeb; insanın kendi nefsiyle kurduğu en samimi, en dürüst dengedir. Gözün edebinden sözün edebine, duruşun edebinden niyetin edebine kadar uzanan geniş bir ruh mimarisidir. Günün hızla aktığı, kelimelerin havada uçuştuğu ve ne yazık ki inceliğin kimi zaman bir zaaf gibi algılandığı modern çağda, en çok muhtaç olduğumuz değer belki de budur.  Bugün bilgiye ulaşmak saniyelerimizi alıyor. Her konuda bir fikrimiz, her alanda bir cümlemiz var. Fakat bilginin hikmete, cümlenin zarafete dönüşmesi ancak edeb süzgecinden geçmekle mümkündür. Edepsiz bir bilgi, sahibinin sırtında yükten başka nedir ki? Mevlânâ’nın o meşhur sözünü hatırlamamak elde değil: “Aklım, kalbime ‘Edeb nedir?’ diye sordu. Kalbim de aklımın kulağına eğilerek ‘Edeb, her edepsizin edepsizliğine sabretmektir’ dedi.” İşte mesele tam da burada düğümleniyor. Edeb; muhatabımızın tavrına göre şekil alan bir reaksiyon değil, şartlar ne olursa olsun kendi zarafetini koruyabilme asaletidir... Bir insanın kalitesi, öfkelendiğinde, haklı olduğu anlarda veya güç eline geçtiğinde ortaya koyduğu edeb kadar kadardır. Gönül kırmamaktır edeb; söze başlamadan önce düşünmek, konuşurken karşıdakinin ruhunu incitmemektir. Bir meclise girerken nezaketi, bir meclisten çıkarken hürmeti unutmamaktır. Ve hepsinden önemlisi, insanın kendi yalnızlığında bile kendine ve yaratıcısına karşı saygısını yitirmemesidir. Unutmayalım ki, makamlar değişir, servetler tükenir, gençlik bir rüzgâr gibi geçer gider. Geride sadece bıraktığımız izler ve bu dünyadan geçerken sergilediğimiz edeb kalır. Edebini kaybeden, ne kazanırsa kazansın kaybetmiştir; edebini koruyan ise ne kaybederse kaybetsin, kazanmaya devam edecektir. Sözü uzatıp edebin sınırlarını aşmayalım. Zira edebin en güzel tezahürlerinden biri de yerinde ve az konuşmaktır. Gönlünüzden edeb, hayatınızdan incelik eksik olmasın.
Ekleme Tarihi: 24 Temmuz 2026 -Cuma

HER ŞEYİN BAŞI: EDEB-İ KELAM

İnsan, hayat yolculuğuna çıkarken yanına pek çok şey alır: Bilgi, makam, servet, şöhret… Ancak yolun sonunda insanı insan kılan, fırtınalı denizlerde limana sağ salim ulaştıran en büyük kılavuz edebdir.

Edeb, sadece bir terbiye ya da toplum içinde nasıl davranılacağını belirleyen bir kurallar silsilesi değildir.
Edeb; insanın kendi nefsiyle kurduğu en samimi, en dürüst dengedir.
Gözün edebinden sözün edebine, duruşun edebinden niyetin edebine kadar uzanan geniş bir ruh mimarisidir.

Günün hızla aktığı, kelimelerin havada uçuştuğu ve ne yazık ki inceliğin kimi zaman bir zaaf gibi algılandığı modern çağda, en çok muhtaç olduğumuz değer belki de budur. 
Bugün bilgiye ulaşmak saniyelerimizi alıyor. Her konuda bir fikrimiz, her alanda bir cümlemiz var.
Fakat bilginin hikmete, cümlenin zarafete dönüşmesi ancak edeb süzgecinden geçmekle mümkündür. Edepsiz bir bilgi, sahibinin sırtında yükten başka nedir ki?

Mevlânâ’nın o meşhur sözünü hatırlamamak elde değil: “Aklım, kalbime ‘Edeb nedir?’ diye sordu. Kalbim de aklımın kulağına eğilerek ‘Edeb, her edepsizin edepsizliğine sabretmektir’ dedi.”

İşte mesele tam da burada düğümleniyor. Edeb; muhatabımızın tavrına göre şekil alan bir reaksiyon değil, şartlar ne olursa olsun kendi zarafetini koruyabilme asaletidir...
Bir insanın kalitesi, öfkelendiğinde, haklı olduğu anlarda veya güç eline geçtiğinde ortaya koyduğu edeb kadar kadardır.

Gönül kırmamaktır edeb; söze başlamadan önce düşünmek, konuşurken karşıdakinin ruhunu incitmemektir.
Bir meclise girerken nezaketi, bir meclisten çıkarken hürmeti unutmamaktır.
Ve hepsinden önemlisi, insanın kendi yalnızlığında bile kendine ve yaratıcısına karşı saygısını yitirmemesidir.
Unutmayalım ki, makamlar değişir, servetler tükenir, gençlik bir rüzgâr gibi geçer gider. Geride sadece bıraktığımız izler ve bu dünyadan geçerken sergilediğimiz edeb kalır. Edebini kaybeden, ne kazanırsa kazansın kaybetmiştir; edebini koruyan ise ne kaybederse kaybetsin, kazanmaya devam edecektir.
Sözü uzatıp edebin sınırlarını aşmayalım.
Zira edebin en güzel tezahürlerinden biri de yerinde ve az konuşmaktır.
Gönlünüzden edeb, hayatınızdan incelik eksik olmasın.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.