Osman GEREM
Köşe Yazarı
Osman GEREM
 

TOPLU YAŞAMANIN BEDELİ

İnsan sosyal bir varlıktır, tek başına yaşayamaz. Bundan dolayı da insanlar için toplu yaşamak bir zarurirettir. İşte bu birlikte yaşama, hayatını sürdürme mecburiyeti insana bazı görevler ve sorumluluklar yükler. Muaşeret; insanlarla geçinmek, yapıcı ve yararlı münasebetler kurmak, aile ve toplum içindeki ilişkileri en güzel şekilde sürdürmektir. Yine, toplumun devamı için gerekli huzur ve barışa, her türlü hizmet ve hayra yardımcı olma ahlakı ve alışkanlığıdır. Bunu bütün incelik ve güzellikleriyle öğrenip uygulamaya "hüsnü muaşeret" diyoruz. Hüsnü muaşeret ve iyi münasebetin bilgi ve kurallarını öğrenmek, istinasız olarak, her yer ve zamanda tatbik etmek en kutsal görevlerimizden ve de insanlığımızın gereklerindendir. Nezaket ve muaşeret; olgun ahlaklılık ve üstün edeplilik demektir. Bunların bilgisi ise insanoğlunu hayata hazırlayan, onun olgunlaşmasına (kemaline) hizmet eden, onun için saadet ve şerefin gerçek vesilesi, mes'ut ve başarılı bir hayatın altın kapısıdır. İnsanları kazanan herşeyi kazanır. İnsanlar ise ihsanın kölesi, iltifatın esiridir. En büyük ihsan hüsnü muaşeret , en geçerli iltifat edep ve nezaketiyle kişiye insanlığın hazzını duyurabilmektir. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İyiliklerin en üstünü, kişinin beraber oturup kalktığı kimselere karşı kerim olmasıdır." "Allah'a imandan sonra yapılacak işlerin en faziletlisi, kişinin insanlara sevgi beslemesidir." Sevginin, saygının olmadığı yerde, hizmet, ferağat ve hüsnü muaşeret de söz konusu olamaz. Bencillik, egoistlik, çıkarcılık, kabalık devreye girer. Bu çok yanlış bir davranıştır. Birlikte bulunmanın bir kısım sorumlulukları vardır. Alicenap olmak, cömert davranmak, iyi muamele de ve ikramda bulunmak, sevinç ve üzüntüleri paylaşmak, fedakarane davranışlar içerisinde bulunmak insanlık gereğidir. Böyle hareket, arkadaşlık ve dostluk bağlarını kuvvetlendirir. Aksi şeyler ise insanları üzer, eziyet verir. Rasül-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Bir müslümana eziyet bana eziyet vermiş demektir; bana eziyet veren de Allah'a eziyet vermiş demektir. İnsanlara ezanın en belirgin yolu ise; kabalık ve nezaketsizlik değil midir? İnceliklere dikkat, akıllı insanın hüneridir. "Bu denli inceliklere aldırma adam! diyen davayı kaybetmiştir. İşte laübaliliğin batağına giren tek köprü bu… İncecik sigorta telini yerine takmayan kimsenin koskoca köşkü zindan olmaz mı?" İnsani ve ahlaki erdemlerimizden biri de alçak gönüllü olmaktır. Tevazu, başta Peygamberimiz olmak üzere, Allah'ın bütün seçkin kullarının ayrılmaz vasfı olmuştur. Müslüman da bu yüksek ahlaki erdemi üzerinde taşımalıdır. Alçak gönüllülüğün zıttı olan kibir; manevi ve ruhi bir arızadır; şeytani kötü bir huydur. Bu huy sahibine hiçbirşey kazandırmadığı gibi pek çok şey kaybettirir. Peygamber efendimiz herkese karşı tevazu kanadını germiş, insanlar arasında ayrım yapmamış herkesi tarağın dişleri gibi müsavi görmüştür. Müslüman da üstünlüğün kendini büyük görmekte değil Allah'a teslimiyet ve tevazuda olduğunu bilmelidir. "Pegamberimiz bir kimse Müslüman kardeşine alçak gönüllü davranırsa Allah o kimsenin şerefini yükseltir. Kim de Müslüman kardeşine kibirlenerek büyüklük taslarsa Allah'ta onu alçaltır." buyurur. Şu halde tevazulu ve alçak gönüllü olmak insanın değerini yükselttiği gibi kibir de insanlar nazarındaki itibarını yok eder. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de, "Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüneni sevmez." buyurarak bizleri uyarmaktadır. Bir hadiste de "Şüphesiz Allah-u Teala bana sizin alçak gönüllü olmanızı vahyetti. Hiçbir kimse diğerine karşı öğünmesin ve hiç kimse diğerine zulüm ve tevaccüh etmesin." buyrulmuştur.
Ekleme Tarihi: 19 Şubat 2016 - Cuma

TOPLU YAŞAMANIN BEDELİ

İnsan sosyal bir varlıktır, tek başına yaşayamaz. Bundan dolayı da insanlar için toplu yaşamak bir zarurirettir. İşte bu birlikte yaşama, hayatını sürdürme mecburiyeti insana bazı görevler ve sorumluluklar yükler.

