Yapay zekâ çağında asıl soru artık “Yapay zekâyı nasıl programlarım?” değil, “Yapay zekâyı nasıl doğru kullanırım?” olmalı.
Dünyada teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Birkaç yıl önce yalnızca bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz yapay zekâ uygulamaları bugün telefonlarımızda, bilgisayarlarımızda, fabrikalarda, hastanelerde, üniversitelerde ve iş yerlerinde kullanılabiliyor.
Fakat yapay zekâ konusunda önemli bir yanılgımız var.
Yapay zekâ deyince çoğu insanın aklına önce programlama geliyor. “Yapay zekâ geliştirmek için çok iyi yazılımcı olmak gerekir” düşüncesi hâkim. Oysa yapay zekânın bütün gücünden yararlanmak için öncelikle yapay zekâyı sıfırdan programlamayı bilmek gerekmiyor.
Burada iki farklı alanı birbirinden ayırmak gerekiyor:
Yapay zekâyı geliştirmek ve yapay zekâyı kullanmak.
Yapay zekâyı kullanmak yeni bir okuryazarlık alanıdır
Bugün bir doktor, mühendis, öğretmen, muhasebeci, işletmeci, üretim sorumlusu veya emekli bir vatandaş yapay zekâdan yararlanabilir.
Bunun için öncelikle bilgisayar mühendisi olmaya gerek yoktur.
Önemli olan, yapay zekâya doğru soruyu sorabilmek, elde edilen cevabı değerlendirebilmek ve onu gerçek hayattaki bir probleme uygulayabilmektir.
Örneğin bir fabrika yöneticisi:
“Üretimimi nasıl artırabilirim?” diye sormak yerine;
“Günde 4.000 adet üretim yapan bir fabrikada 200 personel çalışıyor. Üretim hattındaki darboğazları belirlemek, personel verimliliğini artırmak ve 5.000 adede çıkmak için hangi verileri toplamam gerekir ve nasıl bir teşvik sistemi kurulabilir?”
diye sorarsa çok daha değerli bir cevap alabilir.
İşte burada yapay zekâ kullanma becerisi ortaya çıkar.
Yapay zekâ bize yalnızca cevap veren bir makine değildir. Doğru kullanıldığında bir danışman, araştırma yardımcısı, hesaplama asistanı, fikir ortağı, öğretmen ve hatta bir proje yardımcısı gibi çalışabilir.
Asıl önemli beceri: Doğru soruyu sormak
Yapay zekâ çağında “prompt” adı verilen komutların önemi buradan geliyor.
Ancak iyi bir komut yazmak, birkaç sihirli kelime ezberlemek anlamına gelmiyor.
İyi bir yapay zekâ kullanıcısı;
- Problemini açık anlatır.
- Elindeki verileri paylaşır.
- İstediği sonucu tarif eder.
- Kısıtlarını belirtir.
- Gerekirse örnek verir.
- Yapay zekânın verdiği cevabı sorgular.
- Yanlış veya eksik gördüğü noktaları tekrar sorar.
Kısacası yapay zekâyı iyi kullanmak için iyi düşünmek ve iyi iletişim kurmak gerekir.
Belki de önümüzdeki yıllarda “yapay zekâ okuryazarlığı” en az bilgisayar okuryazarlığı kadar önemli olacaktır.
Peki yapay zekâ yazmak isteyenler ne bilmeli?
Burada konu biraz farklıdır.
Eğer amacımız ChatGPT veya (Başka Bir Yapay Zeka Yazılımı) gibi büyük bir yapay zekâ modelini sıfırdan geliştirmekse çok daha ileri düzey bilgi gerekir.
Öncelikle matematik önemlidir.
Özellikle:
Lineer cebir, olasılık, istatistik, türev ve optimizasyon gibi konular yapay zekânın temelinde bulunur.
Bunun yanında programlama bilgisi gerekir. Yapay zekâ çalışmalarında özellikle Python çok yaygın olarak kullanılır.
