Talât Paşa’yı “İnkılapçı” yapan Bulgaristanlı Türk gazetecisi
Talât Paşa’yı “İnkılapçı” yapan Bulgaristanlı Türk gazetecisi
Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyal dokusunun bozulmasıyla birlikte Talat Paşa, Anadolu’nun Türklerin hâkimiyetinde bir vatan olmasının temelini atmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderini belirleyen İttihat ve Terakki Cemiyeti mensubu şahsiyetler ile ilgili yeterince çalışmalar yoktur.
Tarihimize altın harfler ile adının yazılması gereken büyük devlet adamı Talat Paşa, gerek Türkiye’ de gerekse Bulgaristan Rodoplar bölgesinde saygı ve sevgiyle anılmaktadır ancak kişiliği, şanı ve başarıları üzerinde yeterince durulmadığı görülmektedir.
Doğum yeri, ailesi ile ilgili bilgiler birbirini tutmasa da Rodoplar’ın kalem savaşçısı, kalemini hep içinden yetişmekle gurur duyduğu Türk halkının iyiliği ve mutluluğu için kullanmış olan değerli gazeteci, yazar Refet Rodoplu, Talat Paşa’nın bilgili, kültürlü bir zat olan amcasının oğlu Hacı Ahmet Efendi’den almış olduğu bilgilere bir tarih belgesi olan “Hatıralarım“ adlı eserinde yer vermektedir:
“Talat Paşa, Rodoplar’ın Kırcaali ilçesinin Yahşiler/Perperek/halk arasında Yağışlar‘dan Ak Hüseyin oğlu Ömer’in oğlu Hali’nin oğlu Ahmet Efendi’nin oğludur. Babasının müstantık /hâkim/ olarak görev yaptığı Vize’de doğmuş ve ilköğrenimini Vize’de tamamlamıştır. Annesi, Kırcaali’nin Dedeler köyünden Dertli Oğullarından Şerif Ağa’nın kızı Hürmüz Hanım’dır. Ahmet Efendi ile Edirne’de evlenmiştir”.
XIX. Yüzyıl sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde ortaya çıkan Meşrutiyetçi ve Padişah II. Abdülhamit Han’ı hedef alan genç ve aydın kuşak Yeni Osmanlılar, Genç Türkler, Avrupalıların onlara verdiği Fransızca Jeunes Turcs – Jön Türkler adıyla meşhur olmuşlardır. Bunların birçoğu istibdat yönetime başkaldırmış ve Bulgaristan’a kaçmışlardır. Jön Türkler Hareketini idare edenler arasında olan gazetecilerin inkılaba katkısı önemlidir. Bugün her ne kadar yeterince tanınmıyorsa da tarihin yönüne etki eden, Bulgaristan Türklerinden önemli bir sima ortaya çıkmaktadır. Bu sima, Sofya’da “Şark“ isimli bir Türkçe gazete neşredenlerden gazeteci İsmail Yürükov’dur. Bulgar ordusunda zabitlik eden bu zatın Bulgaristan’daki Türklere kültür bakımından faydası olduğu bilinmemektedir. Daha çok partizanlık etmiş, Kral Ferdinand’a Sırplara karşı hizmetinde bulunmuş ve bu arada da Sultan Abdülhamit aleyhine ayaklanan ve ana yurttan firar edip Bulgaristan’a gelen genç Türklerden bazılarıyla tanışmış ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine çalışmıştır. Bu zamanlarda Edirne’ye yapmış olduğu bir seyahatinde o tarihte posta memuru olan Talat Efendi ile tanışmış ve daha sonra Talat Efendi’ ye enişte olmuştur. Bu tanışma Talat Efendi’yi inkılapçı yapmış ve Sadrazam olup bütün imparatorluğun mukadderatını dirayetli eline alan, idare edebilen merhum Talat Paşa’nın tarihî roller oynamasına İsmail Yürükov/ Yürükoğlu adında bu gazeteci sebep olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ve Cumhuriyet Devri’nin tarihçi, yazarlarından Gazeteci Ziya Şakir Soku, bu olayı şöyle tasvir etmektedir: “Talat Paşa nevi şahsına münhasır, eşi bulunmaz insanlardandı. Tab’an ve ruhan, en kuvvetli münasile /kalender/ yaratılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan yıkılışına kadar gelen ve geçen binlerce devlet ricali içinde onun kadar aslını, tabiat ve itiyatlarını/alışkanlıklarını muhafaza eden olmamıştır. Bu itibarla onun umumi ve hususi hayatında, inkılapçıların hiçbirine benzemeyen bir hususiyet vardır.”

