Osman GEREM
Köşe Yazarı
Osman GEREM
 

DEĞİŞİM RÜZGÂRI...

İnsanlık korkunç bir değişim rüzgarına kapılmış gidiyor. Her gün bir başka yenilikle gözlerini açmak, yeni heyecanlar duymak kişilerin vazgeçilmez tutkusu haline geldi. Teknolojiden yararlanmak yerine adeta putlaştırıldı. Lüks evler, lüks arabalar, modern ev aletleri, beyaz eşyalar, bilgisayarlar vs. bütün bunların her gün bir yenisi istenir hale gelindi. Bu vazgeçilmez tutku, hırsı beraberinde getirdiği için, büyük bir hırsla kazanma ve tüketme savaşçısı oldu insanlık. Sohbetlerin temelini yenilikler ve alınan yeni eşyalar, yani dünya metaı oluşturdu. Herkes birbirine almış olduğu son teknolojik aletinin kullanım şeklinden, rahatlığından saatler süren bir anlatıma girişiyor. İnsanların önüne sürülen alternatifler her gün değişiyor, gelişiyor. Bu değişim rüzgarına kapılan insanlık ise gazel yaprağı gibi yolun bir tarafından bir tarafına  savrulup gidiyor. Radyo ve televizyonlar da her gün bir başka heyecan icat ederek insanları oyalama yarışındalar. Bu yarışa gazete ve dergiler ise promosyonlarla iştirak etmeye çalışıyorlar. Televizyon veya radyoda hangi kanalı açarsanız açın "SAKIN BİZDEN AYRILMAYIN" anonsu ile karşılaşıyorsunuz. İnsanlık anlık heyecanlarla avutulmaya, uyutulmaya çalışılıyor. Bakıyoruz da hangi fikirden olursa olsun pek çoğu bu girdabın içine kapılmış durumda. Çünkü; girdabı uzaktan seyretmekte olanlar durumdan memnun olmadıklarını aktarmaya kendi camiasını uyarmaya çalışıyor. "Eskiden" deyip başlayan yazılar ve sohbetler bu serzenişleri içeriyor. Peki Müslümanlar. Bunlar kurulmuş bu oyunun neresindeler? Görünen o ki, pek de uzak sayılmazlar. TV kanallarımız, gazetelerimiz, dergilerimiz, radyolarımız pek azı müstesna değişim rüzgarında savrulmuş durumdalar. Artık fikirlerini benimsemediğimiz yaptıklarının örf-adet ve din-imanla bağdaşmaz dediğimiz yayınları, yazıları, kelamları kuralları rahatlıkla yapabiliyorlar. Yani fark kalmadı. Ruhsatlar nefislerden gelen dürtülerle genişletildi. Dün kaşların çatıldığı işlere bugün tebessüm ile bakılır oldu. Görünen o ki, her alanda insanlık güzel fikirlerini, sanatını, ahlakını, gidişatını değişime kurban etti. Ölüm pahasına verdiği sözde duranlar, başkalarının rahatını kendi rahatına tercih edenler, fazilet sahibi kimseler, Mevlana'nın, Tolstoy'un vb. hikayelerinde kaldı. Şimdi işi kitabına nasıl uydurduğunu, insanları nasıl kandırdığını, nasıl dolandırdığını anlatan hikayeler revaçta. Bir bu korkunç girdabı, insanlık ayıbını cahiliye devrinde görüyoruz. Ve yeryüzünü aydınlatan nübüvvet güneşiyle de insanlığın durdurulduğunu, sakinleşerek fıtrata yöneldiğini. Nübüvvet pınarından hakkıyla yararlanamamış olan çöl bedevileri Allah Resülü @ e gelerek Müslüman olduklarını söylediklerinde kuran onlara şu cevabı varmıştı. "Bedeviler inandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama "İslam olduk" deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi." Gerçekten hüsnü kabul görenlerin sıfatları ise şu şekilde sıralanıyordu. "Mü'minler ancak Allah'a ve Rasülüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular ancak onlardır." İnandım dediği halde inancının gereğini yapmayanlar bunun hesabını verirken; dünya hayatında diğer insanların gidişatına uyduk diyemeyecekleri malumdur. İslam'ın helal dairesinde pek çok şeyden faydalanarak yaşamak, çalışmak da mümkündür. Bilhassa topluma liderlik misyonunu üstlenmiş kurum ve kuruluşlar veya kişiler, toplumun İslami ahlaktan kaymalarına vesile olacak hareketlerinden hesap vereceklerdir. Çünkü bir yerde bir kötülüğün öncüsü olmak, ondan sonra bu kötülüğü işleyenlerin vebali kadarını kendisi için üstlenmiş durumdadırlar.
Ekleme Tarihi: 16 Şubat 2017 - Perşembe

DEĞİŞİM RÜZGÂRI...

