Müzik şehri Urfa Halk ve Tasavvuf Müziği repertuvarındaki eserlerin zenginliğinin temelinde Kerkük, Harput, Azerbeycan vd. şairlerin eserleri olduğu gibi bir de pek bilinmeyen ancak günümüz kaynak kişilerin ifadelerinden anlaşılarak ortaya çıkan saraydan sürgün edilen şairlerin Urfa’ya gönderilmesinde ortaya çıkmaktadır. İşte Kuloğlu Mustafa da bunlardan biridir.
“Şanlıurfa’daki müziğin gelişme sebeplerini araştırdığımızda bazı kaynak kişiler, Osmanlı döneminde saraydan sürgün edilen birçok musikişinasların Urfa’ya gönderildiğini, bu insanların yıllarca müzik birikimlerini yöre insanlarına aktardıklarını ifade etmişlerdir. İşte bunlardan biri de Kuloğlu Mustafa’dır.”1
“Kuloğlu, on yedinci yüzyılın ünlü asker ozanlarındandır. Hayatı üzerine tek sağlam bilgi, bugüne kadar, Dördüncü Murat’ın ölümü üzerine söylediği ağıttı. Biz, yeni bulduğumuz on bir şiiriyle, bu repertuvarı genişlettik.
Çağdaşı şairler tarafından şiirde “nâm ü nişanı belli”, türkü okumada “şakıyan bir şeyda bülbül”, siyasi konularda sözü geçen, Kuloğlu Mustafa yiğit, cesur, gözü pek ve yürekli bir Yeniçeri subayı olup, IV. Murad’a yakınlığı ile devlet yönetiminde siyasi görevler üstlenmiş, çok yönlü kişilik yapısına sahip bir asker şairdir.
Kuloğlu, Sultan Osman, Sultan Murat, Sultan İbrahim ve Sultan Mehmet’in padişahlık süreleri içinde uzaktan, yakından siyasal olaylara karışmıştır. İktidar değişmesi sonunda Cezayir’e sürülmüştür.
KULOĞLU SÜRÜLÜYOR
Üstüme uğrattı felek gücünü
Gayet zebun oldum bend-i kemandan
Nedir kabahatim, bilmem suçumu
Serim hâlas olmaz oldu dumandan
Ey gönül, serinden kaldır efkârı
Dilinle zikreyle pervardiğârı
Âlemde sağ olsun kişinin sırrı*
Nasip olan gelir Hint’ten, Yemen’den
Ansızın gelirse başına bir iş
Gördüğün düşleri ehline danış
Ey gönül, merdoğlu mertle konuş
Yüreğim korkmuştur benim yamandan
Ey Kuloğlu, bildir şöyle muradın
Ârifler katında söyle muradın
Nazlısıydın sen de Sultan Murad’ın
El çekmiş şimdi o dâr-ı fenadan
Kuloğlu Cezayir Övmesinde sürgün hayatında çektiği sıkıntıları dile getirirken Alevi-Bektaşi inanç erlerini de şöyle anar:
İçindedir Kırklar ile Erenler- Şehit olur sahrasında ölenler
Medhin söyler senin, varıp gelenler-Şahbaz yiğit ile doldu Cezayir”2
Bu dizelerde İslam’ın ilk görüşmelerinin gizli yapıldığı “Kırklar Meclisi” ile “Horasan Erenleri”ne atıfta bulunurken Kuloğlu sürgün hayatında çektiği zorlukları aşmak için yazdığı görülür.
“Ali’yi sen bize göndür-Kanber’i Düldül’e bindür.” Dizelerinde peygamberimiz Muhammet Mustafa’dan imdad diler.
Âşık Ömer’e göre, “Kuloğlu; “nam-u nişanı” belli bir âşık, Sunî’ye göre ise; “Kuloğlu şakıyan bir şeydâ idi.”
Kuloğlu’nun deyiş, nefes ve türkülerindeki temadan anladığımız kadarıyla saraydan sürgün Kuloğlu Mustafa: IV. Murad’ın (1623-1640’) Bağdat seferinde Urfa’ya gelerek, kaldığı süre içerisinde katıldığı bir Sıra Gecesi’nde ortaya çıkmaktadır.
“1980’li yıllardan beri Şanlıurfa folkloru ve müziğiyle ilgili birçok kaynak kişiyle görüştük. Yaşları 80-90 civarında olan bu kaynak kişilerin çoğu bilhassa müzik konusundan söz ederken, “Ben çocukken, babam beni sıraya götürürdü” veya “Birgün dedemin sırasına gittim” diye başladığı sözlerine sıra gecesindeki müzik meclisinden ve ustalarından bahsederdi. Yaşayan kişilerin ağzından bizzat dinlediğimize göre, 150-200 sene öncesinde sıra gecelerinin varlığına ulaşmaktayız: İşte bu konuda Şanlıurfa folklorunun kaynak kişisi Tenekeci Mahmut Güzelgöz’ün bize anlattığı Şanlıurfa’da bir müzik meclisinde geçen tarihi bir olay şöyledir: IV. Murat, Bağdat seferinden dönerken 10-12 gün kadar Urfa’da misafir kalır. Bu kaldığı süre içerisinde her gece Urfa’da çalan söyleyen çeşitli takımlar, padişahın kaldığı yere çağrılır, padişahın hoşça vakit geçirmesini sağlarlarmış. Yine o zamanda Kuloğlu Mustafa isminde bağlama çalıp söyleyen kendi başına buyruk, istediği yere gider, istemediğinde ise kesinlikle gitmeyen Urfalı bir sanatkâr varmış.
