Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi öğretmenliği Ana Bilim Dalı Topluma Hizmet dersi kapsamında Gülçin BİLGENER rehberliğinde hazırlanmıştır.
Anne baba olarak hepimiz çocuklarımızın iyi alışkanlıklar kazanmasını isteriz. Bunun için de çoğu zaman en bilindik yönteme başvururuz: “Bunu yaparsan sana ödül var” ya da “Yapmazsan ceza alırsın.” Günlük hayatta çok sık kullandığımız bu yöntemler bize pratik bir çözüm gibi görünür. Ancak son yıllarda eğitim dünyasında yapılan araştırmalar, ödül ve cezanın çocukların gelişimi üzerinde düşündüğümüzden daha farklı etkiler yaratabildiğini gösteriyor. Eğitimci Özgür Bolat’ın Beni Ödülle Cezalandırma adlı kitabı da tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor ve ebeveynleri bu konuda yeniden düşünmeye davet ediyor. Kitaptan esinlenerek yazdığım bu yazı ödül ve cezaya olan büyük bir önyargıyı kıracak ve bakış açınızı değiştirecektir. Ödül ve cezanın yanlış olabileceğini fark edildiğinde, hayatımızın her alanında olan ödül ve cezaya bu kadar alışmışken yanlış olabileceği bakış açısı kazanıldıktan sonrası için “Ödül ve ceza sandığımız kadar doğru değil ise doğru olan ne, çocuklarımıza doğru davranışı kazandırabilmek için ne yapmalıyız?” sorularını da yanıtlayacağız. Tabi bundan önce yanlış olabileceğine ikna olmamız lazım. Bunun için de araştırmalar veya örneklere de fazla gerek yok kendi günlük hayatımızdaki olaylara dikkatli bakarak da anlaşılabilir. “Beni Ödülle Cezalandırma” kitabında anlatılan çarpıcı örnek araştırmalardan biri İsrail’de bir anaokulunda yaşanan bir olaydır. Okul yönetimi bazı velilerin çocuklarını sürekli geç almalarından rahatsız olur ve çözüm olarak geç gelen velilere para cezası uygulamaya başlar. İlk bakışta oldukça mantıklı bir yöntem gibi görünür. Ancak uygulama başladıktan sonra beklenenin tam tersi olur. Velilerin çocuklarını daha da geç almaya başladıkları görülür. Çünkü artık mesele bir sorumluluk olmaktan çıkıp parasal bir konuya dönüşmüştür. Veliler “Biraz geç kalıyorum ama bedelini ödüyorum” diye düşünmeye başlar. Yani ceza davranışı düzeltmek yerine onu normalleştirmiş olur. Başka bir örnek verecek olursak her evde olduğu gibi ödev yapmayan çocuğa en basitinden bağırılır, neden yapmadın diye azarlanır hatta dayak vs. gibi cezaları uygulanır. Böyle yapınca işe yaranacağı zannedilir fakat gözle görülür bir şekilde işe yaramaz. Bazen çocuklar yapıyormuş gibi yapar. Bazen ödevi yapsa da veya yapmak istese de iç motivasyonu öldüğü için yani isteyerek yapmadığı için yapmış sayılmaz. Cezanın çözüm olduğu sanılsa da tam tersi kişinin vicdanını rahatlatmak için araç haline gelir. Çocuk ödevi yapmayınca bundan suçluluk duysa da bu suçluluk duygusu cezasını çekene kadardır. Cezasını çektikten sonra “ Nasılsa cezamı çektim, yapmadığım için bir bedel ödedim, zaten yapmasamda annem veya babam kızar.” gibi düşünceler ile yapmadığından artık suçluluk duygusu duyamamasına yol açıyor ve bu da yapmadığı ödevi, hiç yapmamasına yol açıyor. Yani ceza vermek hiçbir şekilde ödevi yapması ve öğrenmesi için bir çözüm haline gelmiyor. Tam tersi motivasyonunu söndürerek konuyu daha da zorlaştırıyor.
