Şanlıurfa’da basın ve yayın hayatına yeni bir sayfa açarak kültür hazinemize katkıda bulunmayı ve ilimizin sorunlarına dikkat çekmeyi amaç edinen, deyim yerinde ise Urfa’nın ilk ve son şair gazetecilerinden biri olan Naci İpek’in yaşımıza koşut deneyiminin birikimi ile kültür alanımıza sunduğu “Halkın Sesi” adlı gazete, doğanın canlanış gününde bahar tazeliğinde yayınına başladı. Bu vesileyle bu fidanın dallanıp budaklanarak çiçek açması Urfa’nın, Urfalının sorunlarına çözüm önerileri getirmesi ve haklarının korunmasına da şemsiye olması dileğiyle, bu yeni gazetemize yayın hayatında başarılar dileriz.
Bu taptaze gazetenin yayın ilkelerinin düşünsel altyapısında, basınımızın duayeni Naci İpek’in kişisel özelliklerinden şairlik yönü ile de Türk tasavvuf Şairi Yunus Emre’nin Akıl-Gönül-Ten birlikteliğinin özümsenmiş izlerini görüp seçebilmek mümkün olacak sanırım. Yani bir başka ifade ile deyim yerinde ise Urfa’nın, Urfalının sorunlarına gerçekçi ve bilimsel yaklaşılarak, sorunların gündeme taşınmasında ve çözüm önerileri sunulmasında, günü birlik afaki sözlerden ziyade yol gösterici olunup, bir şair duyarlılığı ile sorunların kendi sorunlarımız olduğu duyumsanarak kamuoyuna duyurulacağını ümit ediyoruz.
Burada asıl amacın yukarıda değinildiği gibi insanların düşünmeye zorlanması ve kendi sorunlarını kendilerinin çözümlemelerinde öngörü kazanmaları ile aktivitelerini harekete geçirmelerinde yatmaktadır.
Bunda da “Halkın Sesi” gazetesi şiirsel duyumsanma ve duygulanım ile gönüllere hitap ederek, sorun sahiplerinin ve bu sorunun çözüme kavuşturulmasında, çare bulunması konumunda olanların harekete geçirilmelerinde güdüleyici olmasının, daha etkili olacağını tahmin etmekle, sorunların çözümünde dört dörtük sonuç almak mümkün olmasa da üçte ikilik sonuç alınacağını tahmin ediyoruz. Çünkü bu üçte ikilik birikim bu gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Naci İpek’in sözümüzün başında değindiğimiz üzere onun kişilik yapısının Şairlik yönü ve Urfa’nın ilk gazetecilerinden olmakla 50 yıllık gazetecilik serüveninin doğal sonucu olarak ortaya çıkaracağı ve Urfa insanının yaralarına parmak basarak merhem olacağı ümit ve beklentisi içerisindeyiz.
Bu vesile ile onun “Başka Urfa Yok” köşesini biz okumadan geçemeyeceğiz ve öyle inanıyoruz ki okurlar da bu köşedeki yazılarda düşünsel inceliği ve şair duygusallığını sezinleyecek, akıl süzgecinden geçirilmiş düşünceleri, bir de gönülden gönüle süzülen damlalar gibi yudum yudum tadacak ve gönül erdeminin zevkine varacaklardır.
Ne dersiniz “Başka Urfa Var mı?”
Aşir KAYABAŞI