Talat Paşa en küçük devlet memuriyetinden başlayarak, en yüksek devlet makamına yükseldi. Büyük bir imparatorluğu idare etti. Türk milletinin büyük inkılaplara şahit olduğu bir devirde o başta bulundu.
Eline binlerce fırsat geçtiği hâlde şahsı namına bunlardan hiç istifadeyi düşünmedi. Bir inkılapçı olarak Rumeli’den geldi. Dâhiliye Nezaretinde ve Sadarette bulundu. Kötülüklerle mücadele etti.
Cihan Harbi sonunda arkadaşları Enver ve Cemal Paşalarla birlikte Avrupa’ya gitti. Taşnak komitesi azasından hain bir Ermeni’nin kurşunu ile Almanya’da can verdi. Türk inkılap tarihinde şanlı bir bayrak gibi şerefle yer alan hürriyet kahramanı ebediyete büyük ve unutulmaz bir Türk olarak intikal etti. Edirne’de çok mütevazı bir ailede doğdu. Küçük yaşta babasını kaybetti. Edirne’nin “Arasta” denilen çarşısında Kavaf Sabri Efendi isminde bir zat tarafından himaye edildi. Basit bir tahsilden sonra 40 kuruş maaşla Edirne Posta ve Telgraf İdaresine yerleştirildi. Bu 40 kuruş maaş, Osmanlı İmparatorluğu’nun müstakbel veziriazamın annesiyle kız kardeşinden mürekkep ailesini geçindirmeye kâfi gelmiştir. O zaman kendisine sadece Talat Efendi denilen bu genç aile reisi, oldukça parlak zekâsı uysallığı doğal tavırlarıyla kısa bir zaman sonra amirlerinin dikkatini çekmiştir. Onu herkes sevdi. Bunun neticesi olmak üzere bir iki senede maaşı 285 kuruşa yükseldi. O tarihte Talat Efendi henüz 21 -22 yaşında idi. Bu sırada Talat Efendi’nin ailesi, küçük bir değişiklik geçirdi. Kız kardeşi ve uzaktan akraba olan İsmail Yürük isminde bir zat ile evlendi. Bu izdivaç Talat Efendi’nin hayatı üzerinde büyük bir değişim icra edeceğini kim tahmin edebilirdi?
İSMAİL YÜRÜK, BULGARİSTAN TÜRKLERİNDENDİR
O zaman irtica ve taassup karanlıkları içinde yüzen Bulgaristan, cahil Türkler arasında münevver sayılırdı. Bulgar mektebinde okumuştu. Bu itibarla Bulgaristan’ın İslam ve Türk unsurunun mukadderatı üzerinde oynadığı roller bu hamiyetli Türk’ün zihnini daha fazla işletmeye yaramıştı. Ve tabii olarak İsmail Yürük de diğer Bulgaristan Türkleri gibi bir Bulgar partisine yazılıp girmişti. Çünkü millî hukuk ve gururu müdafaa için Türklere hoş görünmeye çalışan bir Bulgar partisine girip hizmet etmek lazımdı. İsmail Yürük aynı zamanda Bulgar komitecileriyle de temasta bulunuyordu ve Balkanlar’da hazırlanan feci tiyatronun korkunç mahiyetini idrak ediyordu. 1313 yılındaki Türk-Yunan Harbi’nden sonra Paris’teki Türk vatanperverlerinin mücadelesi şiddet kazanmıştı.
Anavatan halkını uyandırmak için Türk topraklarına gönderilen gazetelerin ve risalelerin huduttan kolayca içeri girebilmeleri için Ahmet Rıza Bey’in riyaset ettiği Terakki ve İttihat Cemiyeti tarafından Rusçuk’ta bir şube açılmasına karar verilmişti. Selânikli Mithat Şükrü Bey’in teşkil ettiği bu şubede ve cemiyetin kuruluşunda İsmail Yürük vazifeler almıştır. Cemiyet, Rusçuk’ta Ethem Ruhi Bey’in Balkan gazetesinden evvelki ilk Balkan gazetesini çıkartmıştır. Bu gazete taş basması ve Türkçe-Bulgarca olarak çıkıyordu. Drobnak isminde bir Çek matbaasında basılıyordu. 1898 yılında küçük küçük fırkacıklarla İttihat ve Terakki propagandasına başlayan Osmanlı gazetesini tesis edenler arasında İsmail Yürükoğlu da vardı. Gazete, o zaman İngiltere’nin Folkchtion kasabasında Doktor İshak Şükuti ve Ethem Ruhi Bey tarafından çıkartılıyordu.
