Halil DOĞAN
Köşe Yazarı
Halil DOĞAN
 

Türkiye Fıstıkta Dünya Devi, Peki Üretici Neden Yoksullaşıyor?

Türkiye, Antep fıstığında dünyanın söz sahibi ülkelerinden biri. Yüz milyonlarca ağacı, milyonlarca dekarlık üretim alanı ve yüz binlerce tonluk üretim kapasitesiyle küresel pazarda önemli bir aktör. Şanlıurfa tek başına üretim alanı ve ağaç varlığı bakımından Türkiye'nin lokomotifi konumunda. Gaziantep ve Siirt ise bu bereket zincirinin diğer güçlü halkaları. Kâğıt üzerinde tablo umut verici. Ancak tarlaya indiğinizde bambaşka bir Türkiye ile karşılaşıyorsunuz. Bir yanda dünyanın en değerli tarım ürünlerinden biri… Diğer yanda, borçlarını ödeyemeyen üreticiler. Peki, bu çelişkinin sebebi ne? Sorunun merkezinde yıllardır cevabı verilmeyen tek bir soru duruyor: Antep fıstığında neden bir taban fiyat politikası yok? Türkiye'de buğdayda, çayda, fındıkta ve birçok stratejik üründe devletin alım politikaları veya referans fiyat uygulamaları bulunurken, milyarlarca liralık ekonomik değere sahip Antep fıstığı tamamen serbest piyasanın insafına bırakılıyor. Serbest piyasa elbette ekonominin önemli bir unsurudur. Ancak gerçek anlamda rekabetin olmadığı, üretici ile büyük alıcı arasında ciddi güç dengesizliğinin bulunduğu bir piyasada "serbestlik", çoğu zaman güçlü olanın kuralları belirlemesi anlamına geliyor. Hasat dönemlerinde aynı manzara tekrar ediyor. Üretici, aylarca bakımını yaptığı ürününü, artan borçları nedeniyle bekletemiyor. Mazotun, gübrenin, ilacın, elektriğin ve işçiliğin bedelini ödeyebilmek için hasat ettiği ürünü satmak zorunda kalıyor. Tam da bu noktada fiyatlar aşağı çekiliyor. Aylar sonra ise aynı ürün, katbekat yüksek fiyatlarla raflara çıkıyor. Kazanan kim? Ne yazık ki çoğu zaman üretici değil. Türkiye'de yaklaşık 200 milyon Antep fıstığı ağacı bulunduğu, bunun yaklaşık 60 milyonunun Şanlıurfa'da olduğu ifade ediliyor. Üretim, "var yılı" ve "yok yılı" döngüsü nedeniyle yıllara göre değişiklik gösterse de son yıllarda yüksek seviyelere ulaşmış durumda. Yani sorun üretim eksikliği değil. Sorun, üretimin ekonomik değerinin üreticiye adil şekilde yansımamasıdır. Üstelik tabloyu ağırlaştıran bir başka unsur daha var: İthalat politikaları. Yerli üretici ürününü maliyetinin biraz üzerinde satmaya çalışırken, ithal ürünün piyasaya etkisi fiyatları aşağı çekebiliyor. Elbette bazı dönemlerde sanayi ve ihracatın ihtiyaçları doğrultusunda ithalat gündeme gelebilir. Ancak yerli üreticiyi koruyacak denge mekanizmaları kurulmadığında, bunun bedelini en çok çiftçi ödüyor. Tarım ekonomisinin en temel ilkelerinden biri şudur: Üretici üretimden vazgeçerse, ülke yalnızca bir ürünü değil, gelecekteki üretim kapasitesini de kaybeder. Bugün birçok fıstık üreticisi krediyle üretim yapıyor. Hasat sonunda borç ödüyor. Sonra yeniden borçlanıyor. Kazancı büyümüyor; yalnızca borcu devrediyor. Bu sürdürülebilir bir tarım modeli değildir. Daha da düşündürücü olan ise siyaset kurumunun sessizliğidir. Şanlıurfa ve Gaziantep, Türkiye ekonomisine milyarlarca liralık tarımsal değer kazandırıyor. Buna rağmen üreticinin en temel taleplerinden biri olan fiyat istikrarı konusunda somut ve kalıcı bir politika uzun yıllardır oluşturulabilmiş değil. Buradan tüm siyasi partilere, bölge milletvekillerine ve ilgili kamu kurumlarına şu soruları yöneltmek gerekiyor: Antep fıstığı neden hâlâ stratejik bir ürün olarak ele alınmıyor? Üreticiyi maliyet artışlarına karşı koruyacak bir referans veya taban fiyat mekanizması neden geliştirilmiyor? Lisanslı depoculuk, üretici kooperatifleri ve piyasa düzenleme araçları neden daha etkin kullanılmıyor? Tarım yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanacak bir alan değildir. Çiftçi yalnızca oy veren bir seçmen de değildir. O, bu ülkenin gıda güvenliğini sağlayan, ihracatına katkı sunan ve kırsal ekonomiyi ayakta tutan temel üretim gücüdür. Antep fıstığı, yalnızca kabuğu kırılan bir ürün değildir. Bugün kırılan; üreticinin umudu, emeği ve geleceğe olan inancıdır. Türkiye gerçekten tarım ülkesi olmak istiyorsa, bunu yalnızca üretim rakamlarıyla değil; üreticisini koruyan politikalarla da göstermek zorundadır. Çünkü güçlü devlet, yalnızca ihracat rakamlarıyla değil; toprağını işleyen çiftçisinin yüzünü güldürebildiği ölçüde güçlüdür.
Ekleme Tarihi: 05 Ağustos 2026 -Çarşamba

Türkiye Fıstıkta Dünya Devi, Peki Üretici Neden Yoksullaşıyor?

