Bir kenti öldürmek istediğinizde önce nefes alacağı alanları yok edersiniz.
Kentler yalnızca binalardan, yollardan, alışveriş merkezlerinden ve yükselen beton bloklardan ibaret değildir. Bir kentin gerçek zenginliği; parkları, ağaçları, meydanları, tarım alanları, su kaynakları ve insanların nefes alabildiği ortak yaşam alanlarıdır.
Şanlıurfa bugün önemli bir eşikte duruyor.
Şehir Hastanesi çevresinde yeni ulaşım güzergâhları ve altyapı çalışmaları devam ediyor. Büyükşehir Belediyesi, hastanenin hizmete girmesiyle bölgede oluşması beklenen araç ve yaya yoğunluğunu karşılamak amacıyla ulaşım ağını genişlettiğini açıklıyor.
Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi +1
Tam da bu nedenle, hastanenin karşısında bulunduğu ifade edilen yaklaşık 400 dönümlük kamu arazisinin geleceği, yalnızca bir imar meselesi olarak görülmemelidir.
Bu alanın geleceği, Şanlıurfa'nın önümüzdeki elli yılının nasıl şekilleneceğiyle ilgilidir.
Kamu arazisi, toplumun ortak geleceğidir
Bir kamu arazisi üzerinde alınacak karar yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre verilmemelidir. Çünkü kamu arazisi, bugünkü kuşağın olduğu kadar gelecek kuşakların da hakkıdır.
Bugün birkaç parsel daha açmak, birkaç bina daha yükseltmek kolaydır.
Fakat bir ağacı büyütmek, kaybedilen yeşil alanı yeniden oluşturmak, şehrin hava koridorlarını geri getirmek ve betonlaşmış bir kente yeniden nefes kazandırmak yıllar alır.
Bu nedenle asıl soru şudur:
Şanlıurfa'nın önümüzdeki yıllarda daha fazla binaya mı, yoksa daha fazla nefes alanına mı ihtiyacı var?
Bu sorunun cevabı yalnızca ekonomik hesaplarla verilemez.
Şehir planlaması; ulaşım, nüfus artışı, iklim, hava kalitesi, sosyal yaşam, çocukların oyun alanları, yaşlıların dinlenme ihtiyacı ve afetlere karşı kent dayanıklılığı birlikte düşünülerek yapılmalıdır.
Nitekim Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi'nin kendi iklim eylem planında da yeni yerleşim alanlarında sosyal yaşam ve kullanım alanlarının planlanması, aşırı sıcaklık ve kent ısı adası etkisinin azaltılması gibi hedefler yer alıyor.
Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi
Şanlıurfa'nın sıcağında yeşil alan lüks değildir
Şanlıurfa'nın iklim koşullarında yeşil alan yalnızca estetik bir unsur değildir.
Bir park, çocukların oyun alanıdır.
Bir ağaç gölgedir.
Bir yürüyüş yolu sağlıklı yaşam alanıdır.
Bir gölet ve yeşil koridor, kentin sosyal hayatına değer katan kamusal bir mekândır.
Üstelik Şehir Hastanesi'nin bulunduğu bölgede daha önce de geniş bir park alanı oluşturulmuş; Büyükşehir Belediyesi 2023 yılında hastane ve bilim merkezi çevresinde 80 bin metrekarelik park çalışması yaptığını açıklamıştı. Projede yürüyüş ve bisiklet yolları, spor alanları, çocuk oyun alanları ve sosyal donatılar bulunuyor.
Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi
O halde tartışmayı yalnızca “imar mı, yeşil alan mı?” noktasına sıkıştırmak yerine daha geniş sormak gerekiyor:
Şanlıurfa'nın gelecekte nasıl bir kent olmasını istiyoruz?
Rant değil, uzun vadeli kent planlaması
Bir kamu arazisinin yapılaşmaya açılması söz konusu olduğunda kamuoyunun bilmesi gerekenler açık biçimde ortaya konulmalıdır:
Arazinin mülkiyeti nedir?