Bu dönemde İsmail Yürükoğlu evlenmek istedi. Ailesi arasında verilen karar gereğince, Talat Efendi’nin kız kardeşini almak üzere Edirne’ye gitti. Genç ve zeki müstakbel kayınbirader Talat Efendi ile görüşürken ona istibdatı devirmek için Bulgaristan, Avrupa ve Mısır’da çalışan Türk vatanperverlerinin faaliyetlerini anlattı. Bulgaristan’daki teşkilattan hararetle bahsetti. Rusçuk’taki şube ile kendisinin deruhte ettiği ve ifa etmekte bulunduğu gizli vazifeleri ifşa etmekte hiçbir sakınca görmedi. Genç Posta Kâtibi Talat Efendi, bütün bunları dikkatle dinledi. Kalbinde vatanperverliğin ilk ateşini duydu. Kız kardeşini alıp Bulgaristan’a götüren eniştesi İsmail Yürükoğlu onun hayatına uğur getirmişti.
Talat Efendi artık muhitinde dertleşecek, eniştesinden işittiği sözleri naklederek o mevzuu üzerinde münakaşalara girişebilecek bir adam aramaya başladı ve o esnada ufak tefek fakat son derece heyecanlı bir zatla tanıştı. Hiç kimsenin nazarıdikkatını celp etmeyen, yüksek cevheri hiç kimse tarafından keşfedilmeyen bir kirli sarıklı yırtık, cübbeli çömeze, İmparatorluk devri mebuslarından İpek Mebusu Hafız İbrahim Efendi.
Edirne’de Hafız İbrahim diyorlardı. Hafız İbrahim’in kalbi bir hamiyet hazinesi idi. Ve o da Paris’teki vatanperverler kadar memleketin felaket uçurumuna sürüklendiğini görenlerden idi. Talat Efendi ve Hafız İbrahim çarçabuk anlaştılar. Artık kafa kafaya verip vatanperverane hasbihâllere başladılar. Bu iki arkadaşa bir üçüncüsü de eklendi. O da Edirne eşrafından Faik Bey idi. Bu zat da memleketin vaziyet ve akıbetini tehlikede görüp endişe edenlerdendir.”
İsmail Yürük Bulgaristan’a döndükten sonra Edirne’deki Avusturya Postanesi vasıtasıyla Talat Efendi’ye muntazaman mektuplar, gazeteler ve gizli matbualar göndermeye başladı. Paris ve Mısır’da bulunan Türk vatanperverleri tarafından çıkarılan bu gazete ve risaleleri, üç arkadaş büyük bir heyecan ile okuyorlardı. Bunlar üzerinde münakaşalar ve muhakemeler yapıyorlar, kalplerindeki hamiyet ateşini körüklüyorlar, bununla da kalmayarak o gazete ve matbuatı gizlice Edirne’nin münevverlerine de okutuyorlar, onlara da aynı heyecan ve milliyet ateşini aşılıyorlardı. Ancak bu vaziyet uzun zaman sürmedi. Günün birinde mesele patlak verdi ve bu üç zat tutuklandı. Evrakımuzırra celb ve tevzi etmek töhmetiyle mahkemeye verildiler. Bir buçuk sene kadar Edirne Hapishanesinde yattıktan sonra Selânik’ sürgün edildiler.
Bir buçuk yıllık mahpusluk ne Talat Efendi’nin ne de arkadaşlarının kalplerindeki ateşi söndürememişti. Bilhassa Talat Efendi hapishanenin o loş ve kuytu köşelerinde sefil ve perişan düşünürken artık istibdat ile mücadeleye tam anlamıyla karar vermiştir. Talat Efendi Selânik’e geldiği zaman oldukça olgunlaşmıştı. Çünkü Edirne Hapishanesinde vaktini boş geçirmemiş umumi malumatını arttıran şeylere çalışmıştı. Fakat bu çalışmalar birdenbire işine yaramadı. Siyasi mahkûmlara ve bilhassa sürgün olup da zabıta nezareti altında bulunanlara “korkulu şahıs” damgası vurulduğu için Talat Efendi iş bulmak hususunda çok müşkülatla karşılaştı. Hatta bir müddet Selânik sokaklarında aç ve perişan bir hâlde dolaşmaya başladı. Selânik Belediyesi müstakbel veziriazama acıdı, açlıktan ölmeyecek kadar bir maaş yardımında bulundu.
