MUSA KAZIM YILMAZ
Köşe Yazarı
MUSA KAZIM YILMAZ
 

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ADI ALTINDA KUR’AN-I KERİM’E YAPILAN HAKARET (2)

Nitekim “Bazıları, Meşrutiyet Şeriata muhaliftir, buna ne dersin?” şeklindeki bir soruya özetle şu cevabı veriyor: “Meşrutiyetin ruhu Şeriattan gelmedir; hayatı da Şeriattandır. Fakat zaruret sebebiyle teferruatta bazı farklılıklar olabilir. Kaldı ki, meşrutiyet döneminde meydana gelebilecek her (olumsuz) hadise, ondan kaynaklanıyor anlamına gelmez. Üstelik yüzde yüz şeriata uygunluk arz eden bir şey var mı? Şunu söylemek mümkündür ki, meşrutiyet sayesinde su-i istimallerin birçok yolu kapatılmış olur. İstibdatta ise su-i istimallerin yolları açıktır.” Bediüzzaman’ın da işaret ettiği gibi demokrasi, su-i istimalleri en aza indiren bir açıklık rejimidir. Onun dışındaki rejimler ise kapalı rejimlerdir. Denilebilir ki, inançlara saygısızlık, zulüm, İslam karşıtlığı, ırkçılık ve bunun gibi her türlü olumsuz nefret suçları rejimlerden değil, rejimleri keyfi eylemlerine alet yapan yöneticilerden kaynaklanıyor. Eğer demokratik idarenin başındaki yönetici tahakküm ve istibdat yanlısıysa o rejimin adı ne olursa olsun istibdattır. Onun için İslam’da devlet adamları rejimden daha önemlidir. Adaletleriyle dünyaya nam salan İslam halifeleri ve hükümdarları döneminde demokratik bir rejim yoktu ama ifade özgürlüğü vardı ve herkes adaletin önünde eşit haklara sahipti. Tarih boyunca böyle olduğu gibi, günümüzde de en iyi rejim dahi, kötü devlet adamlarının elinde çok berbat bir hale gelebilir. Ve özgürlükler ülkesi olduklarını iddia eden bazı ülke yöneticileri, “İfade özgürlüğü” ile “Hakaret” arasındaki çizgiyi fark etmeyecek kadar bağnaz olabiliyorlar. İsveç dışında bir örnek verecek olursak, İsrail devleti demokrasi rejimiyle idare edilmektedir. Ama Yahudi yöneticiler Filistinli Müslümanlara hiçbir hayat hakkı tanımıyorlar. Kuşkusuz 75 yıldan beridir süren bu zulmü bağnaz haçlılarınn desteğiyle sürdürebiliyorlar. Demokrasi rejimiyle övünen Amerika ve Avrupa kıtasında durum İsrail’dekinden farklı değildir. “İnsan hakları” diyorlar, bakıyorsunuz, enerji kaynaklarının bulunduğu İslam coğrafyasında, petrol yollarının güvenliğini sağlamak için, 2001 yılından günümüze kadar en az 4 milyon Müslümanı katletmişlerdir. Bugüne kadar yaptıkları gibi, bundan sonra da en ufak menfaatleri için milyonlarca Müslümanın katlini göze alabilirler. “Özgürlükler” diyorlar, İslâm coğrafyasında, kendileriyle işbirliği yapan ve insan haklarına saygısız olan diktatörlerle çok iyi anlaşıyor ve onları destekliyorlar. Oralarda serbest seçimlerin yapılmasının kendi menfaatlerine ters olacağını bildikleri için diktatörlüğün devam etmesi için her türlü dalavereyi yapıyorlar. Bakınız ABD’ye ve onun dünyadaki müttefiklerine… Eğer suç işleyen kişi, onların menfaat ilişkisi olduğu devletlerin vatandaşı ise, o suçluyu korurlar. Onu hiçbir zaman kanunlar önüne çıkarmazlar. Keza eğer suçlu, kendi siyasi emellerine hizmet eden bir ajansa on suçluyu her hâlükârda korurlar. 250 insanın ölümünden sorumlu tutulan Feto elebaşının hala ABD’de lüks bir hayat içinde yaşıyor olması bunun en açık örneğidir. Yine ABD, Mısır’da darbe yapan ve binlerce masum insanı öldüren Sisi’yi ve kendi vatandaşı olan bir gazeteciyi öldüren Suud’lu yetkiliyi hala koruyor. Bu konuda örnekler o kadar çok ki… Uzatmamak için kısa kesiyorum. Demek sorun demokrasi idaresinde değil, demokrasiyi menfaatlerine alet eden yöneticilerdedir. Bu itibarla, Avrupa liderlerinin Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Peygamber’e (sav) yapılan hakaretleri “İfade özgürlüğü” maddesi altında mütalaa etmeleri bize, “Özrü kabahatinden büyük” darb-ı meselini hatırlatmaktadır.
Ekleme Tarihi: 28 Ocak 2023 - Cumartesi

