Ramazan gelince poliklinikte şikâyetlerin dili de değişir: “Hocam belim daha çabuk tutuluyor”, “Teravihten sonra dizim kilitleniyor”, “Geceleri krampla uyanıyorum.” Çoğu kişi bunu doğrudan oruca bağlar. Oysa çoğu zaman suçlu oruç değil; uyku düzeni, suyu içme şeklimiz, iftar sonrası hareketsizlik ve ani yüklenmeler gibi küçük ama etkili değişikliklerdir.
Kramplar Ramazan’da artabilir; çünkü gün içinde susuzlukla birlikte iftar–sahur arasında suyu “bir anda” yükleme eğilimi oluşur. Halbuki kas dokusu, bir sürahiyi tek seferde boşaltınca değil, su düzenli aralıklarla içilince rahat eder. İftar ile sahur arasına suyu yaymak, aşırı kafeinli içecekleri sınırlamak ve çok tuzlu/çok şekerli iftar tabaklarını azaltmak çoğu kişide kramp sıklığını düşürür.
Kısacası: “Suyu içtim bitti” değil, “suyu iftar-sahur arasına yaydım düzeldi”.
Teravih namazında uzun süre ayakta durmak ve sert zeminde sabit kalmak diz kapağı çevresini ve bel kaslarını zorlayabilir. Dizleri kilitleyerek ayakta durmak, fark etmeden yükü artırır. Teravih öncesi 2 dakikalık basit ısınma (bilek–diz–kalça eklemlerini yumuşakça açmak), uygun tabanlı ayakkabı/terlik seçimi ve aralarda kısa esneme molaları çok işe yarar.
Diz kireçlenmesi olanlarda ise “ağrıya rağmen inat etmek” yerine, eklemi koruyan seçenekleri devreye sokmak gerekir. Ağrı artıyorsa zorlamadan, güvenli pozisyonları (oturarak kılma) tercih etmek hem ibadetin hem bedenin hakkıdır.
Ramazan’da en sık gördüğüm senaryolardan biri şudur: Gün boyu hareketsizlik, iftarda hızlı yemek, ardından “hadi yürüyüş/halı saha” ve ertesi gün kas–tendon zorlanması. En güvenli yaklaşım, iftardan 60–120 dakika sonra hafif–orta yoğunlukta aktivitedir: tempolu yürüyüş, hafif kuvvet egzersizleri, esneme.
Ani sprintler, ağır ağırlıklar, uzun süreli yüksek tempo; özellikle düzenli spor geçmişi olmayanlarda sakatlık riskini belirgin artırır. Ramazan “bir ayda forma girme” yarışı değil; bedeni sürdürülebilir ritme sokma ayıdır.
Sahuru atlamak bazı kişilerde gün içinde halsizliği ve akşam üzeri “hızlı ve fazla yeme”yi tetikler. Ortopedi açısından sahurun değeri şurada: Kas dokusu proteinle, kemik dokusu ise kalsiyum–D vitamini dengesiyle güçlenir. Sahurda yumurta/yoğurt/kefir, kurubaklagil gibi protein kaynakları; yanında lifli gıdalar ve makul miktarda su, gün boyu daha stabil bir enerji ve daha az kas şikâyeti sağlar.
Ramazan’da düzenli ve zorunlu ilaç kullanması gereken kişiler için en temel ilke şudur: Tedaviyi aksatmak “oruç tutmak” adına doğru bir tercih değildir. Gün içinde (imsak–iftar arasında) ağızdan ilaç alınması gerekiyorsa bu durum orucu bozar; ayrıca ilacı ertelemek hastalığı kötüleştirecek ya da ciddi risk doğuracaksa kişi dinen de orucunu erteleyebilir, sağlığına zarar vermeden daha uygun bir zamanda telafi edebilir. Bazı tedavilerde (örneğin besleyici olmayan enjeksiyonlar (insülin gibi) dini hüküm (Diyanete göre) farklılık gösterebilse de, bu “her durumda güvenli” demek değildir; kronik hastalığı olanların hekimleriyle ilaç saatlerini iftar–sahur arasına düzenlemeyi konuşmaları, düzenlenemiyorsa da sağlığı önceleyen bir yol izlemeleri en doğru yaklaşımdır.
Ramazanda diğer bir konuda poliklinikte önerilen diz içi eklem enjeksiyonları orucu bozar mı? Diz içi enjeksiyonlar (kireçlenme ve benzeri diz ağrılarında uygulanan iğneler) genellikle besleyici bir işlem olmadığı için Diyanet’in genel yaklaşımına göre orucu bozmaz; ancak mümkünse iftardan sonra planlamak hem şüpheyi ortadan kaldırır hem de işlem sonrası istirahat–sıvı alımı açısından daha konforludur. Diyabet hastalarında özellikle kortizon içeren enjeksiyonlar birkaç gün kan şekerini yükseltebileceğinden, bu hastaların enjeksiyon sonrası glukoz takibini artırması ve tedavi planını hekimiyle birlikte düzenlemesi önemlidir. Kendi günlük pratiğimde hastalarıma bu enjeksiyonun hayat kurtaracak kadar önemli bir enjeksiyon olmadığı ve aciliyeti olmadığı için ramazanda önermiyorum. Ramazan bittikten sonra yaptırmalarını öneriyorum.
Ramazan’da bedenin ritmi değişir; eklem ve kas ağrıları da bazen bu yeni düzene “itiraz” eder. İyi haber şu: Büyük mucizelere gerek yok. Suyu iftarla sahur arasına düzenli aralıklarla yay, hareketi doğru zamanda ve ölçülü seç, teravihi diz–bel dostu bir ergonomiyle kıl, sahuru da “günü taşıyan” stratejik bir öğün gibi planla. Çoğu eklem, bu dört küçük ayarı görünce ciddi şekilde rahatlar.