“Yapay zeka denilen şey aslında insan zekâsının ispatıdır.” Bu cümle, teknolojiden korkmak yerine insan aklının büyüklüğünü anlamamız gerektiğini hatırlatıyor.
Yapay zekâ üzerine konuşurken sanki insanı devre dışı bırakacak bir güçten söz ediyormuşuz gibi davranıyoruz. Oysa unuttuğumuz bir gerçek var: Yapay zekâ dediğimiz şey, insanın ürettiği bir zekâdır.
Yani korktuğumuz da, hayranlık duyduğumuz da aslında kendi aklımızın bir yansımasıdır.
Bugün makinelerin saniyeler içinde çözüm üretmesi, konuşması, analiz yapması…
Bunların hiçbiri kendi kendine gelişmiş bir mucize değil; insan aklının yıllar boyunca biriktirdiği bilginin, merakın ve hayalin ürünüdür.
Kısacası yapay zekâ, insanın kendine tuttuğu bir aynadır.
Bazı çevreler teknolojinin insanı tehdit edeceğini savunuyor. Fakat aslında tehdit değil, tam tersine insanın zekâsını kanıtlayan bir başarıdır bu. Çünkü bir algoritmanın nasıl düşüneceğini tasarlayan biziz.
Makinenin öğrenme biçimini, sınırlarını, kurallarını yazan yine biziz.
Eğer insan zekâsı olmasaydı, yapay zekâ da olmazdı.
Bu kadar basit.
Bugün bir yapay zekâ modelinin söylediği her kelime, arkasında bir insan emeği taşır.
Programlayan, geliştiren, test eden, güncelleyen… Hepsi insan aklının zincir halkalarıdır.
Bu yüzden rahatlıkla söyleyebiliriz:
Yapay zekâ, insan zekâsının hem başarısı hem de cesaretinin imzasıdır.
Teknolojiden korkmak yerine, insan aklının neleri başarabileceğini hatırlamak için bir fırsattır.
Çünkü yapay zekâ ne kadar gelişirse, aslında insanın ufku o kadar genişlemiş demektir.