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ADI ALTINDA KUR’AN-I KERİM’E YAPILAN HAKARET (2)

Nitekim “Bazıları, Meşrutiyet Şeriata muhaliftir, buna ne dersin?” şeklindeki bir soruya özetle şu cevabı veriyor: “Meşrutiyetin ruhu Şeriattan gelmedir; hayatı da Şeriattandır. Fakat zaruret sebebiyle teferruatta bazı farklılıklar olabilir. Kaldı ki, meşrutiyet döneminde meydana gelebilecek her (olumsuz) hadise, ondan kaynaklanıyor anlamına gelmez. Üstelik yüzde yüz şeriata uygunluk arz

eden bir şey var mı? Şunu söylemek mümkündür ki, meşrutiyet sayesinde su-i istimallerin birçok yolu kapatılmış olur. İstibdatta ise su-i istimallerin yolları açıktır.”

Bediüzzaman’ın da işaret ettiği gibi demokrasi, su-i istimalleri en aza indiren bir açıklık rejimidir. Onun dışındaki rejimler ise kapalı rejimlerdir. Denilebilir ki, inançlara saygısızlık, zulüm, İslam karşıtlığı, ırkçılık ve bunun gibi her türlü olumsuz nefret suçları rejimlerden değil, rejimleri keyfi eylemlerine alet yapan yöneticilerden kaynaklanıyor. Eğer demokratik idarenin başındaki yönetici tahakküm ve istibdat yanlısıysa o rejimin adı ne olursa olsun istibdattır. Onun için İslam’da devlet adamları rejimden daha önemlidir.

Adaletleriyle dünyaya nam salan İslam halifeleri ve hükümdarları döneminde demokratik bir rejim yoktu ama ifade özgürlüğü vardı ve herkes adaletin önünde eşit haklara sahipti. Tarih boyunca böyle olduğu gibi, günümüzde de en iyi rejim dahi, kötü devlet adamlarının elinde çok berbat bir hale gelebilir. Ve özgürlükler ülkesi olduklarını iddia eden bazı ülke yöneticileri, “İfade özgürlüğü” ile “Hakaret” arasındaki çizgiyi fark etmeyecek kadar bağnaz olabiliyorlar. İsveç dışında bir örnek verecek olursak, İsrail devleti demokrasi rejimiyle idare edilmektedir. Ama Yahudi yöneticiler Filistinli Müslümanlara hiçbir hayat hakkı tanımıyorlar. Kuşkusuz 75 yıldan beridir süren bu zulmü bağnaz haçlılarınn desteğiyle sürdürebiliyorlar.

Demokrasi rejimiyle övünen Amerika ve Avrupa kıtasında durum İsrail’dekinden farklı değildir. “İnsan hakları” diyorlar, bakıyorsunuz, enerji kaynaklarının bulunduğu İslam coğrafyasında, petrol yollarının güvenliğini sağlamak için, 2001 yılından günümüze kadar en az 4 milyon Müslümanı katletmişlerdir. Bugüne kadar yaptıkları gibi, bundan sonra da en ufak menfaatleri için milyonlarca Müslümanın katlini göze

alabilirler. “Özgürlükler” diyorlar, İslâm coğrafyasında, kendileriyle işbirliği yapan ve insan haklarına saygısız olan diktatörlerle çok iyi anlaşıyor ve onları destekliyorlar. Oralarda serbest seçimlerin yapılmasının kendi menfaatlerine ters olacağını bildikleri için diktatörlüğün devam etmesi için her türlü dalavereyi yapıyorlar.

Bakınız ABD’ye ve onun dünyadaki müttefiklerine… Eğer suç işleyen kişi, onların menfaat ilişkisi olduğu devletlerin vatandaşı ise, o suçluyu korurlar. Onu hiçbir zaman kanunlar önüne çıkarmazlar. Keza eğer suçlu, kendi siyasi emellerine hizmet eden bir ajansa on suçluyu her hâlükârda korurlar. 250 insanın ölümünden sorumlu tutulan Feto elebaşının hala ABD’de lüks bir hayat içinde yaşıyor olması bunun en açık örneğidir. Yine ABD, Mısır’da darbe yapan ve binlerce masum insanı öldüren Sisi’yi ve kendi vatandaşı olan bir gazeteciyi öldüren Suud’lu yetkiliyi hala koruyor. Bu konuda örnekler o kadar çok ki… Uzatmamak için kısa kesiyorum.

Demek sorun demokrasi idaresinde değil, demokrasiyi menfaatlerine alet eden yöneticilerdedir. Bu itibarla, Avrupa liderlerinin Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Peygamber’e (sav) yapılan hakaretleri “İfade özgürlüğü” maddesi altında mütalaa etmeleri bize, “Özrü kabahatinden büyük” darb-ı meselini hatırlatmaktadır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniurfagazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.