MUSA KAZIM YILMAZ
Köşe Yazarı
MUSA KAZIM YILMAZ
 

Emniyet Amiri Soruyor: Altınlarını Götürdüler mi Götürmediler mi? (2)

Çapulcu gençler hiç zaman kaybetmeden o gece yarısından sonra ermeni vatandaşın evine gittiler ve kapıyı çaldılar. Ermeni vatandaş Gragosyan kapıya çıktı ve: “Buyurun Mahmut efendi, bu gece yarısı hayırdır inşallah” dedi. Gençlerden birisi, “Hayırdır, hayırdır kirve; bizi içeri almayacak mısın?” dedi. [Mardin’de Müslümanlar gayri Müslimlere Kirve, diye hitap ederler.] Gragosyan, “Valla Mahmut Efendi, bu gece yarısı beni korkuttunuz, ne istiyorsunuz bilmiyorum, buyurun bakalım” dedi ve onları içeri aldı. Ermeni vatandaşın kafası karışıktı. Çünkü bu adamlar tekin değillerdi. Onları bir odaya aldı ve: “Buyurun, hayırdır bu gece yarısı, sizi dinliyorum” dedi. Mahmut, “Bak kirve; sözü uzatmayacağız. Senin bin altının vardır. İnkâr etmene gerek yoktur. Onu bize vermek mi istersin, yoksa seni öldürüp kendimiz mi altınları arayıp bulalım?” dedi. Gragosyan, “Mahmut Efendi yanlış biliyorsunuz, benim öyle bir param yoktur. Bu kadar param olsa İstanbul’a giderdim, ne işim var bu kuytu yerlerde ayakkabıcılık yapayım” dediyse de gençler ölümle altınları teslim etmek arasında bir tercih yapması için onu ciddi şekilde zorladılar. Gragosyan, işin ciddi olduğunu anlayınca canından olmak istemedi ve çar-naçar altınları getirip çapulcu gençlere teslim etti. Gençler hemen altınların yarısı olan 500 altını emniyet amirinin evine götürüp teslim ettiler. Geri kalanını da kendi aralarında paylaştılar. Gragosyan sabahleyin erkenden karakola gidip amirin gelmesini bekledi. Amir gelir gelmez de içeri girip derdini anlattı ve şikâyet dilekçesini verdi. Amir hiç bire şey söylemeden hemen adamın falakaya yatırılıp copla dövülmesini emretti. Bekçiler dakikalarca adamı dövdüler. Adam can havliyle yalvardı, yakardı fakat bekçilerin duracağı yoktu. Nihayet, “Neden beni dövüyorsunuz?” dediğinde amir, “Altınları götürdüler mi götürmediler mi?” diye sordu. Adam, “Götürdüler” dedi. Amir, “Vurmaya devam edin” dedi. Grogasyan can acısıyla tekrar yalvardı: “Yeter Allah aşkına, beni öldüreceksiniz” dedi. Amir, “Götürdüler mi götürmediler mi?” diye sordu. Adam, “Götürmediler, yeter ki beni bırakın, götürmediler” dedi. Amir, “Vurmaya devam edin” dedi. Adam vücuduna isabet eden copların acısıyla son kez , “Allah aşkına, ne istiyorsunuz benden?” dedi. Amir, “Götürdüler mi götürmediler mi?” diye sordu. Adam, “Peki, nasıl bir cevap vermemi istiyorsunuz” dedi. Amir, “Götürmediler, diyeceksin” dedi. Adam, “Tamam, götürmediler, beni bırakın artık, götürmediler” dedi. Amir, “Gel, altınlarımı götürmediler, diye bu kâğıda imza at” dedi. Adam korku ve acıdan titreyen parmaklarla imza attı ve yüreğindeki ateşi küllemek için can havliyle karakoldan çıkıp ölüler karargâhına benzeyen evine döndü. Çapulcular gasp ettikleri altınlarla keyif sürerken Gragosyan korku, ıstırap ve mahiyeti tayin edilmeyen karmakarışık bir acıyla perişan bir haldeydi. Adeta dar kundura içinde azap çeken bir ayakkabı gibiydi. Artık yaşadığı muhitten kurtulmak ve bir an önce uzaklaşmak istiyordu. Nihayet evini ve dükkanını satıp İstanbul’a taşındı. Hey gidi günler hey! Yaşamak için öldürmeye ve gülmek için başkalarını ağlatmaya kendilerini mecbur hissedenler yaptıklarının hesabını ahirette elbette vereceklerdir. Evet, zaman çoğu kez başları ayak ayakları da baş yapar ve bu kısır döngü yüz yıllarca sürebilir. Halkın emniyeti kendisine emanet edilenler, halkın malını gasp edip onları emniyetsiz bırakabiliyorlar. Ama sonunda bu kısır döngü kırılır ve herkes yaptığının hesabını verir.
Ekleme Tarihi: 24 Ocak 2023 - Salı

