Her 22 Nisan’da, zaman durur sanki.
Gün ağırlaşır, hatıralar çoğalır, içimde eski bir yara yeniden kanar.
O kara gün, her yıl aynı yerden dokunur kalbime.
Gidişinin üzerinden on dokuz yıl geçti.
Ama sen gitmedin aslında…
Bir ses gibi, bir iz gibi, bir anı gibi kaldın.
Ne zaman seni düşünsem, zamanın içinden genç bir adam çıkar karşıma:
Otuz bir yaşında,
Hayata sığmayan,
Rüzgâr gibi, ateş gibi, taşkın bir nehir gibi…
Yıllar seni eskitemedi.
Sen, zamana direnen bir anı oldun.
Direncinle, inancınla, o asi ve umut dolu yüreğinle
Hâlâ yaşıyorsun içimizde.
Seninle birlikte yürüdüğümüz yollar vardı;
Dikenli, yorucu, ama inançla aydınlanan yollar…
Şimdi o yolda yalnız değilim, biliyorum.
Adımlarımda sen varsın,
Sözlerimde senin sesin,
Yüreğimde senin bıraktığın o sarsılmaz umut.
Bize öğrettiğin şeyler var:
İnsan kalmanın ağırlığı,
Onurun eğilmezliği,
Ve bir gün mutlaka filizlenecek olan demokrasiye duyulan inanç…
Bilmeni isterim;
O yoldan dönmedim, dönmeyeceğim.
Senin en büyük yarım kalmışlığın,
Belki de hayallerindi…
Umutların, gerçekleşmeyi bekleyen o güzel yarınlar…
Onları da seninle birlikte kaybettik bir parça.
Ama yine de içimizde taşıyoruz, eksik ama diri.
Ömrün, bir kelebeğin kanadı kadar kısaydı.
Ama o kanat, öyle bir iz bıraktı ki gökyüzünde,
Silinmiyor, kaybolmuyor…
Bu ülkede milyonlar yaşadı senden daha uzun,
Ama senin kadar derin bir iz bırakamadı çoğu.
Her 22 Nisan’da,
Seni anmıyorum sadece—
Seni yeniden yaşıyorum.
Bir direniş gibi,
Bir söz gibi,
Bir umut gibi…
Ve biliyorum,
Sen, en çok da
Unutullmadığın yerde yaşıyorsun.
Kardeşim; Abdülletif DOĞAN'a ithafen