Halil DOĞAN
Köşe Yazarı
Halil DOĞAN
 

YARALI GÜNEŞİN ÜLKESİNDE-41

    Böyle söyleyince, Cemo ve Heybo hemen mağaranın kapısında etrafı dinlemek ve olan biteni görmek için kapıda beklemeye başladılar. Ben de yanlarına gittim, etrafı gündüz gözüyle görmek için… Akşama yakın ırmaktan karşıya geçip Xarput’ta bir adım daha yaklaşmış oluyoruz.   Rênas anlatmıştı; en zorlu yer burası demişti, ırmağın bazı yerleri çok derin ve suyun debisi çok hızlı demişti. Ali Rıza buraları iyi bilen biriydi, sularında bu mevsimde azaldığını ama yine de çok derin kanyonların olduğu yerler var demişti. Hatta ırmağın üzerinde eski tahtadan yapılmış bir köprü vardı ama şimdi hala var mı onu bilmiyorum dedi. Heybo’ya baktım gözlerinden yaşlar akıyordu, Cemo sordu; “keko neyin var” dedi, Heybo gözlerini sildi, “ne diyeyim keko halimize bak biz kimiz, neredeyiz, yüzümüz, gözümüze bakınca tenimiz kayış gibi solmuş”… “Bizler neredeyse insanlıktan çıkmış durumdayız sen, halimizi görmüyor musun?. Ailemiz, akrabalarımız yok edilmiş, tüm köydeki akrabalarımız öldürüldü, şimdi soruyorum sana bizler kimiz diye defalarca sordu”?... Cemo, ancak söyleyecek bir şey bulmakta zorlanınca Heybo “bir şey söylemene gerek yok kekê min ben seni anlıyorum”. Cemo, “inan dilsiz acılar yaşıyoruz”. “Gençliğimizin baharın da bizim gördüğümüz acılar acaba dışımızda gören var mı bilemiyorum”. Cemo beni gösterdi; “bu çocuğu görüyor musun o artık bêkes biri yani bizim gibi, yetim öksüz ve geleceği belirsiz biri olarak yaşayacak”. Heybo’nın gözlerinden yaş akmaya başlayınca, ben de ağladım uzaktan bizi izleyen Rênas yanımıza geldi, sordu “neyiniz var kekê min”, kimse bir şey söylemedi. Ben durumu izah ettim, bundan sonrası hayatımızın belirsizliğini anlattım. Rênas, “kekê min ben ne güne duruyorum” diyerek bizi teskin etmeye çalıştı… Üçümüz teşekkür ettik. Rênas, şöyle mağaradan karşı yamaçları göz ucuyla bir baktı, bizlere döndü yolumuz uzun arkadaşlara söyleyelim yola çıkma vakti. Irmağı ve şu kanyonu geçmemiz gerekir, bizden ayrılıp mağaranın içine doğru yürüdü, üçümüz arkadan onun gidişini seyrettik. Ben de ondan sonra mağaranın içine döndüm, güvercinimi almak için vardığımda, gitme hazırlığı devam ediyordu. Ben de güvercini aldım, Elif ile biraz Azad’la oynadıktan sonra Rênas’ın sesi geldi; “haydi yola çıkıyoruz” diye hepimiz peşinden yürüdük. Kapıda Heybo ve Cemo’e Rênas sordu “kekê min bir şey var mı” diye, onlar da “yok Rênas abi” deyince mağaradan aşağıya doğru inmeye başladık. Yol küçük bir patika ayrıca çam ağaçlarının kozalakları ve çam ağacının yapraklarının düşmesi sonucu kaygan bir zemin oluşmuş. Bunu hemen fark eden Ali Rıza döndü hepimize; “arkadaşlar patikadan iniş çok zor onun için çam ağaçlarından birer sopa kopartın onun yardımıyla aşağı inelim yoksa düşersek maazallah, sağlam bir yerimiz kalmaz” dedi. Bize elindeki cenah (balta) ile birer sopa kopardı, öyle aşağıya doğru inmeye başladık. Elimde Azad’la inerken çok çok zorlandım, yerdeki çürümüş çam kozalakları ve çam yaprağı ayaklarımın altında kayması sonucu bir defa yere düştüm. Aynı şekilde birçok kişide; düştü veya düşmek üzereydi. İkindi zamanı ırmağın kenarına vardık ama asıl suya inmek için kanyonun en engin yerini bulmaya geldi, Ali Rıza daha önce buraları biliyordu o önce aşağıya indi suyun debisine göre en az olan yerde geçiş yolumuz ayarlamaya gitti, aradan yarım saat kadar sonra göründü. El sallayarak bizleri olduğu yere çağırdı. Vardığımızda dik bir kayalıktan aşağı doğru iniş vardı, Ali Rıza döndü bizlere şunu söyledi, “çocukları biz aşağı indiriyoruz onun için çocuklar ilk önce indirilecek”. Beni ve Azad’ı Rênas indirdi, Elif’i Ali Rıza indirdi, su çok derin değildi ancak yer yer taşlar büyüktü. Suyun sürüklemesi sonucu, koca taşlar ortaya çıkmıştı, Suyun derinliği bir metre kadar vardı. Rênas, benim elimi tutarak geçirmeyi denedi ama ilk girişte taşlar kaygandı diye, tökezleyip suyun içine düştüm… Ali Rıza’nın elini tutmuştum ben düşerken, onun da dengesini sarsmıştım diye elimi bırakmıştı ve suya düştüm. O sırada ben çırpınırken suda sürüklendim ve boğulma tehlikesi geçirdim. Yukarıda Heybo suyun kenarında durmuştu. O hemen suya atlayıp, beni sudan çıkardı ve karşı tarafa kucakta götürdü. Uyandığımda etrafımda birlikte gittiğimizin hepsi karşı tarafa gelmişti. Ben bayılmıştım.  Devam edecektir.  
Ekleme Tarihi: 02 Haziran 2023 - Cuma