Aradan birkaç ay geçti ve bu kalender meşrep sürgün evvela oradaki postacıların nazarıdikkatını celp etti. Bunlar, meslektaşlık hukukuna riayet ettiler, bir kolayını bulup Talat Efendi’yi posta seyyar memurluğuna tayin ettirdiler.
Bu arada Talat Efendi Selânik’te iki zabitle tanışmıştır. Biri Selânik Redif Fırkası Erkânıharbiyesine Mülhak Mülazim Kemal Bey (ATATÜRK), diğeri ise Selânik Askerî Rüştiyesi Fransızca Muallimi Giritli Naki Bey’dir. Bu iki zat da memleketin hâl ve istikbalini tehlikede görenlerdendir. Talat Efendi bunlara kendisini sevdirdi. Ve evvela 3 kişilik bir muhit teşkil etti.
Fakat bu muhit, genişlemek istidadına haizdi. Kısa bir zaman sonra Talat Efendi, Selânik Askerî Rüştiyesi Müdürü Bursalı Tahir Bey’e takdim edildi ve o mektebin muallimleri ile de kolayca dost oldu. Tahir Bey, o devrin en ağırbaşlı âlimlerindendi. Arkadaşlarının hürmet ve muhabbetini celbetmişti. Bu zat, memleketin elim vaziyetini ilmî bir şekilde tahlil ediyordu.
Gittikçe yaklaşan felaketi karşılayabilmek için arkadaşlarının kalplerinde vazife hisleri uyandırıyordu. Böylece Selânik Askerî Rüştiye Mektebi âdeta hürriyetperverlerle dolu muhalefet yeri olmuştur. Posta seyyar memuru Talat Efendi de vazifesinden vakit bulabildikçe oraya devam ediyordu (1315). 1900 senesinde artık Talat Efendi’nin muhiti oldukça genişlemiştir. Selânik’in en münevver ve en hamiyetperver kimselerle tanışmış, onlarla karşılıklı tanışma ve hatta samimiyet kurdu. Bu zatlar arasında Selânik Darülmuallimin Müdürü Kastamonulu İsmail Mahir Efendi de vardı.
Talat Efendi seyyar posta memuru olması, dostlarının işine yarıyordu. Çünkü o haftanın iki gününde postayı hamil olarak Selânik’ten hareket ediyor ve bütün istasyonlara uğraya uğraya Rumeli demir yolu hattının son noktası olan ve Sırbistan hududunda bulunan Vranya kasabasına kadar gidiyor ve Avrupa’ya gidecek postayı orada teslim ediyordu.
Gelen postayı da alıp, Selânik’e getiriyordu. Bu arada memleket haricindeki vatanperverlerin neşrederek gönderdikleri gazeteleri de gizlice alıp Selânik’e getiriyordu. Gazeteler arasında Mizancı Murat Bey’in Paris’te çıkardığı Fransızca “Meşveret”, Ahmet Rıza’nın Türkçe çıkardığı “Şura-yı Ümmet” ile Bulgaristan’da çıkan “Muvazene”, “Tuna”, ”Uhuvvet” gazeteleri ile Gaspıralı‘nın Kırım’da çıkardığı “Tercüman” ve “Millet”, Kahire’de Sait ve Ali Kemal Beylerin çıkardığı “Türk”, İsmail Saib Bey’in “Sancak” gazeteleri ile gizli mecmua ve risaleler, küçük kitap, broşürler bulunuyordu. Filibe’de “Muvazene“ gazetesini çıkaran Filibe doğumlu Ali Fehmi, İstanbul’da Mülkiye de okumuş ve Sultan Abdülhamid’in idaresinden kaçıp Filibe’ye yerleşmiştir. Bu tarihte, Tercüman gazetesi Bulgaristan Türkleri arasında okunan en önemli gazetedir.