Emniyet Amiri Soruyor: Altınlarını Götürdüler mi Götürmediler mi? (2)

Çapulcu gençler hiç zaman kaybetmeden o gece yarısından sonra ermeni vatandaşın evine gittiler ve kapıyı çaldılar. Ermeni vatandaş Gragosyan kapıya çıktı ve: “Buyurun Mahmut efendi, bu gece yarısı hayırdır inşallah” dedi. Gençlerden birisi, “Hayırdır, hayırdır kirve; bizi içeri almayacak mısın?” dedi. [Mardin’de Müslümanlar gayri Müslimlere Kirve, diye hitap ederler.] Gragosyan, “Valla Mahmut Efendi, bu gece yarısı beni korkuttunuz, ne istiyorsunuz bilmiyorum, buyurun bakalım” dedi ve onları içeri aldı. Ermeni vatandaşın kafası karışıktı. Çünkü bu adamlar tekin değillerdi.

Onları bir odaya aldı ve: “Buyurun, hayırdır bu gece yarısı, sizi dinliyorum” dedi. Mahmut, “Bak kirve; sözü uzatmayacağız. Senin bin altının vardır. İnkâr etmene gerek yoktur. Onu bize vermek mi istersin, yoksa seni öldürüp kendimiz mi altınları arayıp bulalım?” dedi. Gragosyan, “Mahmut Efendi yanlış biliyorsunuz, benim öyle bir param yoktur. Bu kadar param olsa İstanbul’a giderdim, ne işim var bu kuytu yerlerde ayakkabıcılık yapayım” dediyse de gençler ölümle altınları teslim etmek arasında bir tercih yapması için onu ciddi şekilde zorladılar. Gragosyan, işin ciddi olduğunu anlayınca canından olmak istemedi ve çar-naçar altınları getirip çapulcu gençlere teslim etti.

Gençler hemen altınların yarısı olan 500 altını emniyet amirinin evine götürüp teslim ettiler. Geri kalanını da kendi aralarında paylaştılar. Gragosyan sabahleyin erkenden karakola gidip amirin gelmesini bekledi. Amir gelir gelmez de içeri girip derdini anlattı ve şikâyet dilekçesini verdi. Amir hiç bire şey söylemeden hemen adamın falakaya yatırılıp copla dövülmesini emretti. Bekçiler dakikalarca adamı dövdüler. Adam can havliyle yalvardı, yakardı fakat bekçilerin duracağı yoktu. Nihayet, “Neden beni dövüyorsunuz?” dediğinde amir, “Altınları götürdüler mi götürmediler mi?” diye sordu. Adam, “Götürdüler” dedi. Amir, “Vurmaya devam edin” dedi.

Grogasyan can acısıyla tekrar yalvardı: “Yeter Allah aşkına, beni öldüreceksiniz” dedi. Amir, “Götürdüler mi götürmediler mi?” diye sordu. Adam, “Götürmediler, yeter ki beni bırakın, götürmediler”

dedi. Amir, “Vurmaya devam edin” dedi. Adam vücuduna isabet eden copların acısıyla son kez , “Allah aşkına, ne istiyorsunuz benden?” dedi. Amir, “Götürdüler mi götürmediler mi?” diye sordu. Adam, “Peki, nasıl bir cevap vermemi istiyorsunuz” dedi. Amir, “Götürmediler, diyeceksin” dedi. Adam, “Tamam, götürmediler, beni bırakın artık, götürmediler” dedi. Amir, “Gel, altınlarımı götürmediler, diye bu kâğıda imza at” dedi.

Adam korku ve acıdan titreyen parmaklarla imza attı ve yüreğindeki ateşi küllemek için can havliyle karakoldan çıkıp ölüler karargâhına benzeyen evine döndü. Çapulcular gasp ettikleri altınlarla keyif sürerken Gragosyan korku, ıstırap ve mahiyeti tayin edilmeyen karmakarışık bir acıyla perişan bir haldeydi. Adeta dar kundura içinde azap çeken bir ayakkabı gibiydi. Artık yaşadığı muhitten kurtulmak ve bir an önce uzaklaşmak istiyordu. Nihayet evini ve dükkanını satıp İstanbul’a taşındı.

Hey gidi günler hey! Yaşamak için öldürmeye ve gülmek için başkalarını ağlatmaya kendilerini mecbur hissedenler yaptıklarının hesabını ahirette elbette vereceklerdir. Evet, zaman çoğu kez başları ayak ayakları da baş yapar ve bu kısır döngü yüz yıllarca sürebilir. Halkın emniyeti kendisine emanet edilenler, halkın malını gasp edip onları emniyetsiz bırakabiliyorlar. Ama sonunda bu kısır döngü kırılır ve herkes yaptığının hesabını verir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.