YARALI GÜNEŞİN ÜLKESİNDE-41

 

 

Böyle söyleyince, Cemo ve Heybo hemen mağaranın kapısında etrafı dinlemek ve olan biteni görmek için kapıda beklemeye başladılar.

Ben de yanlarına gittim, etrafı gündüz gözüyle görmek için… Akşama yakın ırmaktan karşıya geçip Xarput’ta bir adım daha yaklaşmış oluyoruz.

 

Rênas anlatmıştı; en zorlu yer burası demişti, ırmağın bazı yerleri çok derin ve suyun debisi çok hızlı demişti.

Ali Rıza buraları iyi bilen biriydi, sularında bu mevsimde azaldığını ama yine de çok derin kanyonların olduğu yerler var demişti.

Hatta ırmağın üzerinde eski tahtadan yapılmış bir köprü vardı ama şimdi hala var mı onu bilmiyorum dedi.

Heybo’ya baktım gözlerinden yaşlar akıyordu, Cemo sordu; “keko neyin var” dedi, Heybo gözlerini sildi, “ne diyeyim keko halimize bak biz kimiz, neredeyiz, yüzümüz, gözümüze bakınca tenimiz kayış gibi solmuş”…

“Bizler neredeyse insanlıktan çıkmış durumdayız sen, halimizi görmüyor musun?. Ailemiz, akrabalarımız yok edilmiş, tüm köydeki akrabalarımız öldürüldü, şimdi soruyorum sana bizler kimiz diye defalarca sordu”?... Cemo, ancak söyleyecek bir şey bulmakta zorlanınca

Heybo “bir şey söylemene gerek yok kekê min ben seni anlıyorum”. Cemo, “inan dilsiz acılar yaşıyoruz”.

“Gençliğimizin baharın da bizim gördüğümüz acılar acaba dışımızda gören var mı bilemiyorum”.