Kuloğlu Mustafa’nın saz çalımı, bestekârlığı ve sesi çok ünlüymüş Padişah da Kuloğlu Mustafa’nın ününü duymuş ve dinlemek üzere davet ettirmiş, fakat Kuloğlu Mustafa nedense canı gitmek istememiş ve davete gitmemiş. Padişahı ağırlamakta olan şehrin valisi ve diğer erkânı zor durumda kalmış. Hemen iki kılıçlı zaptiyeyi göndermiş ve zorla Kuloğlu Mustafa’yı padişahın huzuruna çıkarmış. Kuloğlu Mustafa zorla ve kılıç gölgesinde gelmenin verdiği duygu ile padişaha mahur makamına yakın, maya ile başlayan “Bülbül güle kon dikene konma” adlı türküyü okumuş. Padişah hiç duymadığı bu türkünün makamını sorduğunda Kuloğlu Mustafa da bu makamın ismini Kılıçlı Makamıdır diye cevap vermiş. İşte Kuloğlu Mustafa’nın, o anda icat ettiği makam bugüne kadar “Kılıçlı Makamı” olarak bilinir ve bu türkü de Şanlıurfa’da sevilerek söylenir.”3.
“Kuloğlu’nun “talip oldur derde derman buluna” deyiş-nefes bu şairin Alevi-Bektaşi olduğuna delalet eder.
“İşit âvazımı, ben de varayım
Uçup gitme, bunda konadur, bülbül
Senin hûp nefesin kalbim evinde
Vücudum şehrini donadur, bülbül
Konarsan güle kon, dikene konma
Eski düşmanların dost olur sanma
Açıp o göğsünü hâra dayanma
Rakiplerin kasdı canadır, bülbül
Sultan oldur, rahm eyleye kuluna
Tâlip oldur, derde derman buluna
Benlik edip konma gülün dalına
Hârı var, pençeni kanadır, bülbül
Kuloğlu, dem-be-dem dolular içer
Kişi sevdiğine dibâlar biçer
Bu dünya fanidir, tez gelir geçer
Buyl bahçenin sonu fenadır, bülbül”4
Bu eser beş kıta olup, Urfa’da sadece bir dörtlüğü merhum Mahmut Güzelgöz tarafından okunmuştur.
*****
1- Abuzer Akbıyık-Salih Turhan-Sabri Kürkçüoğlu-Osman Güzelgöz-Kubilay Dökmetaş, “Şanlıurfa Halk Müziği” Şanlıurfa Valiliği Kültür Yayınları, Ankara, 1999, s.23
2-Cahit Öztelli, “Köroğlu Dadaloğlu Kuloğlu”, Özgür Yayın Dağıtım, İstanbul, 1984, s.273-275-283; (Bkz. Aşir Kayabaşı, “Köroğlu Esemoğlu Kuloğlu”, s.107); *Kişinin Sırrı; sırdaş anlamında kullanılmış, ancak burada asıl söylenmek istenen “Ali Sırrı”dır. İsmail Özmen, bu konuda üç tane Kul Mustafa’dan söz eder: “Ad benzerliğine karşın Kayıkçı Kul Mustafa ve Kayıkçılar Mustafası’ndan ayrı bir kişidir. 18. yy. da yaşamış Çorumlu Kul Mustafa’da olabilir” der. (İsmail Özmen, “Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi”, Cilt:3, s.135); Ancak, tarihi olaylarla örtüşen tespitlere göre, şairin bir dönem “kul” bir dönem de babasının asker olmasından ötürü “kuloğlu” mahlasını kullandığı söylenebilir. Burada aslolan tarihsel gerçek, Urfa’da IV. Murad’ın müzik meclisine katılan sürgün Kuloğlu Mustafa’dır. Teslim Abdal’a “kul” mahlası ile yazdığı “Dördümüzü bir araya sürdüler- İriş Teslim Abdal, gel imdad eyle” dizeleri de onun bir Alevi-Bektaşi şairi olduğunu ortaya kor.
3- Abuzer Akbıyık, “Şanlıurfa Sıra Gecesi”, Elif Matbaası, Şanlıurfa, 2006, s.51
4- Cahit Öztelli, “Köroğlu Dadaloğlu Kuloğlu”, Özgür Yayın Dağıtım, İstanbul,1984, s.321; * Alevilikte, dolu yarı yarıya kutsal özelliklere sahiptir. Bu nedenle, doluya, “Hak Dolusu, Ali Dolusu, Hünkâr Hacı Bektaş Velî Dolusu…” gibi adlar verilmiştir.” (Rıza Zelyut, “Öz Kaynaklarına Göre Alevilik”, Acar Matbaa, İstanbul, 1990, s.81); * Geniş bilgi için bkz: Aşir Kayabaşı, “Urfalı Alevi-Bektaşi Şairleri”, Elif Matbaası, Şanlıurfa, 2022, s.50; * Talip; Alevi-Bektaşi yolunda aşk ve muhabbetle yürüyenlere verilen ad. Har; gülün dikeni. Benlik; büyüklenmek, böbürlenmek.