Halil DOĞAN
Köşe Yazarı
Halil DOĞAN
 

YARALI GÜNEŞİN ÜLKESİNDE-4

Bu topraklara yeminli gibiydi ama o, zorunlu olarak yine gelmişti…  Belki de hiç böyle bir durumu hayal bile edememişti, yine aynı kaderi yaşayacağını son iki yılda gördüğü şiddetli Suriye iç savaşı ona tekrar geçmişi yaşayacağını hatırlatmıştı.  Bu kadar acımasız bir coğrafyanın içinde yaşamak, onu çok yormuş ve artık hayatının son günleri dercesine bedeni dayanamamış, hasta düşmüştü. Yine de yaşadıklarını anlatacaktı, çünkü “anlatmak yarınları uyarmaktır, uyuyan beyinleri uyandırmak gerekir” böyle düşünüyordu Bêkes.  O kadar hayattan çok çekmişti ki, ellerine baktığında ellerin içi nasır tutmuş ama yine de pes etmemiş ve seksen beş yaşına gelmiş olması onu yıldırmamış, hep mücadele vermiş, hep direnmişti; Diyari Rumlara, Araplara ve acemlere...  Ömrü her zaman direnç dolu, iman ve inanç doluydu. Tabi Dersim'de ayrıldığı köy ve ailesinin yaşam tarzı ile Rojava yaşam tarzı birçok yönden benzerlik taşımakta ama yine de arada kültürel ve siyasi olarak büyük uçurumlarda vardı, bunu o da çok iyi biliyordu…  Arap kültürünün baskın olduğu bir coğrafya ile Kürt kültür ve ananeleri bir birinden ayrı iki kültür onun için, tek ortak noktalar ekonomik ve kullanılan yazının Arap alfabesi olmuştu.  Arap alfabesini kendi olanakları ile öğrenmiş ve onun olmayan bir ülkede yılarca o dilde kitaplarını ve dilini konuşmuştu.  Böyle bir yaşantının içine girmiş olan Bêkes; yıların yorgunluğu içinde kaybolup gitmiş olmak onun bedeninde yaralar açmıştı.  Koptuğu topraklarda varlıklı bir ailenin çocuğuyken, birden bire her şeylerini; Dersim katliamından kaybeden biri olmuş ve gittiği yerde Bêkes diye tanınacaktı.  İşte bu düşünceler içinde, güneye yüzünü dönerek, öğleye gelen güneşe yüzünü dönerek hayatını anlatıyordu:  "Hayatımda, doğduğum topraklara bir gün dönerim diye dualar ediyordum. Ama dönüşümün böyle olmasını da doğrusu hiç beklemiyordum." Kobanê'den, Pîrsus’a geçişi ilk oluyordu. Güneyden, kuzeye doğru can havliyle, başkaları tarafından çizilen sınırlara ulaşmak için yaşlı bedenini zorlayarak koşmak istedi ama ancak zor yürüyebiliyordu.  Bir tarafta üstlerine doğru düşen havan topları, öteki tarafta acımasız bir düşman ve geriye dönüp baktığında ardına ve peşinde gelen on binlerce kişi çocuk, kadın, yaşlı ve genç insanlar vardı, bunu daha önce yaşamıştı.  Tüm halkın istediği, Kobanê kentinden bir an önce uzaklaşmak ve en azında ailesi ile beli bir süre güvende yaşamaktı, buna o da dâhildi.  Hızlı hızlı yürüyerek tel örgüleri aşıp, kurtulmak istedi, ancak onun gibi on binlerce kişi vardı.  Düne kadar mayın döşenmiş olan sınır hattını geçmek ölüm demekti, bunu o da biliyordu. Ama işte bir yandan ölüm korkusu, öteki tarafta namus ve şerefinin azılı IŞİD'in eline düşmemekti.  Ardına baktığında, kentin tamamı peşinde geliyordu, bu nasıl bir zamandı, bu nasıl bir coğrafyaydı, ölüm meleği peşindeydi. Koca kentte sadece Kürt gençleri ve savaşçıları kalmıştı, onlar da var gücüyle direniyordu. Devam edecektir.
Ekleme Tarihi: 07 Ocak 2023 - Cumartesi

