Halil DOĞAN
Köşe Yazarı
Halil DOĞAN
 

Sorgulamak var olmaktır

Tarih boyunca insan, varlığını anlamlandırmak için iki yola başvurmuştur: inanmak ve sorgulamak. İnanmak, huzur getirir; sorgulamak ise bilinç. Birincisi kalabalığa ait bir güvenlik alanı sunar, ikincisi ise yalnız ama özgür bir yolculuktur. Bu nedenle sorgulamak, sadece bir düşünme biçimi değil, bir var olma biçimidir. Her “neden?” sorusu, insanın evrene yönelttiği sessiz bir çağrıdır; cevap arayışı değil, anlam arayışıdır. Sorgulamak, insanın kendi bilincine yönelttiği ilk ve en derin sorudur. Bir düşüncenin, bir inancın ya da bir gerçeğin ardındaki perdeyi aralamak… İşte o an, insan yalnızca düşünen bir varlık değil, kendini fark eden bir bilinç hâline gelir. Sorgulamak, varoluşun yankısıdır. Bir çocuk “neden?” diye sorduğunda, insanlık yeniden doğar. Her soru, bilginin değil, farkındalığın kapısını aralar. Ve farkındalık, insanın kendi karanlığına tuttuğu bir ışıktır. Toplum, çoğu zaman huzuru gerçeğin önüne koyar. Tatlı bir yalan, geçici bir denge yaratır; ama o denge, sessiz bir çürümenin maskesidir. Gerçek ise gürültülüdür, sarsar, rahatsız eder. Yine de insanı büyüten, tam da o rahatsızlıktır. Bir yalan seni sevdirir; bir gerçek seni yalnız bırakır. Ama yalnızlık, düşüncenin rahmidir. Orada doğar sorgulama; orada büyür bilgelik. Yalanın sunduğu konfor kısa ömürlüdür. Gerçek, bazen acıdır ama kalıcıdır. Çünkü insan, acıyla olgunlaşır; sorgulamayla özgürleşir. Sorgulamak, yalnızca bir fikri çözümlemek değil, kendi iç sesine kulak vermektir. Toplumun alkışladığı yalanın ortasında, acı bir gerçeği dile getirmek cesaret ister. Çoğu insan kaçar, bir kısmı saldırır. Ama içlerinden biri —belki iki kişi— durur ve düşünür. İşte o iki kişi, insanlığın yönünü değiştirir. Tarihi yazanlar çoğunluk değil, sorgulayan azınlıktır. Sorgulamak, bilgiye ulaşmak için değil, kendini anlamak için yola çıkmaktır. Çünkü en derin soru, dış dünyaya değil, iç dünyaya yönelir: “Ben kimim?” Bu soru cevapsız kaldıkça insan gelişir, cevap buldukça durur. Yalan, sessiz bir rahatlıktır; gerçek, gürültülü bir uyanıştır. Ve sorgulamak, o uyanışın yankısıdır. Her “neden” bir isyandır, her “nasıl” bir yeniden doğuştur. O iki kişiye selâm olsun… Kalabalığın ortasında düşünmeyi göze alanlara, huzurun maskesini yırtanlara, gerçeği sevmese bile ona yüzünü dönenlere. Çünkü dünya, sorgulayanların uykusuzluğu sayesinde döner. Ve insan, sorguladığı sürece —gerçek anlamda— var olur.
Ekleme Tarihi: 14 Kasım 2025 -Cuma

Sorgulamak var olmaktır

Tarih boyunca insan, varlığını anlamlandırmak için iki yola başvurmuştur: inanmak ve sorgulamak.

İnanmak, huzur getirir; sorgulamak ise bilinç.
Birincisi kalabalığa ait bir güvenlik alanı sunar, ikincisi ise yalnız ama özgür bir yolculuktur.
Bu nedenle sorgulamak, sadece bir düşünme biçimi değil, bir var olma biçimidir.
Her “neden?” sorusu, insanın evrene yönelttiği sessiz bir çağrıdır;
cevap arayışı değil, anlam arayışıdır.

Sorgulamak, insanın kendi bilincine yönelttiği ilk ve en derin sorudur.
Bir düşüncenin, bir inancın ya da bir gerçeğin ardındaki perdeyi aralamak…
İşte o an, insan yalnızca düşünen bir varlık değil,
kendini fark eden bir bilinç hâline gelir.

Sorgulamak, varoluşun yankısıdır.
Bir çocuk “neden?” diye sorduğunda,
insanlık yeniden doğar.
Her soru, bilginin değil, farkındalığın kapısını aralar.
Ve farkındalık, insanın kendi karanlığına tuttuğu bir ışıktır.

Toplum, çoğu zaman huzuru gerçeğin önüne koyar.
Tatlı bir yalan, geçici bir denge yaratır;
ama o denge, sessiz bir çürümenin maskesidir.
Gerçek ise gürültülüdür, sarsar, rahatsız eder.
Yine de insanı büyüten, tam da o rahatsızlıktır.

Bir yalan seni sevdirir;
bir gerçek seni yalnız bırakır.
Ama yalnızlık, düşüncenin rahmidir.
Orada doğar sorgulama;
orada büyür bilgelik.

Yalanın sunduğu konfor kısa ömürlüdür.
Gerçek, bazen acıdır ama kalıcıdır.
Çünkü insan, acıyla olgunlaşır;
sorgulamayla özgürleşir.
Sorgulamak, yalnızca bir fikri çözümlemek değil,
kendi iç sesine kulak vermektir.

Toplumun alkışladığı yalanın ortasında,
acı bir gerçeği dile getirmek cesaret ister.
Çoğu insan kaçar, bir kısmı saldırır.
Ama içlerinden biri —belki iki kişi— durur ve düşünür.
İşte o iki kişi, insanlığın yönünü değiştirir.
Tarihi yazanlar çoğunluk değil, sorgulayan azınlıktır.

Sorgulamak, bilgiye ulaşmak için değil,
kendini anlamak için yola çıkmaktır.
Çünkü en derin soru, dış dünyaya değil, iç dünyaya yönelir:
“Ben kimim?”
Bu soru cevapsız kaldıkça insan gelişir,
cevap buldukça durur.

Yalan, sessiz bir rahatlıktır;
gerçek, gürültülü bir uyanıştır.
Ve sorgulamak, o uyanışın yankısıdır.
Her “neden” bir isyandır,
her “nasıl” bir yeniden doğuştur.

O iki kişiye selâm olsun…
Kalabalığın ortasında düşünmeyi göze alanlara,
huzurun maskesini yırtanlara,
gerçeği sevmese bile ona yüzünü dönenlere.
Çünkü dünya, sorgulayanların uykusuzluğu sayesinde döner.
Ve insan, sorguladığı sürece —gerçek anlamda— var olur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.