Filibe’deki kütüphaneye Müslümanları da celbetmek için kütüphane müdürü, Müslümanların ileri gelenleri ile görüşmüş ve kütüphaneye hangi gazete ve dergilerin alınmasını istediklerini bildirmelerini istemiş. Türk ve Müslüman aydınlar sadece Tercüman gazetesini bildirmişlerdir. Adı geçen gazete kütüphaneye gelmeye başlamıştır. Bulgaristan Türkleri Tercüman gazetesini takip etmenin ötesinde, bazıları doğrudan gazete yönetimiyle yazışmışlardır. İsmail Gaspıralı Bulgaristan’ı ziyaret etmiş ve Bulgaristan Türklerinin yegâne kurtuluşunun eğitimde olduğunu belirterek “usul-i savtiyye“yi tavsiye etmiş, onları modern eğitime teşvik etmiştir.

Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları adlı eserinde bu konudan bahsetmektedir. “Türkiye’ de Abdülhamid kutsi bir akımı durdurmaya çalışırken, Rusya’ da iki büyük Türkçü yetişiyordu. Birincisi Mirza Fethali Ahundzade diğeri ise Gaspıralı İsmail’dir ki, Türkçülükteki düsturu; “Dilde, fikirde, işte birlik.” idi. Tercüman gazetesini Kuzey Türkleri anladığı kadar, Doğu Türkleri ile Batı Türkleri de anlardı. Bütün Türklerin aynı dilde birleşmelerinin kabil olduğuna bu gazetenin varlığı canlı bir delildir.”
Talat Efendi Sofya’daki eniştesi İsmail Yürük ile bu vasıta ile muhabere ediyordu. Gizliden gizliye gelen matbualar bütün vatanperverlerin ve özellikle 3. Orduya mensup genç zabitlerin fikirlerini gittikçe olgunlaştırıyordu. Bir taraftan Selânik’teki çalışmalar devam ederken, diğer taraftan da Makedonya dâhilinde Manastır, Ohri, Prilepe, Köprülü, Üsküp ve diğer yerlerdeki komitecilerle uğraşmak ve aynı zamanda hürriyet- müsavat, eşitlik -denklik, uhuvvet -kardeşlik, dostluk-adalet prensipleri üzerinde bir anlaşmaya varılmak isteniyordu. O zamanlar Makedonya’daki Bulgar komitelerin başında Sandanski namında bir Voyvoda bulunuyordu. Genç Türkler nihayet bütün Makedonya’da yaşayan muhtelif ırklardan insanları bir fikir etrafında toplamaya muvaffak olmuşlardır. Ve nihayet 3. Hareket Ordusu Selânik’ten İstanbul’a doğru yürüyüp hürriyeti ilan etmeye karar verdiği zaman, yıllardan beri büyük bir feragatle hududun iç ve dışında didinip çırpınan sürünen mücadele uğruna her şeyini feda eden millet fedaileri de geniş bir nefes alabildiler.
1908’de Hareket Ordusu İstanbul’a girdiği zaman bütün Makedonya’da yaşayan Bulgar, Sırp, Arnavutlar, Ulah ve Yunanlar da bayram yapıp sarmaş dolaş oluyorlardı. İşte bu şekilde ilk inkılap ve hürriyet aşkını vatanperverlik ilhamını Bulgaristanlı bir Türk gazetecisinden alan Talat Efendi, 3. Hareket Ordusunun avcı taburları arasında ilk İstanbul’a giren komiteciler arasında bulunuyor ve müstakbel sadrazam olarak hakkıyla taşıdığı bütün şerefiyle birlikte İstanbul kapılarından içeriye giriyor.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından, yani Avusturya- Macaristan‘ın Sırbistan’a savaş ilanından birkaç gün sonra Türk-Alman ittifakı imzalanmıştır. Osmanlı Devleti de seferberlik ilan etmiştir. Beklenen savaş nihayet patlak vermiştir. İngiltere, Fransa ve Rusya bir taraftan diğer taraftan Avusturya – Macaristan çatışmalar başlamıştır.
Osmanlı Devleti ve Bulgaristan henüz savaşa bulaşmamışlardır. Fakat yönetime hâkim olan Enver Paşa ve çevresi Almanya’ ya eğilim göstermektedir. Kaldı ki Türk kara ordusu Alman kurmaylarının denetimindedir. Bu kararsız günlerde, Mustafa Kemal, Enver Paşaya savaş hakkındaki düşüncelerini İstanbul’daki Dr. Tevfik Rüştü Aras’a yazdığı mektupta belirtmektedir. Mustafa Kemal’in Tevfik Rüştü Arasa mektup gönderdiği tarihte 4 Eylül 1914’te cepheler iyice belirmişti. Osmanlı Devleti’nin de Almanya safına katılması neredeyse kesinlik kazanmıştır. Bulgaristan kararsızdır ancak Almanya ve Osmanlı Devleti de Bulgaristan’ı kendi tarafına çekmek için gayret gösteriyorlardı.
