Yakup CANBEYLİ
Köşe Yazarı
Yakup CANBEYLİ
 

BİR SEPET İNCİRE, KIZ KURAN KURSU

Anadolu’nu ucra köşelerinden biri olan güzel mi güzel, Şirin mi Şirin bir ilçede Müftü olarak atanan güzel bir âlimin yaşadıkları. Anadolu’nun şirin mi şirin güzel mi güzel bir ilçede müftü idim. Bu ilçede ilk haftamın, ilk hafta sonu yaşadığımı sizlerle paylaşmak isterim. İlk hafta sonunun ilk günü olan Cumartesi idi. Kazâ'nın (İlçe) pazarı da o gün kurulur. Hafta sonu Devlet daireleri “Kurumları” kapalı. Evde oturacağıma Müftülüğe gideyim dedim. Kuruma “Daireye, Müftülüğe” vardım, bir çay demledim, camdan dışarı bakıyorum. Bahsettiğim Pazaryeri, İlçe Müftülüğünün biraz ilerisinde kurulur. Kimi almaya, kimi satmaya, herkes pazara geliyor. Çokta kalabalık! Müftülüğün karşısında bir bakkal var. Ben camdan ilçenin Cumartesi günlerine mahsus bu hareketli vaziyetini seyrederken; lüks bir otomobil gelip, bakkalın önüne park etti. Bakkal; "Beyefendi dükkânın önüne park etme başka yere çek arabanı!" diye hışımla bağırarak dışarı çıktı... Kendi kendine de, Zaten bu gün pazarın kurulduğu gün, bakkala gelen yok, giden yok, birde sen engelleme diye mırıldanırken, adamcağız iyice asabileşti. Arabanın sahibi de haklı olarak; "Yahu burada park yasağı mı var? Niye park etmiyormuşum?" diye çıkıştı. Baktım gereksiz bir münakaşa çıkacak. Hemen aşağı indim, arabanın sahibine; "Beyefendi, bugün ilçenin pazarı var. Bakkal; Belki satış yaparım’ diye dükkânın önü kapansın istemiyor. Burada arabana zarar gelmesin. Müftülüğün bahçesi müsait park edecek yer var. Ben kapısını açayım, arabanı oraya park edebilirsin." dedim. "Olur…" dedi. Arabayı park ettikten sonra; "Beyefendi müsaitseniz Yukarıda çay demledim, tek başıma içiyorum, istersen buyur birlikte içelim" dedim. "Olur, içelim." dedi. Teşekkür etti. Yukarı Müftülüğe çıktık... Bir yandan çaylarımızı içiyor, bir yandan tanışıyor, konuşuyorduk. O sırada müftülüğün kapısı açıldı. İçeriye elleri titreyen yaşlı bir hanımefendi girdi. Elinde içerisine incir doldurduğu küçük bir sepet ile "Oğlum, müftülüğün kapısını açık gördüm de içeri girdim. Kusura bakmayın. Ben bu incirleri bizim bahçeden topladım. Pazara satmaya götürüyorum. Parasını da size getireceğim, İlçemizde Kız Kur’ân Kursu yoktur, bizim zamanımızda da yasaktı biz cahil kaldık, çocuklarımızın, torunlarımızın okuması için bir kız Kur’ân Kursu yaptırırsınız diye…" Küçük bir sepet içinde incir… 2 veya 3 kilo ya gelir, ya gelmez. Kur’ân kursu yaptırmak için onu pazarda satacak parasını hayır olarak müftülüğe getirip verecek… Duygulandırıcı bir samimiyet, niyet ve arzu… Ben dondum kaldım. Misafirim de belli ki duygulandı. Hanımefendiye dedi ki; "Anne sen bu incirleri kaç liraya satıyorsun." Kadıncağızda mütevekkil şekilde; "Ne verirseniz yavrum?" dedi. Adam da coştu; "Peki, bir Kur’ân kursu yaptırma karşılığında bu incirleri bana satar mısın?"   Yâ RABB'Î!.. Küçücük bir sepet içindeki bir kaç kilo incir ile bir Kur’ân kursu. "Adam bu güzel niyeti gerçekleştirmek için harekete geçti. O kadıncağızın arzusu gerçek oldu.” Tanımadığımız, ilçemize ilk defa gelen şahıs üst kısım cami alt kısımda tam teferruatlı bir Kız Kur’ân Kursu yaptırdı ve o ihtiyar ninenin adını yazdırdı. Siz ne derseniz deyin, bunun adı samimiyetten başka bir şey değildir. Samimiyetle, ihlâsla istersen; MEVLÂ’m karşılığını hemen, fazlasıyla verir. O kadıncağız, istemiş, gönülden arzu etmiş. "Benim ne imkânım var ki!" diye düşünmemiş. Bir kaç kilo incirden ne olur dememiş.   Onu toplamış. "Bana gülerler…" dememiş, yola koyulmuş. Bunlar hep bereketin sırları… Alıntıdır.
Ekleme Tarihi: 09 Nisan 2026 -Perşembe

BİR SEPET İNCİRE, KIZ KURAN KURSU

Anadolu’nu ucra köşelerinden biri olan güzel mi güzel, Şirin mi Şirin bir ilçede Müftü olarak atanan güzel bir âlimin yaşadıkları.