Türkiye, Antep fıstığında dünyanın söz sahibi ülkelerinden biri. Yüz milyonlarca ağacı, milyonlarca dekarlık üretim alanı ve yüz binlerce tonluk üretim kapasitesiyle küresel pazarda önemli bir aktör. Şanlıurfa tek başına üretim alanı ve ağaç varlığı bakımından Türkiye'nin lokomotifi konumunda. Gaziantep ve Siirt ise bu bereket zincirinin diğer güçlü halkaları.

Kâğıt üzerinde tablo umut verici.
Ancak tarlaya indiğinizde bambaşka bir Türkiye ile karşılaşıyorsunuz.
Bir yanda dünyanın en değerli tarım ürünlerinden biri…
Diğer yanda, borçlarını ödeyemeyen üreticiler.
Peki, bu çelişkinin sebebi ne?
Sorunun merkezinde yıllardır cevabı verilmeyen tek bir soru duruyor:
Antep fıstığında neden bir taban fiyat politikası yok?
Türkiye'de buğdayda, çayda, fındıkta ve birçok stratejik üründe devletin alım politikaları veya referans fiyat uygulamaları bulunurken, milyarlarca liralık ekonomik değere sahip Antep fıstığı tamamen serbest piyasanın insafına bırakılıyor.
Serbest piyasa elbette ekonominin önemli bir unsurudur.
Ancak gerçek anlamda rekabetin olmadığı, üretici ile büyük alıcı arasında ciddi güç dengesizliğinin bulunduğu bir piyasada "serbestlik", çoğu zaman güçlü olanın kuralları belirlemesi anlamına geliyor.
Hasat dönemlerinde aynı manzara tekrar ediyor.
Üretici, aylarca bakımını yaptığı ürününü, artan borçları nedeniyle bekletemiyor. Mazotun, gübrenin, ilacın, elektriğin ve işçiliğin bedelini ödeyebilmek için hasat ettiği ürünü satmak zorunda kalıyor.
Tam da bu noktada fiyatlar aşağı çekiliyor.
Aylar sonra ise aynı ürün, katbekat yüksek fiyatlarla raflara çıkıyor.
Kazanan kim?
Ne yazık ki çoğu zaman üretici değil.
Türkiye'de yaklaşık 200 milyon Antep fıstığı ağacı bulunduğu, bunun yaklaşık 60 milyonunun Şanlıurfa'da olduğu ifade ediliyor. Üretim, "var yılı" ve "yok yılı" döngüsü nedeniyle yıllara göre değişiklik gösterse de son yıllarda yüksek seviyelere ulaşmış durumda.
Yani sorun üretim eksikliği değil.
Sorun, üretimin ekonomik değerinin üreticiye adil şekilde yansımamasıdır.
Üstelik tabloyu ağırlaştıran bir başka unsur daha var:
İthalat politikaları.
Yerli üretici ürününü maliyetinin biraz üzerinde satmaya çalışırken, ithal ürünün piyasaya etkisi fiyatları aşağı çekebiliyor. Elbette bazı dönemlerde sanayi ve ihracatın ihtiyaçları doğrultusunda ithalat gündeme gelebilir. Ancak yerli üreticiyi koruyacak denge mekanizmaları kurulmadığında, bunun bedelini en çok çiftçi ödüyor.
Tarım ekonomisinin en temel ilkelerinden biri şudur:
Üretici üretimden vazgeçerse, ülke yalnızca bir ürünü değil, gelecekteki üretim kapasitesini de kaybeder.
Bugün birçok fıstık üreticisi krediyle üretim yapıyor.
Hasat sonunda borç ödüyor.
Sonra yeniden borçlanıyor.
Kazancı büyümüyor; yalnızca borcu devrediyor.
Bu sürdürülebilir bir tarım modeli değildir.
Daha da düşündürücü olan ise siyaset kurumunun sessizliğidir.
Şanlıurfa ve Gaziantep, Türkiye ekonomisine milyarlarca liralık tarımsal değer kazandırıyor. Buna rağmen üreticinin en temel taleplerinden biri olan fiyat istikrarı konusunda somut ve kalıcı bir politika uzun yıllardır oluşturulabilmiş değil.
Buradan tüm siyasi partilere, bölge milletvekillerine ve ilgili kamu kurumlarına şu soruları yöneltmek gerekiyor:
Antep fıstığı neden hâlâ stratejik bir ürün olarak ele alınmıyor?
Üreticiyi maliyet artışlarına karşı koruyacak bir referans veya taban fiyat mekanizması neden geliştirilmiyor?
Lisanslı depoculuk, üretici kooperatifleri ve piyasa düzenleme araçları neden daha etkin kullanılmıyor?
Tarım yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanacak bir alan değildir.
Çiftçi yalnızca oy veren bir seçmen de değildir.
O, bu ülkenin gıda güvenliğini sağlayan, ihracatına katkı sunan ve kırsal ekonomiyi ayakta tutan temel üretim gücüdür.
Antep fıstığı, yalnızca kabuğu kırılan bir ürün değildir.
Bugün kırılan; üreticinin umudu, emeği ve geleceğe olan inancıdır.
Türkiye gerçekten tarım ülkesi olmak istiyorsa, bunu yalnızca üretim rakamlarıyla değil; üreticisini koruyan politikalarla da göstermek zorundadır.
Çünkü güçlü devlet, yalnızca ihracat rakamlarıyla değil; toprağını işleyen çiftçisinin yüzünü güldürebildiği ölçüde güçlüdür.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.