Daha sonra;
- Algoritmalar
- Veri yapıları
- Makine öğrenmesi
- Derin öğrenme
- Sinir ağları
- Veri analizi
- Model eğitimi
- Büyük dil modelleri
- Doğal dil işleme
gibi alanlar öğrenilebilir.
Ancak burada da önemli bir ayrıntı var.
Herkesin yapay zekâ modeli geliştirmesi gerekmiyor.
Bir otomobil kullanmak için motor tasarlamayı bilmediğimiz gibi, yapay zekâyı kullanmak için de yapay zekâ algoritmalarını sıfırdan yazmak zorunda değiliz.
Geleceğin mesleklerinde yeni bir birleşim ortaya çıkıyor
Bence yapay zekânın asıl büyük değişimi burada olacak.
Gelecekte yalnızca “yapay zekâ uzmanları” değil, kendi mesleğini yapay zekâ ile birleştirebilen insanlar öne çıkacak.
Bir muhasebeci yapay zekâyı kullanarak finansal analiz yapabilecek.
Bir öğretmen öğrencilerine özel eğitim materyalleri hazırlayabilecek.
Bir mühendis tasarım ve hesaplama süreçlerini hızlandırabilecek.
Bir fabrika yöneticisi üretim verilerini analiz ettirebilecek.
Bir gazeteci araştırma ve veri analizinde yapay zekâdan yararlanabilecek.
Bir öğrenci ise dünyanın en gelişmiş bilgi kaynaklarından birini kişisel öğretmeni gibi kullanabilecek.
Burada belirleyici olan yalnızca teknoloji bilgisi olmayacak.
Meslek bilgisi + yapay zekâ bilgisi birlikte değer kazanacak.
Yapay zekâ bize düşünmeyi bırakmayı değil, daha iyi düşünmeyi öğretmeli
Fakat önemli bir tehlike de var.
Yapay zekânın verdiği her cevabı doğru kabul etmek.
Yapay zekâ çok güçlü olabilir ama hata yapabilir. Yanlış bilgi üretebilir, eksik değerlendirme yapabilir veya elindeki veriyi yanlış yorumlayabilir.
Bu nedenle yapay zekâ kullanan insanın en önemli özelliklerinden biri sorgulayıcı olmak zorundadır.
“Yapay zekâ böyle söyledi, demek ki doğrudur.” yerine;
“Bu sonucun dayanağı nedir? Hangi veriler kullanıldı? Başka bir ihtimal var mı?” diye sormak gerekir.
Aslında yapay zekâ çağında insanın değeri azalmak yerine başka bir biçimde ortaya çıkıyor.
Soruyu soran, sonucu değerlendiren ve son kararı veren yine insan.
Sonuç: Gelecek yapay zekâyı yazanların değil, onu doğru kullananların da olacak
Yapay zekâ konusunda iki ayrı yol var.
Birinci yol, yapay zekânın nasıl çalıştığını öğrenmek ve onu geliştirmektir.
İkinci yol ise mevcut yapay zekâ sistemlerini kendi işimize, mesleğimize ve günlük hayatımıza doğru şekilde uyarlamaktır.
Her iki yol da değerlidir.
Fakat bugün yapay zekâdan yararlanmak isteyen herkesin bilgisayar mühendisi olması gerekmiyor.
Belki de önümüzdeki dönemin en önemli becerisi şu olacak:
“Ben yapay zekâyı ne kadar iyi programlıyorum?” değil, “Ben yapay zekâya ne kadar doğru iş yaptırabiliyorum?”
Çünkü teknolojinin geleceğinde yapay zekâ yalnızca bilgisayarların içinde olmayacak.
İnsanların düşünme, üretme, öğrenme ve çalışma biçiminin bir parçası olacak.
Yeni dünyada en büyük avantaj, yapay zekâyı insanın yerine koyanların değil; insan aklı ile yapay zekânın gücünü birlikte kullanabilenlerin elinde olacak.