AŞİR KAYABAŞI
Köşe Yazarı
AŞİR KAYABAŞI
 

‘MÜZİK ŞEHRİ URFA’NIN KÜLTÜR VE İNANÇ KAYNAĞI:

      Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk defa “saz ve söz ehli” (müzik şehri) dediği, Urfa’nın yurt içindeki bu sesini, dünyaya duyurmak üzere 12-14 Kasım 2026 tarihlerinde UNESCO Müzik Şehirleri Yıllık toplantısı kapsamında yaklaşık 30 ülkenin temsilci, sanatçı ve müzik grubuna ev sahipliği yapması ve düzenlenecek etkinliklere öncülük etmesinden ötürü Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın; Mehmet Kasım Gülpınar’ı tebrik eder, başarılarının devamını dilerim.       Bilindiği üzere Urfa Müzik şehir kültürünün iki ana kaynağından; birincisi milli, dilbilim ve coğrafi olarak “Kerkük-Urfa-Harput.” kültürünün, kurumsal olması, ikincisi ise “yol bir sürek bin bir.” deyiminde dile getirildiği gibi “Alevi-Bektaşi Cemi ile Ahi Yaren Sohbetinin; “musahip” kardeşliği, Urfa Sıra Gecesinin ise; “sıra arkadaşı” gibi zengin bir, sevgi, barış, kardeşlik, vefa ve dostluk, bileşenlerinin bir bütünü olup, bazı revizelerle inançsal bir kurum olarak günümüze taşındığı görülmektedir.       Bugün Urfa Sipahi Pazarı Ahî Duası ile açılmaktadır: “... Ölçüde hile yapmayın, tartıda hile yapmayın, kalitesiz malı kalitelidir diye satmayın kefili olmadan mal almayın… mealli dua inançsal bir içeriği ifade eder.      “Ticari Ahlak Kurallarını” gözetmeyen bir esnafın “Papucunun Dama Atılacağı” dışlanma cezai yaptırımı ise, aynı zamanda yüce dinimizin emrettiği “helal ve haram”ın öncelikli gözetilmesi açısından en önemli inançsal bir ilkedir.          Cumhuriyet tarihimizle birlikte yüreğinde “yurt sevgisi” olan, öğretmenlerimiz, şairlerimiz, yazarlarımız, gazetecilerimiz bu yörelerdeki çetin şartlara, karşı durmalara rağmen, “Uzakta bir şehrimiz Urfa”ya gelmiş gitmişler, sanat, edebiyat şiir ve müzik gibi güzel sanatların her alanındaki kültürel birikimleriyle iletişim kurmuşlar, yöre sorunlarını da ilgili makamlara ulaştırmaya çalışmışlardır.       İşte bunların başında da Fikret Otyam gelir. Onun Urfa’ya geldiğinde benim köyüm dediği Kısas köyüne gider, Onun Kısasa ilgisi deyim yerinde ise barış sever bir musahip kardeş gibi vefakâr bir dost yoldaş otağı olduğunu aşağıdaki ifadesinden anlıyoruz.      “Eğer yolunuz bir gün Urfa’ya düşerse Harran Ovası’na gitmemezlik etmeyiniz. Gidiniz görünüzde içiniz param parça parçalanmasın, yüreğinizi bir el sıksın… Göz yaşlarınızı zor tutun yurttaşlarınızı görüp de …        İşte Harran Ovası denilen bu düzlükte Kısas diye bir köy vardır. Halkının yarısı Sünni’dir. Yarısı Alevi… Gidin göründe bu yoksulluk içinde insanların nasıl kardeş gibi geçindiklerine tanık olun… ”1        “Köy Sünni-Alevi karışımı… Kimse kimseye karışmıyor… Bir zırıltı bir dırıltı çıkmaması için canlarını dişlerine takmışlar… Birbirlerine saygıyı şart görmüşler, görmüşler de bu yolun doğru olduğunu bellemişler, köyün ihtiyarları bir nevi dostluk kurulu… Ne Yezid diyen var ne Kızılbaş diyen… Ne mum söndü diyen var ne hocanın keskin dili… İnanmayan gitsin görsün.”2. der.      “Şanlıurfa’daki müziğin gelişme sebeplerini araştırdığımızda ise bazı kaynak kişiler, Osmanlı döneminde saraydan sürgün edilen birçok musikişinasların Urfa’ya göderildiğini, bu insanların yıllarca müzik birikimlerini yöre insanlarına aktardıklarını ifade etmişlerdir.”3.       