Muaşeret; insanlarla geçinmek, yapıcı ve yararlı münasebetler kurmak, aile ve toplum içindeki ilişkileri en güzel şekilde sürdürmektir.

Yine, toplumun devamı için gerekli huzur ve barışa, her türlü hizmet ve hayra yardımcı olma ahlakı ve alışkanlığıdır. Bunu bütün incelik ve güzellikleriyle öğrenip uygulamaya "hüsnü muaşeret" diyoruz.

Hüsnü muaşeret ve iyi münasebetin bilgi ve kurallarını öğrenmek, istinasız olarak, her yer ve zamanda tatbik etmek en kutsal görevlerimizden ve de insanlığımızın gereklerindendir.

Nezaket ve muaşeret; olgun ahlaklılık ve üstün edeplilik demektir. Bunların bilgisi ise insanoğlunu hayata hazırlayan, onun olgunlaşmasına (kemaline) hizmet eden, onun için saadet ve şerefin gerçek vesilesi, mes'ut ve başarılı bir hayatın altın kapısıdır.

İnsanları kazanan herşeyi kazanır. İnsanlar ise ihsanın kölesi, iltifatın esiridir. En büyük ihsan hüsnü muaşeret , en geçerli iltifat edep ve nezaketiyle kişiye insanlığın hazzını duyurabilmektir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İyiliklerin en üstünü, kişinin beraber oturup kalktığı kimselere karşı kerim olmasıdır."

"Allah'a imandan sonra yapılacak işlerin en faziletlisi, kişinin insanlara sevgi beslemesidir."

Sevginin, saygının olmadığı yerde, hizmet, ferağat ve hüsnü muaşeret de söz konusu olamaz. Bencillik, egoistlik, çıkarcılık, kabalık devreye girer. Bu çok yanlış bir davranıştır. Birlikte bulunmanın bir kısım sorumlulukları vardır.

Alicenap olmak, cömert davranmak, iyi muamele de ve ikramda bulunmak, sevinç ve üzüntüleri paylaşmak, fedakarane davranışlar içerisinde bulunmak insanlık gereğidir. Böyle hareket, arkadaşlık ve dostluk bağlarını kuvvetlendirir.

Aksi şeyler ise insanları üzer, eziyet verir. Rasül-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Bir müslümana eziyet bana eziyet vermiş demektir; bana eziyet veren de Allah'a eziyet vermiş demektir.

İnsanlara ezanın en belirgin yolu ise; kabalık ve nezaketsizlik değil midir? İnceliklere dikkat, akıllı insanın hüneridir. "Bu denli inceliklere aldırma adam! diyen davayı kaybetmiştir. İşte laübaliliğin batağına giren tek köprü bu… İncecik sigorta telini yerine takmayan kimsenin koskoca köşkü zindan olmaz mı?"

İnsani ve ahlaki erdemlerimizden biri de alçak gönüllü olmaktır. Tevazu, başta Peygamberimiz olmak üzere, Allah'ın bütün seçkin kullarının ayrılmaz vasfı olmuştur.

Müslüman da bu yüksek ahlaki erdemi üzerinde taşımalıdır. Alçak gönüllülüğün zıttı olan kibir; manevi ve ruhi bir arızadır; şeytani kötü bir huydur.

Bu huy sahibine hiçbirşey kazandırmadığı gibi pek çok şey kaybettirir. Peygamber efendimiz herkese karşı tevazu kanadını germiş, insanlar arasında ayrım yapmamış herkesi tarağın dişleri gibi müsavi görmüştür.

Müslüman da üstünlüğün kendini büyük görmekte değil Allah'a teslimiyet ve tevazuda olduğunu bilmelidir. "Pegamberimiz bir kimse Müslüman kardeşine alçak gönüllü davranırsa Allah o kimsenin şerefini yükseltir.

Kim de Müslüman kardeşine kibirlenerek büyüklük taslarsa Allah'ta onu alçaltır." buyurur.

Şu halde tevazulu ve alçak gönüllü olmak insanın değerini yükselttiği gibi kibir de insanlar nazarındaki itibarını yok eder.

Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de, "Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüneni sevmez." buyurarak bizleri uyarmaktadır.

Bir hadiste de "Şüphesiz Allah-u Teala bana sizin alçak gönüllü olmanızı vahyetti.

Hiçbir kimse diğerine karşı öğünmesin ve hiç kimse diğerine zulüm ve tevaccüh etmesin." buyrulmuştur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.