Mevcut imar durumu nedir?
Herhangi bir plan değişikliği yapılmış mıdır?
Yapılacaksa hangi amaçla yapılacaktır?
Kentteki trafik yüküne etkisi ne olacaktır?
Yeşil alan dengesi nasıl korunacaktır?
Şehir hastanesinin bölgeye getireceği yoğunluk nasıl yönetilecektir?
Ve en önemlisi:
Bu kararın Şanlıurfa'ya 5 yıl sonra değil, 50 yıl sonra etkisi ne olacaktır?
Çünkü şehircilik günü kurtarma sanatı değildir.
Şehircilik, henüz doğmamış çocukların yaşayacağı kenti bugünden tasarlama sorumluluğudur.
400 dönüm bir rakamdan ibaret değildir
400 dönüm yalnızca tapu kayıtlarında yazan bir sayı değildir.
Doğru planlandığında yüz binlerce metrekarelik bir alan; büyük bir kent parkına, yürüyüş ve bisiklet yollarına, çocuk ve gençlik alanlarına, spor tesislerine, kültürel etkinlik mekânlarına, ağaçlandırılmış bölgelere ve insanların bir araya gelebileceği kamusal alanlara dönüşebilir.
Şanlıurfa'nın böyle alanlara ihtiyacı vardır.
Çünkü kent büyürken insanın yaşam alanı küçülmemelidir.
Binalar yükselirken gökyüzü kaybolmamalıdır.
Yollar genişlerken ağaçlar azalmak zorunda değildir.
Kalkınma ile betonlaşmayı aynı şey olarak görmek de doğru değildir.
Karar şeffaf olmalı
Burada yapılması gereken şey, herhangi bir kesimi peşinen suçlamak değil; kamuoyunun önüne açık, şeffaf ve bilimsel bir plan koymaktır.
Eğer söz konusu arazi için yapılaşma gündemdeyse, bunun gerekçeleri kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Eğer yeşil alan olarak değerlendirilmesi düşünülüyorsa, bunun da somut bir şehircilik projesine dönüştürülmesi gerekir.
Mimarlar, şehir plancıları, üniversiteler, meslek odaları, çevre örgütleri ve Şanlıurfa halkı bu tartışmanın içinde olmalıdır.
Çünkü kamu arazisinin geleceği, yalnızca birkaç makamın değil, bütün kentin meselesidir.
Gelecek nesillere ne bırakacağız?
Bugün karar vericilerin önünde yalnızca bir arazi yok.
Bir tercih var.
Bir tarafta kısa vadeli yapılaşma ve ekonomik kullanım seçenekleri...
Diğer tarafta gelecek kuşaklara bırakılabilecek büyük bir kamusal yaşam alanı ihtimali...
Hangisinin tercih edileceği, Şanlıurfa'nın gelecekte nasıl anılacağını da belirleyecektir.
Çocuklarımıza beton bloklardan oluşan daha büyük bir şehir bırakabiliriz.
Ya da ağaçların gölgelediği, insanların yürüdüğü, çocukların oynadığı, yaşlıların oturduğu, gençlerin spor yaptığı, nefes alınabilen bir Şanlıurfa bırakabiliriz.
Mesele yalnızca 400 dönüm arazi değildir.
Mesele, 400 dönüm üzerinden Şanlıurfa'nın geleceğine nasıl baktığımızdır.
Bugün alınan bir imar kararı yarın geri döndürülemeyebilir.
Ama bugün korunan bir yeşil alan, yarın binlerce insanın yaşam kalitesine dönüşebilir.
Şanlıurfa'nın betona değil, dengeli ve yaşanabilir bir kentleşmeye ihtiyacı var.
Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
Bu toprakları biz mi gelecek kuşaklardan emanet aldık, yoksa gelecek kuşaklardan ödünç mü aldık?
Çünkü şehirler bize ait değildir.
Biz, şehirlerin geçici sakinleriyiz.
Asıl mesele, bizden sonra gelecek olanlara nasıl bir Şanlıurfa bırakacağımızdır.