Biz bu yazımızda Urfa kültür ve edebiyatında cumhuriyet devrinde yerini almış, Urfa’ya dışından gelen şairlerin müzik ile ilgili ve bazı yazarların da yazılarına kısaca yer verirken, söze önce, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “İstiklal Savaşı ve Samsun’dan Ankara’ya” adlı destanlarında Urfa’ya da yer vermiştir. “Urfa Destanı”nda uzun yıllar burada öğretmenlik yapan Halide Nusret Zorlutuna Urfa’yı ve insanlarının yiğitliklerini dile getirir.       Behçet Kemal Çağlar halk aşıklarının ağzıyla Urfa Türkülerinden yararlanarak şehrin genel özelliklerini şöyle anlatmıştır:   “Urfalıyam dağlıyam Bahçeliyem bağlıyam Dünya biryana gelse, Ben Urfa’ya bağlıyam”         Roman yazarı Yaşar Kemal ise “Kutsal Balıklar ve Ceylanlar Şehri: Urfa” isimli röportajında şehri ilgi çeken yönleriyle tanıtmıştır. “Balıkları, ceylanları, taşları kutsal.” Güneyde Urfa denmez de Urfa’ya “Ceylan gözlüler diyarı” “Efsaneler Diyarı” “Kutsal Diyar” denir, diye Urfa’dan övgü ile söz eder. Fikret Otyam da “Gide Gide 1,2,3” isimli röportajları ve “Harran - Hoyrat - Mayın” başlıklı yazısında Urfa’yı şöyle anlatır.      “Urfa’ya geldim. İlk defa Hoyrat denilen türküyle tanıştım. Hoyrat insanın içini paralayan, biber gibi acı yanık bir türkü türüdür. Derttir, zulme karşıdır… Susuzdur… Topraksızdır… Hastadır… Aşktır… Sevgidir. İnsan sevgisidir…. Namuslu yürektir. Özlemdir. Her şeydir…” diye söz ettiği Urfa Hoyratlarını anlatır. Urfa’da öğretmenlik yapan şair Halim Yağcıoğlu “Anzılha” adlı eserinde Urfa’nın dertlerini dile getirmiştir.”4.     “1932’de Atatürk’ün isteği üzerine Türkiye’de kurulan “Halkevleri” bünyesinde Dil, Tarih, Edebiyat ve Folklor şubeleri oluşturulmuştur. Urfa Halkevi’nde ise musiki faaliyetleri bu dönemde yoğunlaşmış ve kurumsallaşmıştır. Halkevi’nde halkbilimi alanında geniş ölçüde derleme çalışmaları da yapılmıştır. Urfa Halkevi’nin yıllık bir yayın organı da oluşmuş ve 1951’e kadar çalışmaları sürdürülmüştür.       1953 yılında Dünya Gazetesi’nde çalışırken ilk kez bir röportaj için geldiği Urfa’ya sevdalanan Fikret Otyam 48 yıl boyunca Urfa’ya gelip gitmiştir. Bu gezilerin bazılarında Urfa Türkülerinden derlemeler yapıp bantlara kaydetmiştir.     Yıllar önce bir yazısında “Doğduğum Aksaray’ı çok seviyorum ama anam, keşke Urfa’da doğursaydı beni, sorulduğunda ben de Urfalıyım diyebilseydim.” Diye yazan Fikret Otyam 1960 yılı mayıs ayında Urfa’ya yaptığı bir seyahatindeki izlenimlerini şöyle anlatır:      “Akşamdı… Urfa Palas Oteli önündeydim. Akıl almaz, dinlemesi doyulmaz, bir ses, beni olduğum yere çaktı. Bütün Urfa inliyor desem inanın yalan değil gerçek… Kahvede kürsülere oturmuş Urfalılar ‘huşu’ içindeydiler… İşte dedim. İlhan’a duyurmak istediğim hoyrat bu… Dinledim biraz daha… Koşarak dar sokaklara daldım. Dar sokakların birisinde bir ev vardır. Kapısında “Urfa Musiki Cemiiyeti” yazar. Kapıyı yumruklamaya başladım., halk oyuncusu canım insan İsa Barak açtı kapıyı ‘Hoş gelmişsen Baboo’ dedi. ‘Yorulmuşsandır.’      Aman İsa, bir yerde bir hoyrat okuyorlar bizim İlhan (İlhan Başgöz) dinlese deli olur. Şaşırdı. Baktım iç odadan bir türkü gelir. Kulak kesildim. Usulca girdim içeri. Yirmi kadar varlar. Bizim uzun ilhan, TK 30 Grundig’i kurmuş, ses kaydediyor. Dışardan duyduğum türkü buradan yayılıyordu. Hem kayıt yapıyorlar hem de dışardaki hoparlöre veriyorlardı türküyü…”5.              “Bundan ötürü Urfa, şiir şehir olarak adlandırılmayı fazlasıyla hak ediyor. Aslında bizi bu duyguya götüren saikin başında ise, Urfa’ya gelmiş, görmüş veya bir müddet yaşamış yazar ve şairlerimizin Urfa’yı nesirle anlatmak yerine şiirle dile getirmişlerdir.”6        Mustafa Kemal Atatürk, bu gerçeği bilen, gönül gözü açık bir er kişi olduğu için Cumhuriyet kurulduğunda özellikle yurdumuzun iki önemli ünlü şairi Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Emin Yurdakul’u Urfa Milletvekili olarak görevlendirir.      Atatürk’ün deyimiyle ilk defa “saz ve söz ehli” (müzik şehri” dediği şehrimiz de ozanlar, aşıklar ve şairler konuşacaktı. Urfa’ya “gelen ağlar, giden ağlar” dı. Bu makus talihi yenmek için Mustafa Kemal Paşa, bu şiir şehrine şair milletvekilleri görevlendirir. Bu milletvekillerinden Mehmet Emin Yurdakul: 1932 yılı Urfa’nın Kurtuluş Bayramına davet edilir. Diğer milletvekilleri ile gelir. Bayram yerinde, kürsüye çıkarak;”       -“Urfalı Hemşehrilerim, sizlere Büyük Gazi Mustafa Kemal’in sevgi ve selamlarını getirdim, der.       -“Bayram yeri coşkunluklara sahne olur.          Ve Rahmetli Şair Yurdakul;       -“Ankara garında trene binmiş, hareket etmek üzere idik. O sırada Gazi Hazretleri gara girdi ve kompartmana teşrif ettiler. Hayret içerisinde kaldım. Hemen bana nereye gittiğimi sordu, Urfa’ya olduğunu söyledim.       - “Biliyordum Hocam! “Nebiler ve Veliler diyarına, saz ve söz ehli Urfalılara sevgi ve selamlarımı” söyle, bunun için geldim.”7. der.      Mustafa Kemal’in “Güzel sanatların hepsinde, ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Ancak, bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk Musikîsidir.” Der.       Bu öngörüden yaklaşık 100 yıl sonra “Saz ve Söz Ehli Urfa” UNESCO tarafından “Müzik Şehri” unvanını alır.    ***** 1. Fikret Otyam, Gide Gide: 3, “Harran- Hoyrat- Mayın’’, Forum Yay. Tarihsiz. 2. Fikret Otyam, “Hü Dost’’, Şark Matbaası, Ankara, Tarihsiz, s.136; * Fikret Otyam, Urfa gezilerindeki röportajları yanında, yöreyle ilgili gezip-gördüklerini resim olarak tablolara nakşeder. Hayatta iken Urfa-Haran da çektiği resimler ile tablolarını Harran’a bahşeder. Yöre insanlarının resimleri günümüzde Harran’da “Fikret Otyam” kütüphanesindedir. 3- Abuzer Akbıyık- Salih Turhan- Sabri Kürkçüoğlu- Osman Güzelgöz- Kubilay Dökmetaş, “Şanlıurfa Halk Müziği”, Şanlıurfa Valiliği Kültür Yayınları, Cem Veb Ofset Ltd. Şti., Ankara, 1999, s.23; 4- Naci İpek, “İlimiz Şanlıurfa”, Özgül Yayınları, Isparta, Tarihsiz, s.90-91-92-93-94 5- Haz: Yrd. Doç. Dr. A. Cihat Kürkçüoğlu-Müslüm Akalın- Ögr. Gör. S. Sabri Kürkçüoğlu- Selahaddin E. Güler, “Şanlıurfa Uygarlığın Doğduğu Şehir”, Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı Yayınları, Tisamat Basım Sanayi, Ankara, 2002, s.317 6- Mehmet Kurtoğlu, “Şiir Şehri Urfa”, T.C. Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Desen Ofset A.Ş., Ankara, 2006, s.9 7- Naci İpek, “Urfa’dan ve Urfalı’dan Çizgiler”, Şanlıurfa Belediyesi: I. Kurtuluşuz 65 Yıl, 11 Nisan 1985, s.38                
Ekleme Tarihi: 12 Ekim 2026 -Pazartesi