İnsanlık korkunç bir değişim rüzgarına kapılmış gidiyor. Her gün bir başka yenilikle gözlerini açmak, yeni heyecanlar duymak kişilerin vazgeçilmez tutkusu haline geldi. Teknolojiden yararlanmak yerine adeta putlaştırıldı. Lüks evler, lüks arabalar, modern ev aletleri, beyaz eşyalar, bilgisayarlar vs. bütün bunların her gün bir yenisi istenir hale gelindi. Bu vazgeçilmez tutku, hırsı beraberinde getirdiği için, büyük bir hırsla kazanma ve tüketme savaşçısı oldu insanlık.

Sohbetlerin temelini yenilikler ve alınan yeni eşyalar, yani dünya metaı oluşturdu. Herkes birbirine almış olduğu son teknolojik aletinin kullanım şeklinden, rahatlığından saatler süren bir anlatıma girişiyor. İnsanların önüne sürülen alternatifler her gün değişiyor, gelişiyor. Bu değişim rüzgarına kapılan insanlık ise gazel yaprağı gibi yolun bir tarafından bir tarafına  savrulup gidiyor.

Radyo ve televizyonlar da her gün bir başka heyecan icat ederek insanları oyalama yarışındalar. Bu yarışa gazete ve dergiler ise promosyonlarla iştirak etmeye çalışıyorlar. Televizyon veya radyoda hangi kanalı açarsanız açın "SAKIN BİZDEN AYRILMAYIN" anonsu ile karşılaşıyorsunuz. İnsanlık anlık heyecanlarla avutulmaya, uyutulmaya çalışılıyor.

Bakıyoruz da hangi fikirden olursa olsun pek çoğu bu girdabın içine kapılmış durumda. Çünkü; girdabı uzaktan seyretmekte olanlar durumdan memnun olmadıklarını aktarmaya kendi camiasını uyarmaya çalışıyor. "Eskiden" deyip başlayan yazılar ve sohbetler bu serzenişleri içeriyor.

Peki Müslümanlar. Bunlar kurulmuş bu oyunun neresindeler? Görünen o ki, pek de uzak sayılmazlar. TV kanallarımız, gazetelerimiz, dergilerimiz, radyolarımız pek azı müstesna değişim rüzgarında savrulmuş durumdalar. Artık fikirlerini benimsemediğimiz yaptıklarının örf-adet ve din-imanla bağdaşmaz dediğimiz yayınları, yazıları, kelamları kuralları rahatlıkla yapabiliyorlar. Yani fark kalmadı. Ruhsatlar nefislerden gelen dürtülerle genişletildi. Dün kaşların çatıldığı işlere bugün tebessüm ile bakılır oldu. Görünen o ki, her alanda insanlık güzel fikirlerini, sanatını, ahlakını, gidişatını değişime kurban etti.

Ölüm pahasına verdiği sözde duranlar, başkalarının rahatını kendi rahatına tercih edenler, fazilet sahibi kimseler, Mevlana'nın, Tolstoy'un vb. hikayelerinde kaldı. Şimdi işi kitabına nasıl uydurduğunu, insanları nasıl kandırdığını, nasıl dolandırdığını anlatan hikayeler revaçta.

Bir bu korkunç girdabı, insanlık ayıbını cahiliye devrinde görüyoruz. Ve yeryüzünü aydınlatan nübüvvet güneşiyle de insanlığın durdurulduğunu, sakinleşerek fıtrata yöneldiğini. Nübüvvet pınarından hakkıyla yararlanamamış olan çöl bedevileri Allah Resülü @ e gelerek Müslüman olduklarını söylediklerinde kuran onlara şu cevabı varmıştı.

"Bedeviler inandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama "İslam olduk" deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi." Gerçekten hüsnü kabul görenlerin sıfatları ise şu şekilde sıralanıyordu.

"Mü'minler ancak Allah'a ve Rasülüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular ancak onlardır."

İnandım dediği halde inancının gereğini yapmayanlar bunun hesabını verirken; dünya hayatında diğer insanların gidişatına uyduk diyemeyecekleri malumdur. İslam'ın helal dairesinde pek çok şeyden faydalanarak yaşamak, çalışmak da mümkündür. Bilhassa topluma liderlik misyonunu üstlenmiş kurum ve kuruluşlar veya kişiler, toplumun İslami ahlaktan kaymalarına vesile olacak hareketlerinden hesap vereceklerdir. Çünkü bir yerde bir kötülüğün öncüsü olmak, ondan sonra bu kötülüğü işleyenlerin vebali kadarını kendisi için üstlenmiş durumdadırlar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.