Cemo beni gösterdi; “bu çocuğu görüyor musun o artık bêkes biri yani bizim gibi, yetim öksüz ve geleceği belirsiz biri olarak yaşayacak”.

Heybo’nın gözlerinden yaş akmaya başlayınca, ben de ağladım uzaktan bizi izleyen Rênas yanımıza geldi, sordu “neyiniz var kekê min”, kimse bir şey söylemedi.

Ben durumu izah ettim, bundan sonrası hayatımızın belirsizliğini anlattım.

Rênas, “kekê min ben ne güne duruyorum” diyerek bizi teskin etmeye çalıştı… Üçümüz teşekkür ettik. Rênas, şöyle mağaradan karşı yamaçları göz ucuyla bir baktı, bizlere döndü yolumuz uzun arkadaşlara söyleyelim yola çıkma vakti.

Irmağı ve şu kanyonu geçmemiz gerekir, bizden ayrılıp mağaranın içine doğru yürüdü, üçümüz arkadan onun gidişini seyrettik.

Ben de ondan sonra mağaranın içine döndüm, güvercinimi almak için vardığımda, gitme hazırlığı devam ediyordu.

Ben de güvercini aldım, Elif ile biraz Azad’la oynadıktan sonra Rênas’ın sesi geldi; “haydi yola çıkıyoruz” diye hepimiz peşinden yürüdük.

Kapıda Heybo ve Cemo’e Rênas sordu “kekê min bir şey var mı” diye, onlar da “yok Rênas abi” deyince mağaradan aşağıya doğru inmeye başladık.

Yol küçük bir patika ayrıca çam ağaçlarının kozalakları ve çam ağacının yapraklarının düşmesi sonucu kaygan bir zemin oluşmuş.

Bunu hemen fark eden Ali Rıza döndü hepimize; “arkadaşlar patikadan iniş çok zor onun için çam ağaçlarından birer sopa kopartın onun yardımıyla aşağı inelim yoksa düşersek maazallah, sağlam bir yerimiz kalmaz” dedi.

Bize elindeki cenah (balta) ile birer sopa kopardı, öyle aşağıya doğru inmeye başladık.

Elimde Azad’la inerken çok çok zorlandım, yerdeki çürümüş çam kozalakları ve çam yaprağı ayaklarımın altında kayması sonucu bir defa yere düştüm.

Aynı şekilde birçok kişide; düştü veya düşmek üzereydi.

İkindi zamanı ırmağın kenarına vardık ama asıl suya inmek için kanyonun en engin yerini bulmaya geldi, Ali Rıza daha önce buraları biliyordu o önce aşağıya indi suyun debisine göre en az olan yerde geçiş yolumuz ayarlamaya gitti, aradan yarım saat kadar sonra göründü.

El sallayarak bizleri olduğu yere çağırdı.

Vardığımızda dik bir kayalıktan aşağı doğru iniş vardı, Ali Rıza döndü bizlere şunu söyledi, “çocukları biz aşağı indiriyoruz onun için çocuklar ilk önce indirilecek”.

Beni ve Azad’ı Rênas indirdi, Elif’i Ali Rıza

indirdi, su çok derin değildi ancak yer yer taşlar büyüktü. Suyun sürüklemesi sonucu, koca taşlar ortaya çıkmıştı, Suyun derinliği bir metre kadar vardı.

Rênas, benim elimi tutarak geçirmeyi denedi ama ilk girişte taşlar kaygandı diye, tökezleyip suyun içine düştüm… Ali Rıza’nın elini tutmuştum ben düşerken, onun da dengesini sarsmıştım diye elimi bırakmıştı ve suya düştüm. O sırada ben çırpınırken suda sürüklendim ve boğulma tehlikesi geçirdim.

Yukarıda Heybo suyun kenarında durmuştu. O hemen suya atlayıp, beni sudan çıkardı ve karşı tarafa kucakta götürdü.

Uyandığımda etrafımda birlikte gittiğimizin hepsi karşı tarafa gelmişti. Ben bayılmıştım.  Devam edecektir.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.