‘MÜZİK ŞEHRİ URFA’NIN KÜLTÜR VE İNANÇ KAYNAĞI:

      Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk defa “saz ve söz ehli” (müzik şehri) dediği, Urfa’nın yurt içindeki bu sesini, dünyaya duyurmak üzere 12-14 Kasım 2026 tarihlerinde UNESCO Müzik Şehirleri Yıllık toplantısı kapsamında yaklaşık 30 ülkenin temsilci, sanatçı ve müzik grubuna ev sahipliği yapması ve düzenlenecek etkinliklere öncülük etmesinden ötürü Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın; Mehmet Kasım Gülpınar’ı tebrik eder, başarılarının devamını dilerim.

      Bilindiği üzere Urfa Müzik şehir kültürünün iki ana kaynağından; birincisi milli, dilbilim ve coğrafi olarak “Kerkük-Urfa-Harput.” kültürünün, kurumsal olması, ikincisi ise “yol bir sürek bin bir.” deyiminde dile getirildiği gibi “Alevi-Bektaşi Cemi ile Ahi Yaren Sohbetinin; “musahip” kardeşliği, Urfa Sıra Gecesinin ise; “sıra arkadaşı” gibi zengin bir, sevgi, barış, kardeşlik, vefa ve dostluk, bileşenlerinin bir bütünü olup, bazı revizelerle inançsal bir kurum olarak günümüze taşındığı görülmektedir.

      Bugün Urfa Sipahi Pazarı Ahî Duası ile açılmaktadır: “... Ölçüde hile yapmayın, tartıda hile yapmayın, kalitesiz malı kalitelidir diye satmayın kefili olmadan mal almayın… mealli dua inançsal bir içeriği ifade eder.

     “Ticari Ahlak Kurallarını” gözetmeyen bir esnafın “Papucunun Dama Atılacağı” dışlanma cezai yaptırımı ise, aynı zamanda yüce dinimizin emrettiği “helal ve haram”ın öncelikli gözetilmesi açısından en önemli inançsal bir ilkedir.   

