Halil DOĞAN
Köşe Yazarı
Halil DOĞAN
 

YARALI GÜNEŞİN ÜLKESİNDE-24

  İşte bombalanan mağaranın orda; küçük bir yerden içeri girmiş, o da hafif yaralı. Gençlerden biri gidip oraya bakalım oradan çıkış var mı, varsa kaçış için kullanabilir miyiz diye yaşlılardan izin istedi. Gencin babasıymış kızdı dur bekle, burada yolu izi bilen büyüklerimiz var. Hele bir sabret küçük bir yanlış, burada ki tüm insanların hayatına mal olur, sen ne acele ediyorsun oğlum. Genç boynunu büktü, sustu sesini çıkarmadı. Rênas; benimle çöken mağaranın ağzına gelmek isteyen gönüllü bir kaç genç istiyorum. Orada bulunan altı genç Rênas ile mağaranın bombalanan ağzına doğru yürüyerek gittiler, o sırada Rênas ile dönen kişiler hava kararmaktaydı. Bu akşam buradan gidiyoruz, burada açlık ve sefalet içindeyiz. Getirdikleri çalı çırpıya yakmaları güzel oldu, kendime geldim sordum onlara hala zeytinyağı var mı diye; bir kişi sanırım mağaranın girişindeydi o da yıkıntıların altında kaldı. Zeytinyağını ayaklarımın altına sürmek için, yaralarıma iyi geliyordu. Ali Rıza, karanlık olunca köye gider size ekmek ve yağ getiririm deyince, kadınlardan bir sen aklını mı yitirdin; şimdi tüm evleri ateşe vermişler taş taş üstüne bırakırlar mı sence!. Ateş gür ondan içeriye duman doluyordu, Rênas dedi şimdi ısınalım darken zehirleneceğiz. Ateşi biraz söndürelim sadece közleri kalsın. Orda bulunanların birçoğunun artık bir ailesi ve akrabaları yoktu.   Bazı istisnalar dışında, bazılarına şanslı mı diyelim ne diyelim bilmiyorum. Hayatta kalanlar; birçoğu arazide çalışanlar, çobanlar veya davar sağmaya giden beriler, başka yere gitmiş olanlar sadece kırımdan kaçıp kurtulanlar dışında kimi kimsesi kalmamıştı. Bazı kadınların çocukları daha küçüktü, anne sütüne bağımlıydı, anneleri bir şey yemediği için sütü de yoktu. Çocuklar ağlayıp durmakta, yaşlılar hep ikaz ediyordu annelerini. İşte hayatın en acımasız yüzü ile çok erken yaşta tanıştım. Bu kadar erken beklemiyordum, tek başıma ve yalnızdım. Son kalan umudum kardeşimdi o da öldü, umudum, düşlerim ve hayatın acımasız tokadı altında yok olup gitti. Artık belirsiz bir yaşamın yalnız çocuğuydum artık, nereye giderim kimden yardım isterim onu da bilmiyordum. İçimde kopan fırtınalara ve başımın çaresine bakma düşüncesini Zarife anlatmıştı. Hayat bu kadar mı acımasız olur, dağlar, taşlar bile bize kucak açmıyor, bizi ele veriyordu. Bizler kime ne etmiştik ki, bunları bizlere reva görmüşlerdi, onu da bilmiyordum. Artık kanadı kırık bir kuş gibi yere düşmüştüm, her canlının, kuşun, kurdun ve çıyanların açık hedefi haline gelmiştim. Bu düşünceler içerisindeyken, Rênas ve gidenler geri geldi, Rênas arkadaşlar oradan çıkamayız, orası çok dar bizler buradan gidebiliriz. Herkes toplansın arkadaşlar; zamanımız yok, bu ölüm mağarasından bir an önce çıkmamız gerekir, yoksa askerler buraya kontrole gelecekler, geldiğinde hiç   birimizi sağ bırakmazlar onu bilin. Hemen gözcülere bir dışarıya çıkıp bakın etrafta bakın ses var mı, yok mu onu bize bildirin. İki kişi bizden ayrıldı, sonra biri daha peşlerinden gitti, Rênas hepimizi uyardı. Arkadaşlar dedi; bizler bilinmez bir yola çıkıyoruz, bundan sonrası çok daha kötü olacak, burası Dersim gecesi ayrı, gündüzü ayrı onun için lütfen bir birimize yardımcı olalım. Burada bizden başka dostumuz ve kardeşimiz yok, özelikle yaşlı, çocuk ve kadınlara yardımcı olalım ki, Allahtan, Hızır Aleyhisselam’ı, bize yar ve yardımcı olarak göndersin. Burada bizim davamız şuan hayatta kalmak, onun bilincinde olmamız gerekir. (Devam edecek)
Ekleme Tarihi: 19 Nisan 2023 - Çarşamba

YARALI GÜNEŞİN ÜLKESİNDE-24

 

İşte bombalanan mağaranın orda; küçük bir yerden içeri girmiş, o da hafif yaralı.