Anadolu’nun şirin mi şirin güzel mi güzel bir ilçede müftü idim. Bu ilçede ilk haftamın, ilk hafta sonu yaşadığımı sizlerle paylaşmak isterim. İlk hafta sonunun ilk günü olan Cumartesi idi.

Kazâ'nın (İlçe) pazarı da o gün kurulur. Hafta sonu Devlet daireleri “Kurumları” kapalı. Evde oturacağıma Müftülüğe gideyim dedim.

Kuruma “Daireye, Müftülüğe” vardım, bir çay demledim, camdan dışarı bakıyorum. Bahsettiğim Pazaryeri, İlçe Müftülüğünün biraz ilerisinde kurulur.

Kimi almaya, kimi satmaya, herkes pazara geliyor. Çokta kalabalık! Müftülüğün karşısında bir bakkal var.

Ben camdan ilçenin Cumartesi günlerine mahsus bu hareketli vaziyetini seyrederken; lüks bir otomobil gelip, bakkalın önüne park etti.

Bakkal; "Beyefendi dükkânın önüne park etme başka yere çek arabanı!" diye hışımla bağırarak dışarı çıktı...

Kendi kendine de, Zaten bu gün pazarın kurulduğu gün, bakkala gelen yok, giden yok, birde sen engelleme diye mırıldanırken, adamcağız iyice asabileşti.

Arabanın sahibi de haklı olarak; "Yahu burada park yasağı mı var? Niye park etmiyormuşum?" diye çıkıştı.

Baktım gereksiz bir münakaşa çıkacak. Hemen aşağı indim, arabanın sahibine; "Beyefendi, bugün ilçenin pazarı var. Bakkal; Belki satış yaparım’ diye dükkânın önü kapansın istemiyor. Burada arabana zarar gelmesin. Müftülüğün bahçesi müsait park edecek yer var. Ben kapısını açayım, arabanı oraya park edebilirsin." dedim.

"Olur…" dedi.

Arabayı park ettikten sonra; "Beyefendi müsaitseniz Yukarıda çay demledim, tek başıma içiyorum, istersen buyur birlikte içelim" dedim.

"Olur, içelim." dedi. Teşekkür etti.

Yukarı Müftülüğe çıktık... Bir yandan çaylarımızı içiyor, bir yandan tanışıyor, konuşuyorduk. O sırada müftülüğün kapısı açıldı. İçeriye elleri titreyen yaşlı bir hanımefendi girdi. Elinde içerisine incir doldurduğu küçük bir sepet ile "Oğlum, müftülüğün kapısını açık gördüm de içeri girdim. Kusura bakmayın. Ben bu incirleri bizim bahçeden topladım. Pazara satmaya götürüyorum. Parasını da size getireceğim, İlçemizde Kız Kur’ân Kursu yoktur, bizim zamanımızda da yasaktı biz cahil kaldık, çocuklarımızın, torunlarımızın okuması için bir kız Kur’ân Kursu yaptırırsınız diye…"

Küçük bir sepet içinde incir… 2 veya 3 kilo ya gelir, ya gelmez. Kur’ân kursu yaptırmak için onu pazarda satacak parasını hayır olarak müftülüğe getirip verecek…

Duygulandırıcı bir samimiyet, niyet ve arzu… Ben dondum kaldım. Misafirim de belli ki duygulandı.

Hanımefendiye dedi ki; "Anne sen bu incirleri kaç liraya satıyorsun."

Kadıncağızda mütevekkil şekilde; "Ne verirseniz yavrum?" dedi.

Adam da coştu; "Peki, bir Kur’ân kursu yaptırma karşılığında bu incirleri bana satar mısın?"

 

Yâ RABB'Î!..

Küçücük bir sepet içindeki bir kaç kilo incir ile bir Kur’ân kursu. "Adam bu güzel niyeti gerçekleştirmek için harekete geçti. O kadıncağızın arzusu gerçek oldu.” Tanımadığımız, ilçemize ilk defa gelen şahıs üst kısım cami alt kısımda tam teferruatlı bir Kız Kur’ân Kursu yaptırdı ve o ihtiyar ninenin adını yazdırdı.

Siz ne derseniz deyin, bunun adı samimiyetten başka bir şey değildir. Samimiyetle, ihlâsla istersen; MEVLÂ’m karşılığını hemen, fazlasıyla verir. O kadıncağız, istemiş, gönülden arzu etmiş.

"Benim ne imkânım var ki!" diye düşünmemiş. Bir kaç kilo incirden ne olur dememiş.  

Onu toplamış. "Bana gülerler…" dememiş, yola koyulmuş.

Bunlar hep bereketin sırları…

Alıntıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.