      Cumhuriyet tarihimizle birlikte yüreğinde “yurt sevgisi” olan, öğretmenlerimiz, şairlerimiz, yazarlarımız, gazetecilerimiz bu yörelerdeki çetin şartlara, karşı durmalara rağmen, “Uzakta bir şehrimiz Urfa”ya gelmiş gitmişler, sanat, edebiyat şiir ve müzik gibi güzel sanatların her alanındaki kültürel birikimleriyle iletişim kurmuşlar, yöre sorunlarını da ilgili makamlara ulaştırmaya çalışmışlardır.

      İşte bunların başında da Fikret Otyam gelir. Onun Urfa’ya geldiğinde benim köyüm dediği Kısas köyüne gider, Onun Kısasa ilgisi deyim yerinde ise barış sever bir musahip kardeş gibi vefakâr bir dost yoldaş otağı olduğunu aşağıdaki ifadesinden anlıyoruz.

     “Eğer yolunuz bir gün Urfa’ya düşerse Harran Ovası’na gitmemezlik etmeyiniz. Gidiniz görünüzde içiniz param parça parçalanmasın, yüreğinizi bir el sıksın… Göz yaşlarınızı zor tutun yurttaşlarınızı görüp de …

       İşte Harran Ovası denilen bu düzlükte Kısas diye bir köy vardır. Halkının yarısı Sünni’dir. Yarısı Alevi… Gidin göründe bu yoksulluk içinde insanların nasıl kardeş gibi geçindiklerine tanık olun… ”1

       “Köy Sünni-Alevi karışımı… Kimse kimseye karışmıyor… Bir zırıltı bir dırıltı çıkmaması için canlarını dişlerine takmışlar… Birbirlerine saygıyı şart görmüşler, görmüşler de bu yolun doğru olduğunu bellemişler, köyün ihtiyarları bir nevi dostluk kurulu… Ne Yezid diyen var ne Kızılbaş diyen… Ne mum söndü diyen var ne hocanın keskin dili… İnanmayan gitsin görsün.”2. der.

     “Şanlıurfa’daki müziğin gelişme sebeplerini araştırdığımızda ise bazı kaynak kişiler, Osmanlı döneminde saraydan sürgün edilen birçok musikişinasların Urfa’ya göderildiğini, bu insanların yıllarca müzik birikimlerini yöre insanlarına aktardıklarını ifade etmişlerdir.”3.

      Biz bu yazımızda Urfa kültür ve edebiyatında cumhuriyet devrinde yerini almış, Urfa’ya dışından gelen şairlerin müzik ile ilgili ve bazı yazarların da yazılarına kısaca yer verirken, söze önce, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “İstiklal Savaşı ve Samsun’dan Ankara’ya” adlı destanlarında Urfa’ya da yer vermiştir. “Urfa Destanı”nda uzun yıllar burada öğretmenlik yapan Halide Nusret Zorlutuna Urfa’yı ve insanlarının yiğitliklerini dile getirir.

      Behçet Kemal Çağlar halk aşıklarının ağzıyla Urfa Türkülerinden yararlanarak şehrin genel özelliklerini şöyle anlatmıştır:

 

“Urfalıyam dağlıyam

Bahçeliyem bağlıyam

Dünya biryana gelse,

Ben Urfa’ya bağlıyam”

 

      Roman yazarı Yaşar Kemal ise “Kutsal Balıklar ve Ceylanlar Şehri: Urfa” isimli röportajında şehri ilgi çeken yönleriyle tanıtmıştır. “Balıkları, ceylanları, taşları kutsal.” Güneyde Urfa denmez de Urfa’ya “Ceylan gözlüler diyarı” “Efsaneler Diyarı” “Kutsal Diyar” denir, diye Urfa’dan övgü ile söz eder. Fikret Otyam da “Gide Gide 1,2,3” isimli röportajları ve “Harran - Hoyrat - Mayın” başlıklı yazısında Urfa’yı şöyle anlatır.