Tam da bu esnada İttihatçıların üç önderlerinden biri olan Talat Bey’in Sofya’ya geleceği haberi verildi. Bulgar hükûmeti nezdinde gerekli teşebbüsler alındı ve Talat Bey Sofya’ya geldi. Mustafa Kemal ve Fethi Bey, bu ziyareti fırsat bilerek, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmemesi için Talat Bey’i uyarmayı planlamışlardı. Bir taraftan da onu dinleyerek, İstanbul’daki durumu öğrenmeye çalışacaklardır.
Talat Bey ise bambaşka düşüncelerde 1908’de Hareket Ordusu İstanbul’a girdiği zaman bütün Makedonya’da yaşayan Bulgar, Sırp, Arnavutlar, Ulah ve Yunanlar da bayram yapıp sarmaş dolaş oluyorlardı. İşte bu şekilde ilk inkılap ve hürriyet aşkını vatanperverlik ilhamını Bulgaristanlı bir Türk gazetecisinden alan Talat Efendi, 3. Hareket Ordusunun avcı taburları arasında ilk İstanbul’a giren komiteciler arasında bulunuyor ve müstakbel sadrazam olarak hakkıyla taşıdığı bütün şerefiyle birlikte İstanbul kapılarından içeriye giriyor.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından, yani Avusturya- Macaristan‘ın Sırbistan’a savaş ilanından birkaç gün sonra Türk-Alman ittifakı imzalanmıştır. Osmanlı Devleti de seferberlik ilan etmiştir. Beklenen savaş nihayet patlak vermiştir. İngiltere, Fransa ve Rusya bir taraftan diğer taraftan Avusturya-Macaristan çatışmalar başladı. Sorulan soruları önemsemiyor, cevapları şakalarla hikâyelerle geçiştiriyordu. Ciddi konuşmaktan kaçınması ise onun Bulgaristan’ı Osmanlı Devleti ile birlikte savaşa sokmak ve Romanya’nın tarafsızlığını sağlamak olduğunu gösteriyordu. Talat ve Halil Menteşe Beylerin Sofya ziyaretlerinden sonra Mustafa Kemal, Savunma Bakanlığına 8 Ağustos 1330/21 Ağustos 1914’te bir rapor göndermiştir.
Söz konusu raporda; Savunma Bakanlığına, Dünkü telgrafınız Talat Bey’ in ayrılışından sonra geldi. Sonucunun bir savunma ittifakı yapılması olduğunu anladığım görüşmelerin gidişinden ve ayrıntılarından yabancıyım. Bilgi edinemedim. Bağlaşma imzalanmadan önce, Savunma Bakanı’nın, bir iki güne kadar Bulgar ordusunun seferberliğe başlayıp, Sırbistan’ a taarruzu muhtemeldir.
Mustafa Kemal’in Başkumandanlık Vekâletine gönderdiği rapordan da Bulgarların yaklaşan savaş için henüz ciddi bir hazırlık yapmadıkları anlaşılmaktadır. Talat Paşa, 1 Kasım 1918 gecesi arkadaşlarıyla birlikte işgalcilerin eline düşmemek için yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Talat Paşa, Almanya’dan Mustafa Kemal Paşa’ya mektuplar göndererek giriştiği Milli Mücadele’yi tüm kalbiyle desteklediğini bildirdi. Atatürk de ona ayrı bir değer verirdi. Gazi Paşa yıllar sonra onu şöyle anlatır:

“Öyle sanıyorum ki Enver Paşa ile aramızda en büyük fark da birimizin gerçekçi, diğerimizin hayalci oluşudur. Bakın Talat Paşa onun gibi hayalci değildir. Kendisi ile iyi anlaşıyorduk. Hatta Millî Mücadele’ye atıldıktan sonra şehit edilmeden önce bana Berlin’den mektuplar göndermiş, tutmuş olduğum yolu övmüştü.”
Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu en buhranlı yıllarında devlet yönetiminde bulunan son devre damgasını vuran, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu gördüğü gibi kendi sonunu da görebilen ve annesine: “Anacığım, ben nasılsa yatağımda ecelimle ölmeyeceğim. Beni muhakkak öldürürler, kendinizi bu akıbete hazırlayın.” diyen büyük inkılapçı ve büyük devlet adamı Talat Paşa’yı rahmetle anıyorum!
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.