YARALI GÜNEŞİN ÜLKESİNDE-4

Bu topraklara yeminli gibiydi ama o, zorunlu olarak yine gelmişti… 
Belki de hiç böyle bir durumu hayal bile edememişti, yine aynı kaderi yaşayacağını son iki yılda gördüğü şiddetli Suriye iç savaşı ona tekrar geçmişi yaşayacağını hatırlatmıştı. 
Bu kadar acımasız bir coğrafyanın içinde yaşamak, onu çok yormuş ve artık hayatının son günleri dercesine bedeni dayanamamış, hasta düşmüştü. Yine de yaşadıklarını anlatacaktı, çünkü “anlatmak yarınları uyarmaktır, uyuyan beyinleri uyandırmak gerekir” böyle düşünüyordu Bêkes. 
O kadar hayattan çok çekmişti ki, ellerine baktığında ellerin içi nasır tutmuş ama yine de pes etmemiş ve seksen beş yaşına gelmiş olması onu yıldırmamış, hep mücadele vermiş, hep direnmişti; Diyari Rumlara, Araplara ve acemlere... 
Ömrü her zaman direnç dolu, iman ve inanç doluydu. Tabi Dersim'de ayrıldığı köy ve ailesinin yaşam tarzı ile Rojava yaşam tarzı birçok yönden benzerlik taşımakta ama yine de arada kültürel ve siyasi olarak büyük uçurumlarda vardı, bunu o da çok iyi biliyordu… 
Arap kültürünün baskın olduğu bir coğrafya ile Kürt kültür ve ananeleri bir birinden ayrı iki kültür onun için, tek ortak noktalar ekonomik ve kullanılan yazının Arap alfabesi olmuştu. 
Arap alfabesini kendi olanakları ile öğrenmiş ve onun olmayan bir ülkede yılarca o dilde kitaplarını ve dilini konuşmuştu. 
Böyle bir yaşantının içine girmiş olan Bêkes; yıların yorgunluğu içinde kaybolup gitmiş olmak onun bedeninde yaralar açmıştı. 
Koptuğu topraklarda varlıklı bir ailenin çocuğuyken, birden bire her şeylerini; Dersim katliamından kaybeden biri olmuş ve gittiği yerde Bêkes diye tanınacaktı. 
İşte bu düşünceler içinde, güneye yüzünü dönerek, öğleye gelen güneşe yüzünü dönerek hayatını anlatıyordu: 
"Hayatımda, doğduğum topraklara bir gün dönerim diye dualar ediyordum. Ama dönüşümün böyle olmasını da doğrusu hiç beklemiyordum." Kobanê'den, Pîrsus’a geçişi ilk oluyordu. Güneyden, kuzeye doğru can havliyle, başkaları tarafından çizilen sınırlara ulaşmak için yaşlı bedenini zorlayarak koşmak istedi ama ancak zor yürüyebiliyordu. 
Bir tarafta üstlerine doğru düşen havan topları, öteki tarafta acımasız bir düşman ve geriye dönüp baktığında ardına ve peşinde gelen on binlerce kişi çocuk, kadın, yaşlı ve genç insanlar vardı, bunu daha önce yaşamıştı. 
Tüm halkın istediği, Kobanê kentinden bir an önce uzaklaşmak ve en azında ailesi ile beli bir süre güvende yaşamaktı, buna o da dâhildi. 
Hızlı hızlı yürüyerek tel örgüleri aşıp, kurtulmak istedi, ancak onun gibi on binlerce kişi vardı. 
Düne kadar mayın döşenmiş olan sınır hattını geçmek ölüm demekti, bunu o da biliyordu. Ama işte bir yandan ölüm korkusu, öteki tarafta namus ve şerefinin azılı IŞİD'in eline düşmemekti. 
Ardına baktığında, kentin tamamı peşinde geliyordu, bu nasıl bir zamandı, bu nasıl bir coğrafyaydı, ölüm meleği peşindeydi. Koca kentte sadece Kürt gençleri ve savaşçıları kalmıştı, onlar da var gücüyle direniyordu. Devam edecektir.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.