İnsan Hakları Haftası ve İnsanlığın Gidişatı: Kan, Çelişki ve Umudun İç İçe Geçtiği Bir Dünya
Her yıl Aralık ayının ikinci haftasında kutlanan İnsan Hakları Haftası, insanlığın ortak vicdanını hatırlatmayı amaçlayan önemli bir dönemeçtir. Ancak bugün dünyaya baktığımızda, bu haftanın sadece bir hatırlatma değil; aynı zamanda büyük bir yüzleşme, derin bir sorgulama ve bir tür çağrı olduğu açıkça görülmektedir.
Kanla Sulanan Coğrafyalar ve Sessiz Kalan Vicdanlar
Dünyanın dört bir yanında savaşlar, iç çatışmalar, işgaller ve sistematik şiddet, insan haklarının kâğıt üzerindeki idealinden çok uzak bir tablo sunuyor. Birçok bölgede topraklar adeta kanla sulanıyor; masum siviller, çocuklar ve yaşlılar, güç mücadelelerinin bedelini ödüyor.
Birleşmiş Milletler’in doğuş amacında barış, eşitlik ve insan onurunu koruma vardı; fakat bugün güç dengeleri, siyasi çıkarlar ve ekonomik hesaplar bu değerleri çoğu zaman geride bırakmış durumda.
İnsanlık Onurunun Ayaklar Altında Kalışı
Ülkelerin politik söylemlerine bakıldığında, neredeyse hepsi insan haklarından bahsediyor; ancak sahadaki gerçeklik bambaşka. Yönetimler, kendi iktidarlarını korumak için:
Gerçeği manipüle ediyor,
Yalanlar üzerine propaganda inşa ediyor,
Halklarının temel haklarını ihlal ediyor,
Muhalifleri susturuyor,
Göçmenleri, yoksulları ve azınlıkları görünmez kılıyor.
Sanki insanlığın ortak ahlaki pusulası bozulmuş gibi; “insan onuru” kavramı, büyük güçlerin çıkar hesaplarında kolayca göz ardı edilebilen bir detay hâline geldi.
Kapitalizmin Gölgesindeki İnsanlık
Küresel sistemin hakim ideolojisi olan kapitalizm, pek çok ülkede insanı merkezine almak yerine onu tüketen bir nesneye ya da çarkın küçük bir dişlisine dönüştürdü. Ekonomik büyüme adına:
İşçi hakları yok sayılıyor,
Yoksulluk kalıcı hâle geliyor,
Gelir uçurumu büyüyor,
Emek değersizleşiyor,
Gezegen tahrip ediliyor.
Kapitalizmin görünmez zincirleri, toplumları sadece ekonomik olarak değil, ahlaki olarak da köreltiyor. Bu sistem içinde insanın değeri, çoğu zaman üretim ve tüketim kapasitesiyle ölçülüyor. Bu ise insan onuruna yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Tünelin Ucunda Bir Işık Var mı?
Tüm bu karanlık tabloya rağmen umut tamamen kaybolmuş değil. Dünya genelinde:
Genç kuşakların bilinçlenmesi,
İnsan hakları savunucularının mücadeleleri,
Uluslararası dayanışma ağlarının güçlenmesi,
Kadın hareketlerinin yükselişi,
Bilginin erişilebilirliği ve sosyal medyanın görünürlük sağlaması,
insanlığın hâlâ bir çıkış yolu aradığının işaretidir.
Tarihte her karanlık dönem, sonunda bir aydınlanmayı da beraberinde getirmiştir. Bugün yaşanan insanlık krizleri de, küresel bir yeniden düşünüşün habercisi olabilir.
Sonuç: İnsan Hakları Haftası Bir Hatırlatma Değil, Bir Uyarıdır
İnsan Hakları Haftası, sadece bir takvim etkinliği değildir. Tüm insanlığa verilen bir uyarıdır:
“İnsan onurunu korumak için mücadele etmezsek, insanlık çöküşe doğru sürüklenir.”
Savaşların, yoksulluğun, ayrımcılığın ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir dünyada insan haklarından söz etmek kolay görünse de, asıl önemli olan bu değerleri yaşatmak için çaba göstermektir.
İnsan hakları, ne güçlü devletlerin lütfu ne de belirli grupların ayrıcalığıdır.
İnsan hakları, doğuştan gelen, dokunulmaz ve evrensel değerlerdir.
Ve insanlık, ancak bu değerleri savunduğu ölçüde gerçekten insan kalabilir.
Tüm insanların özgürlükler içinde kalabildiği bir dünya için, İnsan Hakları haftası kutlu olsun