     “Urfa’ya geldim. İlk defa Hoyrat denilen türküyle tanıştım. Hoyrat insanın içini paralayan, biber gibi acı yanık bir türkü türüdür. Derttir, zulme karşıdır… Susuzdur… Topraksızdır… Hastadır… Aşktır… Sevgidir. İnsan sevgisidir…. Namuslu yürektir. Özlemdir. Her şeydir…” diye söz ettiği Urfa Hoyratlarını anlatır. Urfa’da öğretmenlik yapan şair Halim Yağcıoğlu “Anzılha” adlı eserinde Urfa’nın dertlerini dile getirmiştir.”4.

    “1932’de Atatürk’ün isteği üzerine Türkiye’de kurulan “Halkevleri” bünyesinde Dil, Tarih, Edebiyat ve Folklor şubeleri oluşturulmuştur. Urfa Halkevi’nde ise musiki faaliyetleri bu dönemde yoğunlaşmış ve kurumsallaşmıştır. Halkevi’nde halkbilimi alanında geniş ölçüde derleme çalışmaları da yapılmıştır. Urfa Halkevi’nin yıllık bir yayın organı da oluşmuş ve 1951’e kadar çalışmaları sürdürülmüştür.

      1953 yılında Dünya Gazetesi’nde çalışırken ilk kez bir röportaj için geldiği Urfa’ya sevdalanan Fikret Otyam 48 yıl boyunca Urfa’ya gelip gitmiştir. Bu gezilerin bazılarında Urfa Türkülerinden derlemeler yapıp bantlara kaydetmiştir.

    Yıllar önce bir yazısında “Doğduğum Aksaray’ı çok seviyorum ama anam, keşke Urfa’da doğursaydı beni, sorulduğunda ben de Urfalıyım diyebilseydim.” Diye yazan Fikret Otyam 1960 yılı mayıs ayında Urfa’ya yaptığı bir seyahatindeki izlenimlerini şöyle anlatır:

     “Akşamdı… Urfa Palas Oteli önündeydim. Akıl almaz, dinlemesi doyulmaz, bir ses, beni olduğum yere çaktı. Bütün Urfa inliyor desem inanın yalan değil gerçek… Kahvede kürsülere oturmuş Urfalılar ‘huşu’ içindeydiler… İşte dedim. İlhan’a duyurmak istediğim hoyrat bu… Dinledim biraz daha… Koşarak dar sokaklara daldım. Dar sokakların birisinde bir ev vardır. Kapısında “Urfa Musiki Cemiiyeti” yazar. Kapıyı yumruklamaya başladım., halk oyuncusu canım insan İsa Barak açtı kapıyı ‘Hoş gelmişsen Baboo’ dedi. ‘Yorulmuşsandır.’

     Aman İsa, bir yerde bir hoyrat okuyorlar bizim İlhan (İlhan Başgöz) dinlese deli olur. Şaşırdı. Baktım iç odadan bir türkü gelir. Kulak kesildim. Usulca girdim içeri. Yirmi kadar varlar. Bizim uzun ilhan, TK 30 Grundig’i kurmuş, ses kaydediyor. Dışardan duyduğum türkü buradan yayılıyordu. Hem kayıt yapıyorlar hem de dışardaki hoparlöre veriyorlardı türküyü…”5.      

       “Bundan ötürü Urfa, şiir şehir olarak adlandırılmayı fazlasıyla hak ediyor. Aslında bizi bu duyguya götüren saikin başında ise, Urfa’ya gelmiş, görmüş veya bir müddet yaşamış yazar ve şairlerimizin Urfa’yı nesirle anlatmak yerine şiirle dile getirmişlerdir.”6

       Mustafa Kemal Atatürk, bu gerçeği bilen, gönül gözü açık bir er kişi olduğu için Cumhuriyet kurulduğunda özellikle yurdumuzun iki önemli ünlü şairi Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Emin Yurdakul’u Urfa Milletvekili olarak görevlendirir.