Gençlerden biri gidip oraya bakalım oradan çıkış var mı, varsa kaçış için kullanabilir miyiz diye yaşlılardan izin istedi.

Gencin babasıymış kızdı dur bekle, burada yolu izi bilen büyüklerimiz var.

Hele bir sabret küçük bir yanlış, burada ki tüm insanların hayatına mal olur, sen ne acele ediyorsun oğlum.

Genç boynunu büktü, sustu sesini çıkarmadı.

Rênas; benimle çöken mağaranın ağzına gelmek isteyen gönüllü bir kaç genç istiyorum.

Orada bulunan altı genç Rênas ile mağaranın bombalanan ağzına doğru yürüyerek gittiler, o sırada Rênas ile dönen kişiler hava kararmaktaydı.

Bu akşam buradan gidiyoruz, burada açlık ve sefalet içindeyiz.

Getirdikleri çalı çırpıya yakmaları güzel oldu, kendime geldim sordum onlara hala zeytinyağı var mı diye; bir kişi sanırım mağaranın girişindeydi o da yıkıntıların altında kaldı.

Zeytinyağını ayaklarımın altına sürmek için, yaralarıma iyi geliyordu.

Ali Rıza, karanlık olunca köye gider size ekmek ve yağ getiririm deyince, kadınlardan bir sen aklını mı yitirdin; şimdi tüm evleri ateşe vermişler taş taş üstüne bırakırlar mı sence!.

Ateş gür ondan içeriye duman doluyordu, Rênas dedi şimdi ısınalım darken zehirleneceğiz.

Ateşi biraz söndürelim sadece közleri kalsın.

Orda bulunanların birçoğunun artık bir ailesi ve akrabaları yoktu.

 

Bazı istisnalar dışında, bazılarına şanslı mı diyelim ne diyelim bilmiyorum.

Hayatta kalanlar; birçoğu arazide çalışanlar, çobanlar veya davar sağmaya giden beriler, başka yere gitmiş olanlar sadece kırımdan kaçıp kurtulanlar dışında kimi kimsesi kalmamıştı.

Bazı kadınların çocukları daha küçüktü, anne sütüne bağımlıydı, anneleri bir şey yemediği için sütü de yoktu.

Çocuklar ağlayıp durmakta, yaşlılar hep ikaz ediyordu annelerini.

İşte hayatın en acımasız yüzü ile çok erken yaşta tanıştım.

Bu kadar erken beklemiyordum, tek başıma ve yalnızdım.

Son kalan umudum kardeşimdi o da öldü, umudum, düşlerim ve hayatın acımasız tokadı altında yok olup gitti.

Artık belirsiz bir yaşamın yalnız çocuğuydum artık, nereye giderim kimden yardım isterim onu da bilmiyordum.

İçimde kopan fırtınalara ve başımın çaresine bakma düşüncesini Zarife anlatmıştı.

Hayat bu kadar mı acımasız olur, dağlar, taşlar bile bize kucak açmıyor, bizi ele veriyordu.

Bizler kime ne etmiştik ki, bunları bizlere reva görmüşlerdi, onu da bilmiyordum.

Artık kanadı kırık bir kuş gibi yere düşmüştüm, her canlının, kuşun, kurdun ve çıyanların açık hedefi haline gelmiştim.

Bu düşünceler içerisindeyken, Rênas ve gidenler geri geldi, Rênas arkadaşlar oradan çıkamayız, orası çok dar bizler buradan gidebiliriz.

Herkes toplansın arkadaşlar; zamanımız yok, bu ölüm mağarasından bir an önce çıkmamız gerekir, yoksa askerler buraya kontrole gelecekler, geldiğinde hiç   birimizi sağ bırakmazlar onu bilin.

Hemen gözcülere bir dışarıya çıkıp bakın etrafta bakın ses var mı, yok mu onu bize bildirin.

İki kişi bizden ayrıldı, sonra biri daha peşlerinden gitti, Rênas hepimizi uyardı.

Arkadaşlar dedi; bizler bilinmez bir yola çıkıyoruz, bundan sonrası çok daha kötü olacak, burası Dersim gecesi ayrı, gündüzü ayrı onun için lütfen bir birimize yardımcı olalım.

Burada bizden başka dostumuz ve kardeşimiz yok, özelikle yaşlı, çocuk ve kadınlara yardımcı olalım ki, Allahtan, Hızır Aleyhisselam’ı, bize yar ve yardımcı olarak göndersin.

Burada bizim davamız şuan hayatta kalmak, onun bilincinde olmamız gerekir. (Devam edecek)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Vuslat
(09.05.2023 21:36 - #304)
Kaleminize sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.