Mevsim kış, aylardan Şubat...
Ertesi gün okul açılacak ama içimde hiçbir sevinç yok. Aksine bir endişe, bir hüzün…
Gökyüzü kıpkırımızı, hava ayaz , kar kış kıyamet…
Bilemezdik ki; yağan kar birazdan kopacak bir zelzeleyle hayattan koparacağı insanların cesetlerini örtecek bir kefen misali olacak. Yüreklerimize önce korku salacak, sonra da ömür boyu kapanmayacak yaralar açacak , zamansız acı kayıplarımız olacak… Belki de insan olduğumuzu, etten kemikten teşekkül ettiğimizi hatırlayacaktık, birileri bir yerlerden bize hatırlatacaktı …
Saat 4:17 olunca koptu Kıyamet-i Kübra…
11 il birbirinden habersiz yataklarında uyurken derinlerden gelen sarsıntılarla sallandı. Yıkılmaz sandığımız evlerimiz Kisra’nın Sarayı gibi yerle bir oldu. Binlerce insan sevdiklerine veda edemeden sonsuz bir uykuya daldı. Tıpkı Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’Sİ gibi…
Geride kalanlar:
“Rıhtımda kalanlar bu seyahattan elemli
Günlerce siyah ufka bakar gözler nemli”
sevdiklerini kaybetmenin acısıyla yürekleri kavrulurken, can korkusu, ‘Yarına çıkar mıyım?’ kaygısıyla çaresizlik içinde, şaşkın, perişan haldeler.
Peki bunca yaşanan kayıplar acılardan herkes kendine dersini çıkarabildi mi?
Zelzele sadece bir doğa olayı mıydı?
Ötelerden gelen bir ikaz mıydı?
Neleri yanlış yaptık?
Neden 11 il acaba?
En basitinden görünen sebeplerden biri yapı stoğumuzun kalitesi ne durumda?
Ya da kalitesiz yapı stoğumuzu düzeltecek gerekli tedbirleri aldık mı?
Yeni yapılarımızın teknolojik donanımını olası bir felakete karşı depreme hazır duruma getiriyor muyuz?
İşin ahlaki boyutunda alınacak dersler konusuna hiç girmek istemiyorum.
Kaçımız ticarette yaptığımız hileleri, aldatmacaları bitirdik, insanları yalanlarla kandırmayı bıraktık?
Kaçımız doymak bilmeyen hırslarımıza dur deyip, başkalarının ekmeğine göz dikmeyi bıraktık, çalmadık, çırpmadık ?
Velhasıl söyleyecek çok söz, sorulacak çok soru var ama benimki de kıssadan hisse işte..