Benzer durum çocuklarda ödül konusunda da yaşanır. Özellikle 0–5 yaş arası çocuklar dünyayı merak ederek, keşfederek öğrenirler. Bir çocuk resim yaparken, oyun oynarken ya da yeni bir şey denerken bunu çoğu zaman içinden geldiği için yapar. Ancak biz sürekli “Oyuncağını toplarsan sana çikolata alırım” ya da “Yemeğini bitirirsen sana ödül var” dediğimizde çocuk davranışı içinden geldiği için değil, ödül almak için yapmaya başlar. Bir süre sonra ödül ortadan kalktığında davranış da ortadan kaybolur. Çocuk “Bu doğru mu?” diye düşünmek yerine “Bunun karşılığında ne kazanacağım?” diye düşünmeye başlar.
Özellikle okul öncesi dönemde çocukların en güçlü öğrenme yolu taklit etmektir. Bu nedenle çocuk yetiştirmenin belki de en önemli kuralı şudur: Çocuklar söyleneni değil, gördüğünü yapar. Yani çocuklar için en güçlü eğitim yöntemi rol model olmaktır. Eğer biz saygılı konuşuyorsak çocuk da saygılı konuşmayı öğrenir. Eğer biz sabırlı davranıyorsak çocuk da sabrı öğrenir. Ama tam tersi durumda, ne kadar nasihat edersek edelim çocuk gördüğünü uygulamaya devam eder. Bu yüzden ebeveynlerin davranışları, çocuklar için en güçlü öğretmendir.
Bir diğer önemli konu ise çocuklara seçim hakkı tanımaktır. Çocuklara doğruyu ve yanlışı göstermek elbette ebeveynin görevidir. Ancak her durumda kararları bizim vermemiz yerine, bazen seçim yapmalarına izin vermek de önemlidir. Örneğin çocuk ödevini yapmamayı seçebilir. Bu durumda hemen ödül ya da ceza vermek yerine, yaptığı seçimin sonucunu yaşamasına fırsat tanımak gerekir. Ödevini yapmadığında öğretmenine açıklama yapmak zorunda kalabilir ya da eksik öğrenmenin zorluğunu yaşayabilir. Bu deneyim çoğu zaman verilen bir cezadan çok daha öğreticidir.
Çocukların bazen yanlış yapmasına izin vermek, onların öğrenme sürecinin doğal bir parçasıdır. Çünkü hayatın en kalıcı dersleri çoğu zaman yaşayarak öğrenilir. Elbette burada ebeveyn tamamen geri çekilmez; rehberlik eder, doğruyu gösterir ve destek olur. Ancak çocuk yanlış bir seçim yaptığında hemen müdahale etmek yerine sonucunu deneyimlemesine fırsat vermek, sorumluluk duygusunun gelişmesine katkı sağlar. Eğer çocuk aynı yanlışı sürekli tekrarlıyorsa işte o noktada ebeveynin daha fazla rehberlik etmesi ve sınır koyması gerekebilir.
Günlük hayatın yoğunluğu içinde bazen çocuk yetiştirmenin kolay bir yolu varmış gibi düşünmek istiyoruz. Ödül verelim, ceza verelim ve sorun çözülsün. Oysa çocuk yetiştirmek hızlı çözümlerle değil, sabır ve ilişkiyle ilerleyen bir süreçtir. Özellikle küçük yaşlarda kurduğumuz ilişki, onların karakterinin temelini oluşturur.
Bu nedenle ebeveyn olarak kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Çocuklarımızın ödül için davranan bireyler mi olmasını istiyoruz, yoksa doğru olduğu için davranan insanlar mı? Eğer ikinciyi istiyorsak, o zaman çocuklarımızla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Bu konuda farkındalık kazanmak isteyen herkes için Beni Ödülle Cezalandırma gerçekten çok değerli bir kitap. Okurken birçok davranışımıza yeniden bakmamızı sağlayan, örnekleriyle düşündüren ve ebeveynliğe farklı bir perspektif kazandıran bir çalışma. Açıkçası ben kitabı çok beğendim ve özellikle anne babaların mutlaka okuması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bazen iyi niyetle yaptığımız ödül ve cezalar çocuklarımızın iç motivasyonunu zayıflatabiliyor. Oysa rol model olduğumuzda, seçim hakkı tanıdığımızda ve çocukların bazen yanlış yaparak öğrenmesine fırsat verdiğimizde, sadece kurallara uyan değil; doğruyu anlayan, sorumluluk sahibi bireyler yetiştirme şansımız çok daha fazla oluyor. Belki de çocuk yetiştirmenin özü tam olarak burada yatıyor.
Kaynakça
Özgür Bolat (2016). Beni Ödülle Cezalandırma. İstanbul: Doğan Kitap.