     Atatürk’ün deyimiyle ilk defa “saz ve söz ehli” (müzik şehri” dediği şehrimiz de ozanlar, aşıklar ve şairler konuşacaktı. Urfa’ya “gelen ağlar, giden ağlar” dı. Bu makus talihi yenmek için Mustafa Kemal Paşa, bu şiir şehrine şair milletvekilleri görevlendirir. Bu milletvekillerinden Mehmet Emin Yurdakul: 1932 yılı Urfa’nın Kurtuluş Bayramına davet edilir. Diğer milletvekilleri ile gelir. Bayram yerinde, kürsüye çıkarak;”

      -“Urfalı Hemşehrilerim, sizlere Büyük Gazi Mustafa Kemal’in sevgi ve selamlarını getirdim, der.

      -“Bayram yeri coşkunluklara sahne olur.

         Ve Rahmetli Şair Yurdakul;

      -“Ankara garında trene binmiş, hareket etmek üzere idik. O sırada Gazi Hazretleri gara girdi ve kompartmana teşrif ettiler. Hayret içerisinde kaldım. Hemen bana nereye gittiğimi sordu, Urfa’ya olduğunu söyledim.

      - “Biliyordum Hocam! “Nebiler ve Veliler diyarına, saz ve söz ehli Urfalılara sevgi ve selamlarımı” söyle, bunun için geldim.”7. der.

     Mustafa Kemal’in “Güzel sanatların hepsinde, ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Ancak, bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk Musikîsidir.” Der.

      Bu öngörüden yaklaşık 100 yıl sonra “Saz ve Söz Ehli Urfa” UNESCO tarafından “Müzik Şehri” unvanını alır.   

*****

1. Fikret Otyam, Gide Gide: 3, “Harran- Hoyrat- Mayın’’, Forum Yay. Tarihsiz.

2. Fikret Otyam, “Hü Dost’’, Şark Matbaası, Ankara, Tarihsiz, s.136; * Fikret Otyam, Urfa gezilerindeki röportajları yanında, yöreyle ilgili gezip-gördüklerini resim olarak tablolara nakşeder. Hayatta iken Urfa-Haran da çektiği resimler ile tablolarını Harran’a bahşeder. Yöre insanlarının resimleri günümüzde Harran’da “Fikret Otyam” kütüphanesindedir.

3- Abuzer Akbıyık- Salih Turhan- Sabri Kürkçüoğlu- Osman Güzelgöz- Kubilay Dökmetaş, “Şanlıurfa Halk Müziği”, Şanlıurfa Valiliği Kültür Yayınları, Cem Veb Ofset Ltd. Şti., Ankara, 1999, s.23;

4- Naci İpek, “İlimiz Şanlıurfa”, Özgül Yayınları, Isparta, Tarihsiz, s.90-91-92-93-94

5- Haz: Yrd. Doç. Dr. A. Cihat Kürkçüoğlu-Müslüm Akalın- Ögr. Gör. S. Sabri Kürkçüoğlu- Selahaddin E. Güler, “Şanlıurfa Uygarlığın Doğduğu Şehir”, Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı Yayınları, Tisamat Basım Sanayi, Ankara, 2002, s.317

6- Mehmet Kurtoğlu, “Şiir Şehri Urfa”, T.C. Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Desen Ofset A.Ş., Ankara, 2006, s.9

7- Naci İpek, “Urfa’dan ve Urfalı’dan Çizgiler”, Şanlıurfa Belediyesi: I. Kurtuluşuz 65 Yıl, 11 Nisan 1985, s.38

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.